Rana Erkan Tabanca

İngiltere’de Sanat Tarihi okuduktan sonra Türkiye’ye dönüp turizm, radyo ve televizyon programcılığı, reklam ve organizasyon gibi birçok alanda çalışan Rana Erkan Tabanca halen birçok özel organizasyonda kendi metinlerini yazarak sunuculuk yapıyor ve Alaçatı’da Alavya adında butik bir otel işletiyor. Tabanca, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Bir Dilek Tut, Tohum Otizm Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı, İstanbul Modern gibi birçok vakıf ve dernekte gönüllü olarak yer alıyor ve zaman zaman bu kuruluşların yardım gecelerinde bağış toplanması için çalışıyor.

Bir Bağış Yöntemi Olarak Uzmanlık Paylaşımı

30-35 yıllık iş yaşamımda turizm, iletişim, radyo-televizyon, gazetecilik, reklamcılık gibi çok farklı sektörlerde çalıştım ve iş hayatına başladığımdan bu yana hep sivil toplumla yakın bir temasım oldu. Yardımlaşmayı seven insanların bağışçılık kültürüne ve sivil toplumla ilgili bir şeyler yapmaya daha kolay adapte olabileceklerini düşünüyorum.  Bağışçılık ve yardım yapmanın insanın içinde olması gereken bir dürtü olduğunu düşünüyorum. Ben de yapım itibariyle insanlara yardım etmeyi seven ve bundan haz duyan bir insanım. Birine nasıl bir hediye alacağımdan tutun, birinin işini halletmek, başka biriyle tanışmasına vesile olmak gibi konularda insanlara yardım etmeyi çok severim. Yapım böyle olunca da sivil topluma çok uzun yıllardır bağış yapmanın ve bazı kuruluşların yönetim kurullarında görev almanın yanı sıra çeşitli sektörlerde kazandığım uzmanlıklarımı da kullanarak sivil toplum kuruluşlarına destek olmaya gayret ediyorum.

Önceleri sivil toplum kuruluşlarının bağış geceleri ve özel etkinliklerinde sunum yaparak destek olmaya başladım. Çok çeşitli ve çok sayıdaki sivil toplum kuruluşu için en uzun soluklu verdiğim desteklerden biri “Master of Ceremony” olarak da adlandırılan sunum çalışmaları oldu. Master of Ceremony sadece sunuculuktan ibaret değildir; sivil toplum kuruluşlarının ihtiyaçlarına göre özel metin hazırlamayı ve STK’ların özel etkinliklerini sunmayı da kapsar.  İlk olarak benim de kuruluşundan bu yana yapılanmasına şahit olduğum ve kurucusu olan arkadaşım Mine Narin’in bütün emeklerini gördüğüm ve ektikleri ağaçta kendimi bir dal olarak hissettiğim Tohum Otizm Vakfı’nın bir bağış gecesinde sunum yaptım.

Daha sonra Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV),  Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Bir Dilek Tut Derneği gibi birçok vakıf ve derneğin etkinlikleri için gönüllü sunumlar gerçekleştirdim. Bu etkinlikler genellikle farklı kişilerin bir araya gelerek vakıf ve dernekler için ciddi miktarlarda bağış yaptıkları etkinliklerdi. Şu sıralar daha çok Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı ve İstanbul Modern Kültür Elçisi görevlerime vakit ayırıyorum.

Kız çocuklarının eğitimini çok önemsiyorum. Bence bütün kadınlar kendi ayakları üzerinde özgürce durabilmeli. Kız çocuklarının eğitiminin ülkenin en büyük yatırımlarından biri olmasını ve bu konuda bir seferberlik yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Eğitim alan kızların ileride daha sağlıklı aileler kuracaklarına, kendi eşlerini ve çocuklarını da en iyi şekilde eğiteceklerine inanıyorum. STK’lar farklı alanlarda muazzam işler yapıyorlar. Ancak,  eğitimin eksik olduğu yerde diğer alanlarda da gelişme kaydedilemeyeceğine inanan biri olarak yaptığım bağış ve gönüllü çalışmalarda bu konuyu ilk sıraya koyuyorum.

Bireylerin STK’lara Destek için Çevrelerini Harekete Geçirmelerinin Önemi

Maddi desteğin yanı sıra farklı şekillerde de STK’lara katkı sağlanabileceğine inanıyorum. Sunum, fikir destekleri ve Yönetim Kurulu görevlerinin yanı sıra; projelere katkıda bulunmak ve katkıda bulunmak isteyeceğini düşündüğüm diğer kişilerle STK’ları bir araya getirmek de önemli adımlar. Rahmetli Türkan Saylan zamanında, 1999’daki deprem sonrasında ÇYDD’nin de katkılarıyla İstanbul Yardım Grubu adlı bir grup kurmuştuk mesela. Birçok iş insanından oluşan bu grup Yalova’da depremzedeler için konaklama amaçlı büyük bir prefabrik yaptırdı. Bu acil durum projesine birçok iş insanı katıldı ve çalışmanın hayata geçirilmesine katkıda bulundu. Bu prefabrik yapının şimdilerde üniversitenin bir parçası olarak kullanılarak değerlendirilmeye devam edilmesini de önemli buluyorum. Sayısız toplumsal sorun olan bir dönemde farklı alanlarda çalışmalar yapılması gerekiyor. Ben bu tür projelerde fitil rolü üstlendiğime inanıyorum. Etkilendiğim projeler beni çok çabuk ateşliyor ve hemen bir şeyler yapmak için harekete geçme güdüsü oluşuyor.  İnandığım projelere dahil olmaları ya da destek vermeleri için tanıdıklarımı da yönlendirmekten kaçınmıyorum.

Prof. Hüsamettin Koçan’ın gerçekleşen hayali olan Baksı Kültür ve Sanat Vakfı, içinde kız çocukların eğitimi, kadın istihdamı, sanatla yerel ve evrenseli bütünleştiren Anadolu’ya bir geri dönüş çağrısı. Çevremde konuya duyarlı kişileri projeyi desteklemeleri konusunda yönlendirdiğim oluşumlardan da bir tanesi. Baksı’ya hiç gitmemiş dostlarım sadece sözüme güvenerek bu projenin içinde yer almayı kabul ettiler. Bu benim için çok büyük bir ödüldü. Güven kazanmış olmak bu konularda en önemli unsur. Baksı Kültür ve Sanat Vakfı destek verdiğim diğer STK’lardan çok daha farklı olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi olağanüstü bir bölgede kurulmuş çok farklı bir örnek ve yapı olması. Baksı Müzesi’nin İstanbul Modern’deki açılışının sunumunu yaptıktan sonra Hüsamettin Hoca Vakfın sadece kadınlardan oluşan Yönetim Kurulu’nda görev almamı teklif etti.

STK’ların Toplumsal Sorunların Çözümündeki Rolü

STK’lar birçok farklı yolla bağış toplayabilir ve bireysel bağışçı ve destek kazanabilirler. Örneğin biz bir arkadaşımızın doğum günü için kendisine hediye alacağımıza, grup olarak ÇYDD aracılığıyla ulaştığımız Galatasaray Üniversitesi’nde okuyan bir kız öğrencinin 4 sene boyunca eğitimin karşıladık.

STK’larla bu yakın temasım, gönüllü çalışmalarım ve ürettiğimiz projeler sırasında çok cömert, yürekli ve özel insanlarla tanıştım. Sadece maddi anlamda değil, ellerinden gelen bütün imkanlarla maddi manevi destek olmak isteyen kişiler gördüm. Sivil toplum kuruluşları kanalıyla bu tarz insanlarla tanışmak benim adıma en büyük zenginlik oldu.

Sivil topluma gönül verdiyseniz, bir proje başka bir projenin kapısını açıyor, çalışmalarınız zincirleme şeklinde gidiyor.  Benim için yapacağım herhangi bir işin, içinde bulunacağım bir projenin sonunda manevi bir yarar saplayıp sağlamayacağı çok önemli. Eğer yapılacak çalışma ya da işin herhangi bir manevi yönü yoksa içinde bulunmayı tercih etmiyorum. Özellikle birçok insanın bir araya geldiği büyük etkinliklerin manevi bir tarafı bulunmuyorsa o etkinlik için harcanan emeğe çok üzülüyorum. Anahtar kelime farkındalık, farkındalık olunca açılıyor bütün kapılar. Türkiye’de ve dünyada yapılması gereken çok ve bu ihtiyaçları giderecek bağışların ve çeşitli çalışmaların bir çağlayan gibi akması gerektiğini düşünüyorum. STK’ların kendi çalıştıkları alanda bağışçılardan destek talep ederken fazla ısrarcı olmak yerine aydınlatıcı, eğitici ve dahil edici olmalarının daha etkili olacağı fikrindeyim.