Timur Erk

1980’den bu yana bağışçı ve toplum lideri olarak sivil toplumda çalışmalarımı sürdürüyorum. Bulunduğum kuruluşlarda, ilgili ekiplerle birlikte projeleri oluştururum, insanlara çalışmayla ilgili net mesaj verebilecek ve onları ikna edebilecek görsel materyalleri yaratırım, kendi yapabileceklerimi ortaya koyar, etkiyi arttırabilmek için işbirlikleri kurarım. Türk toplumunun bir şeye inanabilmesi için onu gözünün önünde canlandırabilmesi gerekiyor; ortaya ne çıkacağını bilmeli ki destekleyesin ya da bir parçası olsun. Etkili bağışçılık ve sivil toplum liderliği için elini taşın altına koymanın önemine inanıyorum. Bu doğrultuda her zaman maddi ve manevi olarak öncelikle üzerime düşeni yetine getirip çalışmanın temellerini attıktan sonra diğer kişi ve kuruluşları yapılan işe dahil etmeye gayret etmişimdir.

Kaynaklar kısıtlı olduğu için inandığım bir projeye başlamadığım veya yarıda bıraktığım hiç olmadı. Siz gerekli çalışmaları yaparsanız ve yakaladığınız başarıyı somutlaştırırsanız birileri bunu mutlaka görecektir ve arkası gelecektir. Zaten sosyal girişimci ruh eksikliklere takılıp kalmadan ilerlemeyi, fırsatları kendin yaratabilmeyi öngörür.  Kaydettiğiniz ilerlemeyi görünür kılabildiğiniz ve yapılabilirliği kanıtladığınız sürece paydaşlarınızın nazarında güvenirliğinizi  artırırsınız. Ben bunu yaşamamım boyunca ilke edindim, bu sayede çevremi harekete geçirebildim, büyük projeleri uygulamaya koyabildim.

Hem sanayici olarak hem sivil toplum lideri olarak topluma karşı sorumluluklarım var. Benim misyonum biraz da bu ikisini birleştirerek kolaylaştırıcılık rolü oynamak. Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği’nin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kimya Meclisi’nin, Sektörel Dernekler Federasyon’un yönetim kurulu başkanıyım. Tüm bu kuruluşlarla olan ilişkim birbirilerini besliyor. Bağışçıların sahip oldukları bağlantılarını iyi tartması ve sivil toplum için nasıl en faydalı şekilde kullanabileceğini düşünmesi gerekiyor. Önemsediğiniz konular hakkında konuştuğunuzda ve başarı hikayelerini anlattığınızda, insanlar kendiliğinden destekçi haline geliyorlar.

Başlangıçta kuruluşları geliştirmeye çalışırken, birebir mal varlığı ortaya koyarken, ilerleyen aşamalarda sistem oturduğunda kuruluşların bağışçı olarak bana olan bağımlılığı azalmış oldu. Artık başkalarının stratejik bağışçılığa adım atmasında ve onlara uygun projelerle eşleşmesinde bir nevi kolaylaştırıcılık rolü oynuyorum. Örneğin Bolluca Çocuk Köyü’nün Türkiye’de kurulması için gerekli olan büyük fonun temin edilmesi bu rolüm sayesinde mümkün olmuştur.

Ele aldığımız konular ile ilgili gündem yaratmak ve toplumda farkındalık oluşturmak benim için anlamlı olan bir diğer strateji. Bunun için basın iletişimi, kamusal etkinlikler, bilgilendirme kampanyalarının içinde birebir yer almaya çalışıyorum.

Bağışçı, aynı zamanda yenilikçi çözümler üretebilmelidir. Alzheimer bakıcılarına eğitim verilmesiyle  ilgili yeni bir çalışmaya başladım. Huzurevi değil farklı branşlarda poliklinik hizmetleri verecek bir ileri yaşam merkezi kurmak üzereyiz.  Gözden kaçırılan konuların üzerine eğiliyorum. Örneğin organ bağışçılığının yaygınlaştırılması ve bu konuda tabuların ortadan kalkması için farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Obezite ile mücadelemiz dokunulmamış alanlarda yürüttüğümüz çalışmaların bir diğeri.

Bağışçının küresel bir misyonu olmalı; ele aldığı yerel konuları uluslararası platformlara taşıyabilmeli,  uluslararası gelişme ve akımların kendi bölgesini nasıl etkileyebileceğini takip etmeli ve daha güçlü etki için desteklediği kuruluşların uluslararası hareketin bir parçası haline gelmesini sağlayabilmeli. Bizler dünya vatandaşı olarak sadece yaşadığımız yere değil ihtiyacı olan tüm toplumlara karşı sorumluyuz. Başkanı olduğum Uluslararası Böbrek Vakıfları Federasyonu üzerinden bu konuyla ilgili bir örnek vermek isterim. Özellikle Güney Asya ülkelerindeki sağlık kurumlarının ve sağlık alanında çalışan STK’ların proje tasarlama ve uygulama kapasitelerini güçlendirmelerine, koruyucu sağlık tedbirlerinin yaygınlaştırarak kıt kaynakları verimli bir biçimde kullanmalarına yardımcı oluyoruz. Bu ülkelere tek başına insani yardım sağlamak sorunları çözmediği gibi bağımlılığı arttırabiliyor. Bağışçıların bu konuda bilinçli hareket etmesi, kendilerinden başka neler verebileceklerini düşünmeleri ve özellikle yerel kapasite gelişimine öncelik vermeleri gerekiyor.

İlgi alanlarımın çeşitli olması ele aldığım konulara holistik çözümler getirebilmemi sağlıyor. Basit bir örnek vermek gerekirse ‘madde bağımlısı çocukların suça yönelimini nasıl azaltabiliriz’ diye düşünürken bir kimyacı, sağlık ve sokak çocuklarının korunması konularıyla ilgili bir kişi olarak aklıma tiner paket boylarını büyütmek geldi, bu şekilde bunların hem temini hem kullanımı zorlaşacaktı ve öyle de oldu. Stratejik bağışçılığı uygulamak isteyen kişiler bu özelliklerini geliştirmeli ve sorunu kökünden çözebilmek için farklı açılardan yaklaşarak bütünsel bir yöntem takip etmeli. Kendilerinin farklı alanlarda uzmanlık ve deneyimleri yoksa çeşitli uzmanlardan görüş alarak bunları sentezlemeye çalışabilirler.

Trakya’nın en eski ailelerinden sayılırız. 1917 doğumlu olan babam, Ethem Erk,  topraktan gelen zenginliği pekiştirmek için önce liseye sonra Almanya’ya kimya tahsiline gitmiş, savaş çıktığı zaman Türkiye’ye geri dönmüş. Sağlık veya ekonomi ile ilgili herhangi bir sıkıntısı olan babama başvururdu. Türkiye’nin ilk kauçuk sanayicilerinden biri olan babam o yoğunluğuna rağmen onların Marco Paşası olarak sorunlarıyla ilgilenirdi. Onun genleri bana geçmiş. Ben de aynı şekilde hem kendimi topluma karşı sorumlu hissediyor, hem de insanların ve kuruluşların önünü açacak işler yapmaktan müthiş keyif alıyorum.

Kızım 19 yaşında rahmetli olduğunda, evlat acısı bizleri haliyle çok etkiledi. O zaman her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu ve ortamdan ne elde etmişsek onu topluma geri vermemiz gerektiği düşüncesi bende doğdu. 45 yaşlarındaydım ve maddi manevi verecek bir şeylerim vardı.  Kızım lisedeyken sınıfında sosyal sorumluluk etkinlikleri organize ederdi. Onun ideallerini gerçekleştirmek için kendimi hayır işlerine ve beyin zekatına verdim. Bir şekilde başarılı oldum herhalde ki farklı farklı yerlerden yönetim kurullarında yer almam için teklifler geliyor. Etkili rol oynayabilmek için bu tekliflerin hepsini elbette kabul etmiyorum. Nerede fark yaratabileceksem, orası ile kendimi sınırlı tutmaya çalışıyorum.

Yardımdan ziyade hizmet projelerini desteklemeyi tercih ediyorum. 1985 yılında Lions Kulübü Başkanlığı yaparken benimsediğim ‘balık vermek yerine balık tutmasını öğretmek’ prensibini kalkınma projelerinde hayata geçirmeye gayret ediyorum. Stratejik bağışçılığın temelinde bir seferlik yardım yapmak yerine kalıcı etki yaratacak, sorunu kökünden çözecek müdahaleler yatar. Belki daha fazla yatırım yapmanız gerekir ama böylesi inanın, uzun vadede çok daha ekonomiktir, çünkü kaynaklarınızı doğru yere koymuş olursunuz.