Yasemin Arlat

Zonguldak’ta doğup büyüyen Yasemin Arlat, Hacettepe Üniversitesi Maden bölümünde eğitim görmüş ve üniversite yıllarından itibaren çevresindeki insanları da farklı alanlarda bağışçılık ve gönüllülük yapma konusunda teşvik etmiş biri. Yasemin Arlat’ın ilham veren bağışçılık öyküsü, yıllar içerisinde Türkiye’de bağışçılık kültürünün nasıl şekillendiğine, oluşan yeni yöntemlere ve dinamiklere tanıklık ediyor.

Çocuklar ve Doğa

Bağışçılığa nasıl mı başladım? Sanırım benim için bir vicdan muhasebesiyle başladı. Ama sonradan fark ettim ki; aslında bağış yapmak doğamda varmış.

İlk kapsamlı gönüllülük ve bağışçılık deneyimim, üniversite yıllarımda Çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyüyen bir ilkokul çocuğu ile tanışmam ve sonrasında o çocuğun yaşadığı yurdu ziyaret etmemle başladı. O zamanlar üyesi olduğum Halk Oyunları Derneği (HASAD)’dan arkadaşlarımı bir araya getirdim ve her hafta sonu Çocuk Esirgeme Kurumu’nu ziyarete giderek, orada yaşayan çocuklarla vakit geçirmeye başladık. Bu ilk deneyim bağışçılıktan, gönüllü olmaktan ve çocuklarla vakit geçirmekten ne kadar haz aldığımı fark etmemi sağladı. O yıllarda çocuklarla yaptığımız çalışmaları iş hayatına atıldıktan sonra da tekrarlamak istedik ve 54 kişiden oluşan bir grup kurduk. Ayda iki defa bir araya gelerek yine çocuk esirgeme kurumlarına ziyaretlere başladık. Sadece çocukları ziyaret etmekle kalmıyor, onların dilek ve isteklerini de yerine getiriyorduk. Bazen bütün bir günü farklı oyunlar oynayarak geçirmek ya da sadece bir hamburger yemek bile çocukları çok mutlu edebiliyordu. Grubumuzdaki her kişi 2-3 çocukla vakit geçirebiliyordu. Bu şekilde daha bireysel ilişkiler kurabiliyorduk. Her bir arkadaşımız ayırabildiği zaman ve maddi olanakları çerçevesinde beş yıl boyunca bu ziyaretleri devam ettirdi.

İş hayatına atıldığım sırada Çevre ve Kültür Değerlerini Tanıma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) ile tanıştım. ÇEKÜL’e hem kendim bağış yaptım, hem de iş arkadaşlarımın bağış yapmasını sağladım. O zamanlar bir bağış yöntemi olarak fidan dikmek yeni ortaya çıkıyordu. İş arkadaşlarıma doğumgünlerinde hediye almak yerine ÇEKÜL’e bağış yapmalarını önerdim. Bu fikir çok olumlu karşılandı ve yaklaşık üç yıl boyunca devam eden eğlenceli bir kurum içi etkinliğe dönüştü.

Yeni Yöntemler: Kitlesel Fonlama

17 yıldır çalıştığım Menka A.Ş.’de Yönetici ve Yönetim Kurulu Üyesi olan Ali Çebi ile birebir çalışmalarım sırasında Fongogo ile tanıştım. Ali Çebi’nin Kurucu Ortaklarından biri olduğu Fongogo bir kitlesel destek platformu. Sitedeki projeleri inceledim, tanıtımlarına baktım ve böyle bir sistemin varlığından çok etkilendim. Platformun işleyişine bakınca arkasındaki emeği ve yenilikçi yaklaşımı gördüm. Bu çok önemli bir olgu çünkü geçmişte yaptığım projelerden de biliyorum ki bu tür oluşumların sürdürülebilirliğini sağlamak çok zor oluyor.

Ben de üye olup Sinemasal Kültür Sanat Derneği, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) Aile Evi, Sen-De-Gel ve Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’ne bağışlar yaptım. Daha sonra çalıştığım kurum içinde ve arkadaşlarım arasında da bu platform yoluyla bağış yapılmasını teşvik ettim.

14 yaşında bir oğlum var, kendisi bağışçılık konusuna biraz uzak. Bir gün bir alışveriş merkezinde birlikte yürürken, Doğa Derneği’nin tanıtım masasına denk geldik. Burada nesli tükenmekte olan deniz canlılarından bahsediliyordu. Bu tanıtım oğlumun çok ilgisini çekti. Çevre konusu ilgi duyduğundan, bu konuda çalışan bir STK’ya destek olarak bir şeyler yapabileceğini görmekten etkilendi.  O günden sonra düzenli olarak Doğa Derneği’ne bağış yapmaya başladık. Oğlum iş yerime gelip Sinemasal ekibiyle tanıştığında toplumsal projelerin gençler tarafından da hayata geçirilebildiğini gördü. O da artık Fongogo’daki projeleri inceliyor ve küçük bağışlar yapıyor.

Üretken olmayan bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Bu yüzden gençlerin yaptıkları işler, üretime meyilli olmalarından dolayı beni çok etkiliyor. Kitlesel fonlama gibi yenilikçi yaklaşımlar üretkenliği ve daha uzun vadeli projeleri teşvik ediyor. Bu nedenle bu tür platformları elimden geldiğince destekliyor ve başarılarına inanıyorum. Bağış yapan insanların da açıkça bunu paylaşmaları gerektiğini düşünüyorum. Gençler bu konuda daha cesurlar. Oğlum yaptığı bağışları sosyal medyada paylaşıyor ve bununla gurur duyuyor. Kuşaklar arasındaki fark bu. Onlar için üretkenlik, görünür olmak ve yeni yöntemleri kullanmak bağışçılığın bir parçası.