Mehmet Selim Baki
Barış için Müzik Vakfı, ‘bu adaletsiz dünyada neleri değiştirebiliriz, gücümüz neye yeter’ diye düşünürken ortaya çıkan bir proje. Müziğin gücüne olan inancım bu hareketi tetikledi. Müzik, en büyük hayalim olan adalet ve barış için bir araç diyebiliriz.
Teknik üniversite eğitimi tamamladıktan sonra mimarlık ve inşaat üzerine çalıştım. 10 senedir ticari hiçbir faaliyet yapmıyorum. Şu anda tüm zamanımı vakfın işlerine adamış durumdayım. Vakıftaki rolüm vizyonu çizmek, doğru insanları bir araya getirmek, organizasyonu sağlamak. Sırtımda enstrüman taşıdığım günler de oldu, inşaat sırasında ustaların başında durduğum da. Zamanımı, ideallerimi, kişisel varlığımın hepsini vakfa bağladığımı söyleyebilirim. Aynı anda pek çok şeyle uğraştığınızda ve hayatınızı kompartımanlara böldüğünüzde hiçbirinden istediğiniz verimi tam olarak alamıyorsunuz. Benim için gemileri yakma zamanı geldiğinde gençlik hayalimi takip edip Edirnekapı’daki çocuklara yönelik müzik eğitimi çalışmalarına başladım.
Bundan yaklaşık 20 sene önce, ÇEKÜL vakfının 25 kurucusundan biri olarak, bir buçuk sene boyunca vakfın kurulması için çabalamıştım. Vakfın genel sekreterliğini yaptım. Sivil topluma girişim ve bir vakfı kurma-yönetme, ortak bir ideali gerçekleştirmek için başkalarıyla birlikte yürüme deneyimini böylelikle yaşamış oldum.
Adaletsizlik, gizli savaş durumu ve gerçek toplumsal barışı yaşayamamak beni hep rahatsız etmiştir. Çatışma ve şiddetin illa savaş alanında olması gerekmiyor. Şiddet aile içinde, trafikte, okulda, hastanede, sokakta, her yerde farklı formlarda karşımıza çıkıyor. Barış için Müzik Vakfı ise ‘öyle bir şey yapalım ki bu gidişatı değiştirelim, biz değiştiremesek bile, o ateşi yakalım’ fikri ile ortaya çıktı. Burada bütüncül bir yöntem uygulamaya koyuyor, hümanizmi üst başlık olarak kabul ediyoruz. Bu, ekolojik bilinci de kapsıyor, bireylerin birbirine karşı saygılı olmasını da, mahallelinin içerilmesini de. Bu yöntemi başka kuruluşlarda görmüş olsaydık onlarla işbirliği yapabilirdik, ancak kendi doğru bulduğumuz yöntemi uygulayarak hayalimizdeki değişimi yaratmak istedik. Uyguladığımız yöntemden sonuç almaya başlayınca bunun başka yerlerde de işleyebileceğini düşündük ve başka kuşaklara bunu aktarmanın yolunun vakıf olduğuna karar verdik. Bu bir deneme idi, iyi sonuç verdi; tekrarlanabilir, yaygınlaştırabilir, başka yerlere adapte edilebilir.
Aldığım mimarlık eğitiminin projeyi şekillendirmeye kuşkusuz faydası oldu. Mimarlığın vermiş olduğu lensler ile topluma ve şehre başka türlü bakabiliyorsunuz. Gerçekleştirilen faaliyeti vuku bulduğu çevreden bağımsız olarak düşünmedik. Oranın dokusunu ve dinamiklerini anlayarak projeyi geliştirmeye çalıştık. Bir yanımızda Kariye Müzesi diğer yanımızda Mihrimah Sultan Camisi; Anadolu’nun dört bir yanından iç göçle gelmiş aileler ile burası hem demografik hem tarihsel açıdan büyük bir çeşitlilik arz ediyor. Temellerini atmak istediğimiz kişilerarası diyalog ile seçtiğimiz mekanın ne kadar uyuştuğundan zamanla daha da emin olduk.
Burada yaşayanlar ilk önce yaptığımız işe şüphe ile yaklaştılar. Muhafazakar bir çevrede müzik yapmak uygun görülmüyordu. Üstelik biz nereden gelmiştik ve amacımız neydi? Şu anda kara çarşaflı bir anne çocuğunu müzik eğitimine göndermekle kalmayıp çocuğun evde yaptığı tekrarlara yardımcı olabilmek için hocalardan tavsiye alıyor. Hayatını Nişantaşı veya Beyoğlu’nda geçirmiş bir hoca ile muhafazakar diyebileceğimiz bir kişi birlikte vakit geçiriyor ve hiçbiri bir diğerine ‘sen neden böylesin’ demiyor. Bizim için toplumsal barış böyle gerçekleşir.
İlk olarak müzik eğitimine akordeon ile başladık. Çünkü akordeon çok sesli müzik eğitimine imkan tanıyor, sokağa taşınabiliyor, her yerde çalınabiliyor. Bando kurup o bandoyu sokakta yürütebilmek insanlara ulaşabilmek adına güzel bir şey, ama yeterli değil. Bandonun içinde her çocuğun çevreye ve toplumsal olaylara duyarlı, öz güveni gelişmiş, başka oluşumlara liderlik edebilecek duruma gelmesi gerekiyor. İşte o zaman, bando çocukların sahip oldukları özelliklerle yarattığı enerji sayesinde insanları etkileyebilir. Yedi senedir böyle bir bütüncül anlayışla çocuklara müzik eğitimi veriyoruz ve değişimi gözlemleyebiliyoruz.
Toplumsal barışın temellerini oluşturduğunu düşündüğümüz konuları çocuklara ders işler gibi anlatmıyoruz. Onun yerine çocuklar buradaki ilişki biçimi ve insanların yaşam şeklini görüyor ve kendilerine pay çıkartıyorlar. Burada bir yaşam alanı oluşturmaya çalışıyoruz. Bunu ne kadar genişletebiliriz diye bakıyoruz. Buranın hepimizin ortak malı olduğunu, onu korumanın yetmeyeceğini, birlikte geliştirmemiz gerektiğini söylüyoruz. 12 yaşında bir çocuğa sınıf teslim ettiğinizde kendisine verilen değeri görüyor ve sorumluluğunu sonuna kadar götürüyor. Yaşanılan değişim o kadar aşikar ki. Örneğin çocuklar başta sevgilerini şiddet ile ifade ediyorlardı. Bunu bir şekilde değiştirebildik. Artık bizlerin müdahalesine gerek kalmadan hepsi birbirini ve çevresini etkiliyor.
Hiyerarşik bir ilişki biçimini veya üstten bakan bir yaklaşımı asla benimsemedik. Mahallelinin katılımı ve onlarla birlikte bir şeyleri değiştirebilmek bizim işimizin temelinde yer alıyor. Sizi kabullenmedikleri, inanmadıkları, sizinle birlikte bir şey yapmadıklarını hissettiklerinde katılımlarını sağlamanız mümkün değil. Onların katılımı olmazsa bu iş eksik kalırdı. Vakfın işleyişi ve faaliyetleri ile ilgili ailelerin, çocukların, esnafın, mahallelinin, kısacası herkesin fikri alınır.
Çocuklar konser verdiklerinde, otobüs tutulur, veliler de konseri izler. Sizin için sıradan olabilecek bir olay onların hayatını değiştirebiliyor. Bunun sıradanlaşması ve farklı kesimlerden kişilerin aynı sırayı paylaşarak bir konseri izleyebilmeleri gerekiyor. ‘Sadakamı vereyim ama asla aynı mekanı paylaşmayayım’ anlayışını doğru bulmuyorum. Bunu kırabilmek için yaşam ve ilişki biçiminizi değiştirmelisiniz. Mahallenin klasik müziği kucaklaması kolay oldu ama asıl zor olan güç sahiplerinin bu eşiği aşmasını sağlamak. Dikkat ederseniz klasik müzik konserlerinin dinleyicileri de, o enstrümanları çalabilenler de hep aynı kişilerdir. Bu azınlığın azınlığa verdiği bir şov olmamalı. Biz bunu değiştirmeye çalışıyoruz.
Yıllarca yaptığımız katkılar ile ilgili konuşmamayı tercih ettik. Halbuki karşılıksız eğitim verdiğimiz bu okulu işletmenin bir bedeli var. Bunlardan bahsediyor olmak işin değerini azaltacakmış gibi geldi ve her şeyi kendi çabalarımızla karşılamaya gayret ettik. Ama bir an geldi ve ‘ben bunu kendi birikimlerimden veriyorum’ demem gerekti. Başkalarının desteğine güvenerek bir girişim başlatmak yetmiyor; insanların güçleri ölçüsünde kendilerinden de bir şeyler vermeleri gerekiyor. Sahip olduklarımın neredeyse tamamını okula aktararak başkalarına da örnek olabileceğimi düşünüyorum.
Bu zamana kadar kaynak geliştirme çalışması yürütmedik. Öncelikle işin ilkelerini oturtmak istedik. Yedi yıl sonunda bunu yapabildiğimiz için artık proje temelli sponsorluk alabileceğimizi düşünüyoruz. Bunun dışında vakfa sürdürülebilir gelir sağlamak için pet şişelerin dönüşümünü yapacak bir şirket kurdum. Ticari faaliyetlerimi durdurmuş olmama rağmen, vakfın işleri büyüdüğü için son kalan fonlarımla böyle bir yatırım yapmaya karar verdim. Ayrıca yine hedeflerimizle uygun bir şekilde vakfın iktisadi işletmesini kuruyoruz. Klasik müziğin elit bir şey olmaktan çıkmasının önündeki engellerden biri enstrümanların pahalılığı. Bu noktadan hareketle iktisadi işletmemiz uygun fiyata, iyi enstrümanlar bulup bunların piyasada teminini sağlayacak. Bu ticari girişimler ile bir yandan vakfın mali sürdürebilirliğini sağlamaya çalışırken diğer yandan vakfın misyonunu oluşturan saç ayaklarını da farklı araçlarla yaşama geçirmiş oluruz.
Bugün vakfımızda 7-14 yaş arasında 700 çocuk düzenli müzik eğitimi alıyor, ulaşılan toplam öğrenci sayısı ise 3000. Enstrüman çalmak dışında, solfej, armoni bilgisi, müzik tarihi gibi dersleri de içeren çok sesli müzik eğitimi, vakıf ve İlköğretim okullarının binalarında sürdürülüyor. Barış İçin Müzik Vakfı ve El Sistema öğrencilerinin katılımıyla 200 kişilik Venezuela-Türkiye Çocuk Orkestrası kurulması için işbirliği yaptık. Proje kapsamında, Barış İçin Müzik öğretmenleri, El Sistema’da staj yapmak üzere Venezuela’nın başkenti Karakas’ta bulundular. 2013 ise Türkiye ve Venezuela’da ortak konserler düzenlediğimiz bir yıl.
Vicdan diye bir şey varsa insanların adaleti sağlamak için bir şeyler yapması lazım. En büyük güvenlik adaleti sağlamaktır. Herkes bir şey yaparsa dünya değişir. Böyle bir girişim çocuklarınıza bir apartman bırakmaktan çok daha değerlidir.


