Tangül Sınav

Sanatçı bir ailede doğdum. Annem halı desinatörü, babam etnografya profesörüydü. Akademi yani şimdiki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi’nin ve Tatbiki Güzel Sanatlar şimdiki Marmara Üniversite, içinde geçti çocukluğum. Hoş bir çocukluktu, sanat ve sanatçılarla içiçeydi. Önce konservatuarda tiyatro sonra felsefe eğitimi aldım. Her şekilde okumaya devam ediyorum, şu an da işletme okuyorum mesela. Uzun bir süre senaristlik yaptım. Şu anda senaryo ve yapım hocalığı ile senaryo danışmanlığı yapıyorum. Sonra kendimi sanatçı bir ailenin annesi olarak buldum.

Çocukları büyütürken gençlerle çok yoğun bir şekilde beraber oluyorsunuz.  Ailemizde yaşları 4 ile 27 yaş arasında değişen 16 genç var. Belki babamın da eğitimci olmasından dolayı gençler ve eğitim bizim için çok önemli. Toplumdaki gençler beni çok ilgilendiriyor çünkü toplumu yapılandıran, geleceğimizi belirleyenlerin gençler olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de sonuç odaklı, diploma almayı son hedef haline getiren bir eğitim anlayışı var. Gençler geleceklerini garanti altına almanın yolunun diplomadan geçtiğini düşünüyorlar. Ama aldıkları eğitim sanattan ve hayattan kopuk. Bu elbette onların suçu değil. Yaşamı boyunca türlü sınavları geçmek zorunda kalan, master ve çeşitli sertifika sahibi işsiz insanlar yaratıyoruz. Eğitimde ciddi bir reform yapılması gerekiyor.  Eğitim sistemi gençlerin ne olacağını belirliyor. Size ne olacağınızı söylemeyen bir sistem oluşturulmalı ki istediğiniz yerde olamazsanız bile bunun sorumluluğu size ait olsun.

Siz nasıl bir toplum ideali kurarsanız kurun olması gereken oluyor, değiştiremiyorsunuz. Önemli olan farkındalığı daha yoğun olan, neyi-neden yaşadığını bilen bireylerden oluşan bir toplum. Bizler etrafımızda gördüğümüz her şeyden sorumluyuz. Fakat gördüklerimizi gereğinden fazla içselleştirip dışardan bakma yeteneğimizi de kaybetmemeliyiz. Tam tersine gördüklerimiz, farkındalığımızı arttırmalı.

Son dönemde artan bir öfke hali, her şeye muhalefet olma ve kuşku ile yaklaşma var. Olumlu hiçbir şey alkışlanmıyor. Bu, elimizdekini görmemize ve bütünü algılamamıza engel oluyor. Hem farkındalığı olan gençler yetiştirmek, hem de formal eğitime alternatif gelişim olanakları sunmak için bizler birikimlerimiz doğrultusunda sivil toplum kuruluşları içinde yer almalı, kendimize uyan şekillerde onları desteklemeliyiz.

Benim sivil toplumla ilk tanışıklığım  önce Çekül  sonra Türker İnanoğlu Vakfı (TÜRVAK) ile başladı. TÜRVAK’da senaryo hocalığı yaptım. Sinema konusunda eğitim alma olanakları sınırlı Türkiye’de. TÜRVAK’ta “Tren kaçtı ben sinemacı olamayacağım” diyen insanlar için gerçekten çok büyük bir olanak sağlanıyor ve çok büyük bir özveri ile çalışmalar sürdürülüyor. O çalışmanın içinde olmak da çok hoşuma gitmişti, Çekül de öyle. Gerçekten ikisi de çok idealist çalışmalardı.

Genç Hayat Vakfı ile çocuklarım sayesinde tanıştım. Vakfın kuruluşu sırasında, gençlerin sorunları, ihtiyaçları ve gelecek beklentilerini belirlemek amacıyla bir çalışma yapılmıştı. Çocuklarım, özellikle küçük oğlum, bu çalışmayı bayağı önemsemiş ciddiye almıştı. Eee sizde annesiniz çocuklarınızı etkileyen çalışma sizin de dikkatinizi çekiyor.  Hele gençlik alanında çalışan bir vakfın varlığının çocuklarınızın ilgisini çekmesi doğal olarak sizi de etkiliyor.  İlk önceleri vakfa maddi bağışçı olarak katıldım, düzenli bağışlar yapıyordum. Daha sonra çektikleri tanıtım filmlerinde gönüllü danışmanlık, seslendirmeler için sanatçı ve stüdyo ayarlanması gibi mesleğin getirdiği avantajlardan yararlanarak yardımlarda bulundum.

Genç Hayat Vakfı’nın genç bir kadrosu var bu yüzden onlarla çalışmak heyecan verici. Genç kadronun dinamizmi ve bir şeyleri gerçekleştirme hali bu zamana kadar alışık olduğum çalışma biçimlerinden çok farklı. Vakıf beni Yönetim Kurulu’na davet etmeden önce eğitimlerine çağırırdı. Bir etkinlikte bütün öğrencilere “neden geldiniz?” diye soruluyordu, bana da soruldu. Ben de “bu vakıfta çalışanlara gıpta ettiğim için geldim” diye yazdım. Bu şekilde dâhil edilmek çok güzel, böylece vakıf hakkında bilgi edinince gönüllü oluyorsun. Bu, seni orada yaşatıyor ve sonra yeni bir ufuk açıyor. Genç Hayat Vakfı seni içine alıyor dışarda bırakmıyor. Sadece bağış yaptığın bir yer değil, daha canlı olarak dâhil oluyorsun.

Genç Hayat Vakfı’nın hoşuma giden taraflarından bir diğeri de doğrudan gençlerle çalışmanın yanı sıra onlara değenleri de hedef grup olarak kapsamına alması. Önce öğretmenlere sonra velilere en son talebelere gidiliyor çünkü sadece gençleri bilinçlendirmekle bu iş olmuyor; onları çevreleyen şartları iyileştirmeniz ve onlara dokunan kişilere de ulaşmanız gerekiyor.

Geçen sene Eşitlik İçerde Şiddet Dışarda diye bir proje yapıldı ve o proje kapsamında kısa metrajlı film çekmeye karar verdiler. Dolayısıyla yaptıkları benim alanıma ciddi bir şekilde girmiş oldu. O projenin içinde gönüllü olarak bulunduğum zaman daha farklı bir platformla karşı karşıya kaldım. Önce bir kere bir projenin vakıf içinde işleyişine daha yakından tanık oldum. Diğer türlü bir proje yapılmış, sonuçları şu olmuş şeklinde istatistiki bir bilgiyle karşı karşıya kalıyorsun. Ama bu şekilde birfiil içinde olmak daha farklı bir heyecan verdi. Üstüne üstlük saha çalışmasına da katılma şansım oldu.

Şiddetsiz bir Toplum Nasıl Olmalı?” konusu üzerine önce öğretmenlere, velilere ve öğrencilere bir eğitim verildi; sonra öğrencilerden konu ile ilgili bir kısa metrajlı film çekmeleri istendi. Bu çekim ekiplerinin başına da  Üniversiteli ağabeyler ve ablalar getirildi. Gönüllü gençlerin öğrencilerle çalışması ve film çekimlerinde onlara yardım etmelerini kolaylaştırma noktasında ben projeye dahil oldum. Ama gönüllü gençler yeterli sayıda olmayınca gidilmeyen birkaç okula ben gittim. Bu okullar İstanbul’un epey dışında kalan okullardı. Orada gençlerle bir araya gelmiş oldum. Gençlere nasıl dokunduğumuzu daha iyi anladım. Şiddet konusunun onların beyinlerinde nasıl bir değişime uğradığının, nasıl bir gelecek kurmak istediklerini, bu projenin onları nasıl etkilediğini canlı olarak gördüm. Senaryo hocalığı yapmaya başladıktan sonra ben daha çok şey öğrendim aslında. Bu gençlerle karşı karşıya kaldığım zaman çok profesyonel ekiplerle çalışıp da bu kadar amatör grupların arasında neler yaşanabileceğine tanık oldum. O pür duygu ve bilgi ile şiddetsiz bir toplum için düşünmek, tartışmak ve bir orta yol bulmak durumunda kaldılar. Onların beyinlerindeki fikir fırtınalarına yakından tanık olmak gerçekten çok heyecan vericiydi. Aslen sadece eğitim kısmına dâhil olacakken kurgu ve müzik gibi konularda daha çok kafa yordum ve katılım göstermek durumunda kaldım. Bu bana daha çok heyecan verdi.

Bu sayede senelerce biriktirdiğiniz bilginin bir yararını görmüş ve bunu bir yere aktarmış oluyorsunuz Aktarırken de kendinizi geliştiriyorsunuz, çünkü kendi ezberlerinizi bozuyorsunuz.

Gönüllü çalışmanın böyle bir tarafı var. Bambaşka bir bakış açısı getiriyor, bambaşka bir pencereden bakmak durumunda kalıyorsunuz. Biz kendi yaşadığımız şeylerle kendimizi kapatıp “benim doğrum bu, yanlışım bu, ben siyah giyerim, ben beyaz giyerim” gibi şeylerle kendimizi sınırlıyoruz, ama gençlerin böyle bir duruşu yok. Onlarla çalışırken nasıl kendilerini yenileyebildiklerini gördüm. Eşitlik İçerde Şiddet Dışarda Projesi’nden alınan sonuçlar gayet iyiydi. Kimi gençler yaptıklarını beğenmeyip hayal kırıklığı yaşadılar, kimi yaptıklarını yeterli bulmayıp yeni fırsatlar, olanaklar tanınmasını istediler. Yapılan proje sadece bununla kalmadı, şiddet konusunda onların kafasında yeni bir tanım oluştu.

Kişilerin bağışçılığa nasıl yaklaşacağı kendilerine bağlı. Ben Genç Hayat Vakfı’nda başlangıçta o kadar aktif değildim, sadece düzenli bağışçıydım, ama projeler geliştikçe, yaptıklarını duydukça vakıf daha çok ilgimi çekti. Bence bilerek, doğru yere bağış yapmak gerekiyor. Mesela alışverişten çıkıyorsunuz bir vakıf veya dernekten bir genç size çalışmalarını anlatıyor, bağış istiyor. Bazen düşünmeden o anda veriyorsunuz. Nereye bağış yaptığının araştırmasını yapmak kişinin kendi sorumluluğu. Diğer türlü sadece vicdanınızı rahatlatıyorsunuz. “Ben gerçekten yararlı olabilecek miyim” diye düşünmek lazım. Hepimiz kendi alanımızda bilgi sahibi oluyoruz. Beni şu an Tangül yapan bir bilgi kaynağı var. Bu bilgiyi paylaşmazsam bir anlamı yok. Amaç sadece para kazanmak değil, yararlı olmak olmalı. Ben güzel yemek yapıyorsam komşum onun tadına bakabilmeli. Bir şekilde insanlara dokunmamız gerekiyor.

Ben Eşitlik İçerde Şiddet Dışarda projesi ile 30 çocuğa dokundum, bu benim iki haftamı aldı ama 50 senelik birikimimle o bireylere dokundum. Kişiler sadece maddi destek vermek istiyorlarsa bunda bir sakınca yok. Doğru yerler olduğu ve kendi prensiplerine ters düşmeyen yerler olduğu sürece sadece bağışçı olarak da katılabilirler çünkü hepimizin zamanı o kadar müsait değil. Ama gönüllü olarak çalışacaksak gerçekten destekleyeceğimiz kuruluşlar kendi değerlerimizin ne kadar örtüştüğüne dikkat etmemiz ve kendimizden neler verebileceğimizi iyi düşünmemiz lazım. İyi işlerin yapılmasında sadece sivil toplum kuruluşlarının değil bizlerin de sorumluluğu var. Yer aldığınız projeler sizin de projeniz olmalı ki olumlu sonuçlar alınsın.