Sina Afra

18’li yaşlarımda annemle kariyerim hakkında yaptığımız konuşmaları hatırlıyorum; sağlam bir eğitim ve garantili bir işin ne kadar önemli olduğunu tekrarlardı. Sanat tarihçisi bir anne ve diplomat bir babanın oğlu olarak kendimi hiç girişimci olarak hayal etmemiştim. Ailemde girişimcilik kültürü aşılanmamasına rağmen daha sonra girişimciliği besleyen yerlerde bulunmam ve karşıma etkileyici bazı girişimcilerin çıkmasıyla girişimcilik yaşamıma girdi. Benim hikayeme bakıldığında genç girişimcilerin ortaya çıkmasını sağlamak için uygun ortam ve gerekli bağlantılar yaratmanın önemi anlaşılıyor. Bu saptamadan hareketle, kendi deneyim, bağlantı ve kaynaklarını gençlerin girişimci olarak yetişebilmelerine katkıda bulunmak için kullanmak isteyen kişilerle biraraya gelerek Girişimcilik Vakfı’nı kurduk.

40 yaşıma kadar Almanya, İsviçre ve Amerika gibi bir dizi farklı ülkede yaşadım. 1993’te stajyer olarak KPMG ile kurumsal hayatıma başladım. KPMG’de 12 yıl kaldıktan sonra ebay’e geçtim. Burada ilk defa çok sayıda başarılı girişimciyle tanışma fırsatı buldum. O zaman dünyanın en fazla masaüstü kurulumu yapılan yazılımı olan, değeri 2,8 milyar doları bulan, Skype’ın kurucusu Niklas Zennström’ün bakış açısından çok etkilenmiştim. 2006’da melek yatırımcı olarak girişimcilere yatırım yapmaya başladım. Daha çok internet şirketlerine yatırım yaptım. 5.5 sene de 12 tane şirket kurdum, 24 şirkete yatırım yaptım. Girişimcilik virüsünü kapmıştım. 2008’de ortaklarımla kurduğumuz Markafoni beklenilenin üzerinde bir başarı gösterdi.

Toplumumuzda girişimcilik aileler tarafından teşvik edilmiyor. Aile içinde girişimciliği besleyen bir eğitim almasa bile kişi girişimcilik ekosisteminin içine girildiğinde girişimcilik yaşam tarzı haline gelebiliyor. 2008’den bu yana 48 kez üniversitelerde konuşma yaptığım düşünülecek olursa gençlerin girişimcilik konusunu sevdiklerini ve benim Markafoni maceramdan ilham aldıklarını söylemek yanlış olmaz.  Girişimci olma fikri onları heyecanlandırıyor ama nereden başlayacaklarını bilemiyorlar. Halbuki artık şirket kurmak eskiye göre çok daha kolay. Mobil ve internet teknolojileri ile 50 yılda yapılacak şeyler bir yıl içerisinde yapılabiliyor. STK’lar hali hazırda girişimci olmaya karar vermiş insanlara destek veriyorlar ama tabanda bu çalışmaların eksikliğini duyuyoruz. Yani var olan girişimciler güçlendiriliyor ama girişimciliği yaygınlaştırmaya yönelik çok fazla organize çaba bulunmuyor.  Vakıf kurma düşüncesi bu boşluğu fark etmemizle doğdu.

Ben 20 yaşımdayken bir girişimci olarak şansımı deneseydim başarılı olur muydum veya bugünkünden daha farklı sonuçlar ortaya koyar mıydım bilemiyorum. Ama girişimciliği erken yaşta denemek isteyen gençlere şans vermek gerektiğini düşünüyorum. Vakıf girişimci olmayı hedefleyen gençlere 12 ay süresince burs verecek. 24 yaşının altındaki üniversite öğrencileri burs programına başvurabilecek ve bunların arasından beş aşamalı sınavı başarılı olarak geçenler burs almaya hak kazanacaklar. Her sene vakfa belli bir miktar fon aktararak ilk 40 bursunun fonlanmasını ben kişisel olarak üstleneceğim. Bunun üzerine verilecek burs sayısı ise vakfın geliştirdiği kaynağa göre belirlenecek.  Vakfın amacı girişimci olmak isteyen gençleri sadece finansal olarak desteklemek değil, aynı zamanda onların özgüvenini geliştirmelerine yardımcı olmak ve motivasyonlarını arttırmak. Bunun için yapacağımız şeylerden biri bursiyelerimizin katılımıyla sene boyunca enformal toplantılar düzenlemek olacak. Bu toplantılarda deneyimlerini paylaşmak üzere ulusal ve uluslararası girişimcileri davet edeceğiz. Mütevelli heyetimiz Türkiye’nin önde gelen girişimcilerinden oluşuyor. Bursiyelerimizin mütevelli heyeti üyelerine erişimlerini kolaylaştırmak ve mentörlük almalarını sağlamanın yanı sıra Kaufmann Vakfı, Schwab Vakfı, Dünya Ekonomik Forumu gibi ağlarla temaslarımız sayesinde onların uluslararası girişimcilik ekosistemin de bir parçası olmasını sağlayacağız.

Gençlere girişimciliğe dair ilham verirken diğer yandan da “toplumdan aldığını topluma geri vermek” anlayışını onlara erkenden kazandırmak istiyoruz. Vatan tanımı herkese göre değişse bile kendinizi ait hissettiğiniz topluma katkıda bulunmanız lazım. Benim için “topluma geri vermek” sadece belli bir sosyal projeye fon aktarımı yapmak değildir; hem maddi ve hem manevi bir değer sistemini içerir.  Para verip sorumluluğunuzdan kurtulmak yerine, kendi dünya görüşünüzü, tutkunuzu, deneyiminizi işin içine kattığınızda yaratacağınız etki çok daha büyük olur.  Örneğin bir okul kurmak istiyor olabilirsiniz ama sadece okulun inşaatına katkıda bulunmak yerine yaratıcılık, eleştirel düşünce gibi sizin değerlerinizi de yansıtacak bir eğitim modelinin uygulanmasına odaklanabilirsiniz. Ya da sporun bir dalı sizin tutkunuz ise spor kompleksi kurup işin içinden sıyrılmak yerine o tesiste yapılacak sporların hangi ekole daha yakın olacağının belirlenmesi, bu akımdan en iyi eğitmelerin bulunması gibi içeriğe yönelik alanlarda da kendinizden birşeyler ortaya koymanız gerekir. Bill Gates, Warren Buffett veya Hüsnü Özyeğin gibi girişimcilerin de yaptıkları budur. Bu konuda onlara ilham verecek bir girişimci-bağışçı ile gençleri senede bir kez biraraya getirerek belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra topluma değer kazandırma, geri verme misyonunu yüklenmelerini teşvik edeceğiz. Böylece bundan 20 yıl sonra bu toplantıları hatırlayıp sosyal sorumluluklarını düşünecekleri uzun vadeli bir projenin tohumlarını ekmiş oluyoruz.

Ebay’in kurucusu Pierre Omidyar “toplumdan aldığını topluma geri verme” konusunda beni en çok etkileyen kişilerden biri. Omidyar erken yaşta büyük başarılar elde etmiş olmasına rağmen çok mütevazı bir yaşam sürüyor. 10 milyar dolarlık servetinin her sene %1’irini bağışlıyor ve nereye ne kadar verdiği ile ilgili bilgileri açıklıyor. Başarı elde eden girişimciler neden bağış yapar? Benim için şöyle bir gerekçe var: Markafoni’yi Türkiye’de kurdum, şirket burada başarılı oldu, şimdi topluma geri verme ihtiyacı duyuyorum. Ya çılgın şeyler yapacağım ya da şansı daha az yaver giden kişilere yardımcı olacağım. Misal Türkiye’de bağımsız basın ihtiyacını karşılamak için şeffaf bir bilgi ağı kuruldu. Ben de benzer bir noktadan hareket ediyorum; somut bir ihtiyacı karşılayacak bir kurum yaratmak daha büyük bir ev, ikinci bir araba almaktan daha anlamlı. Sizin yolunuzdan gidebilecek insanlara yol açmak için inandırıcılığınız olmalı, bildiğiniz bir alan üzerinden gitmelisiniz. Ben kişisel hikayemle paralellik kurarak bildiğim ve inandığım bir alanda vakıf kurmakla topluma katabileceğim değeri arttırmış oluyorum.

Toplumdan aldığını topluma geri vermek insana mutluluk verir. Topluma kattığınız değerler bu dünyadaki varlığınızın ötesine geçerek yarınlara ulaşır. Nejat Eczacıbaşı ve Kadir Has gibi kişiler yarattıkları anlamlarla yaşıyor ve nesiller boyu yaşamaya da devam edecekler. Türkiye’de köklü bir hayırseverlik kültürü bulunuyor. Bu kültür olmasaydı bugün birçok üniversite ayakta kalamaz, pekçok önemli festival gerçekleşmezdi. Toplumda dönüşüm yaratabilmek için hayırseverliği belli bir hedef doğrultusunda, stratejik bir temele oturtmak gerekir. Filantropi en çok yeni iş alanları yarattığında ve insanların kapasitelerini güçlendirdiğinde gerçek potansiyelini ortaya koyabilir. Biz de Girişimcilik Vakfı ile ülkede farklı bir alternatif yaratıyor olmanın ve ilerisi için iyi bir şey yapmanın heyecanını duyuyoruz.