Gülderen İnal

Boyner Holding Ay Marka Mağazacılık ’ta Tedarikten sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olan Gülderen İnal üniversite yıllarından itibaren sivil toplumu desteklemiş olan bir bağışçı. Elektronik mühendisliğinden tedarik zinciri yönetimine uzanan profesyonel birikimini şimdi Kilisli kadınların emeğinin değerlendirilmesi üzerine yoğunlaştırıyor. İki çocuk annesi olan İnal, Aziz Nesin Vakfı’nda yaptığı çalışmalarda edindiği farkındalık ve özveriyi çocuklarına da aşılıyor.

Bağışçılıkla ilgili hikâyem üniversite yıllarımda başladı. Mühendislik ve ardından İşletme Bölümü’nde okudum. Üniversiteyi bitirdikten sonra ilk maaşımı aldığımda, kendi ihtiyaçlarım olmasına rağmen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ndeki burs fonlarına katkı yapmaya başladım. Maaşımın bir kısmını mutlaka oradaki bursiyerlere ayırırdım. Dünya oldukça adaletsiz bir yer.  Herkes aynı imkânlara sahip olarak doğmuyor ve bu gerçek beni çok mutsuz ediyor. Sonuçta kimse nerde doğacağına, nasıl olacağına, ne yapacağına karar veremiyor ve hayatı boyunca kendi karar veremediği seçeneklerin hikâyesini yaşıyor. Benim en azından başlangıç noktam sıfırdan büyük. Bir kişinin bile hayatına dokunabilmem ve onun hayatına ufacık bir katkı yapabilmem benim için büyük bir şans. Bunu biraz da görev olarak görüyorum ve bir devir teslimi olması gerektiğini düşünüyorum. Yani siz yapabiliyorsanız bir sonraki kişiye de bu görevi teslim etmelisiniz.

Aziz Nesin ve Ali Nesin’in baba oğul mektuplarını okudum. Bir kısmını ağlayarak okuduğum o mektuplarda anlatılan vakıf kuruluşundaki zorluklar, imkânsızlıklar ve sonuçta sadece ve sadece okumak isteyip de okuyamayan çocuklar için yapılmış bir vakıf kurulması beni çok etkiledi. Vakfın var oluş amacını son derece anlamlı buldum. O dönemde Vakıf’la iletişime geçtim ve desteklemeye başladım. Vakıf’ta kalan çocuklardan bir tanesi üniversitede moda tasarım okurken bir süre işyerimde çalıştı ve ben de onun projelerine sponsor oldum.

Benim Yuvam diye devlete bağlı çocuk esirgeme kurumlarıyla yakın çalışan bir grup var. Onlardan aldığım bilgiler doğrultusunda birkaç yuvayı ziyaret ettim. O yuvalarda çocuklar sarılmak için üstünüze atlar çünkü inanılmaz bir sevgi ihtiyaçları vardır. O yuvaların yiyecek veya malzeme gibi maddi ihtiyaçları yoktur. Nesin Vakfı’nda ise durum bunun tam tersidir. Vakfa gittiğiniz zaman çocuklar sizinle ilgilenmezler; kendilerince koşar oynarlar, çünkü bir aile ortamında büyüyorlar. Orada ihtiyaçlar daha fizikseldir; mesela kömür alınması, gelir getirmesi için bir ceviz bahçesi oluşturulması gibi endişeler hakimdir. Nesin Vakfı’nda yaşayan çocukların ihtiyaçlarının düzenli olarak karşılanabilmesi için maddi kaynaklarda sürdürülebilirlik sağlamak temel sorunu teşkil ediyor. Ben de kendi kaynaklarım ile tedarikçi kaynaklarımı buluşturarak maddi ihtiyaçların bir kısmını gidermek üzere vakfa destek olmaya çalışıyorum.

2013’te Ümit Boyner ve Aysun Sayın’la Diyarbakır’daki kadın girişimcilerle buluşmak üzere bir toplantıya katıldım. Orada Özyeğin Vakfı Kırsal Kalkınma Programı ile ilgilenen Nurcan Baysal’la da tanıştım Bu ziyarette kırsal kalkınma projeleri hakkında oldukça faydalı bilgiler edindik. Kadınlar orada sabun, bal, el işi örme gibi geleneksel ürünler üretiyorlar. “Bu ürünler nasıl değerlendirilebilir, Kilis’teki kadın kooperatifi Boyner Holding ile nasıl çalışabilir” diye kendimize sorduk. O tartışmanın içinde masanın tedarik zinciri tarafında oturan kişi olarak bu üretimi ve kurulacak ilişkiyi daha sürdürülebilir hale getirmek için ne yapabileceğimi düşündüm. Çünkü hayır işi olarak satılan ürünlerin sürekliliği olmuyor. İnsanlar bir kere yardım etmek için alıyor ve sonra bunun arkası gelmiyor. Kadınlara gelir getirmek için piyasaya sürülen bir ürünün de piyasadaki diğer ürünlerle aynı kalitede ve çekicilikte olması gerekir. Kaliteli bir ürünün satışından elde edilen karla aynı zamanda belli bir sosyal grubun destekleniyor olması ürünün tercih sebebi haline gelebilir. Bu temelde bir iş planı geliştirdim. Bu noktada tasarımların hazırlanması ve sonrasında kadınlara anlatılıp üretim, tüm malzeme ve sevkiyat organizasyonunu Meltem Gülmez ‘in inanılmaz özverili çalışması ile başardık.  Herhangi bir ticari ürün gibi kadınların ürünü özel tasarımıyla, iş planıyla alıcılara sunuldu. Kilisli kadınlar için bu, bir seferlik iş değil, sürdürülebilir bir kaynak haline gelmeliydi. 35 kadının ürettiği ürünlerin üç sezondur satışta olmasını sağlayarak bu hedefimize ulaşabildik. Kadınlar böylece ürettiklerinin gerçek değerini alıyorlar. Elde edilen kâr üretim yapan kadınların yaşadıkları köylere gönderiliyor. Oluşturulan bu fon Özyeğin Vakfı tarafından çeşme yapımı, okul onarımı gibi köyün çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılıyor. Hayalim bu işi daha fazla kadınla yapmak, uluslararası bir marka yaratmak ve daha çok mağazada ürünleri satmak.

İşim gereği birçok tedarikçi ile çalışıyorum ama 35 kadınla yaptığım çalışmadan aldığım hazzı başka hiçbir faaliyetimde almıyorum. Buna arkadaşlarım da tanıklık ediyorlar ve “seni hiç bu kadar memnun görmemiştik” diyorlar. Tasarımcımız da kadınlar için gönüllü olarak yaptığı modellemelerden sonra oradaki kadınların heyecanını paylaşmanın verdiği mutluluğun paha biçilmez olduğunu söylüyor. Bir kadının, bir insanın, bir çocuğun hayat kalitesini bir nebze iyileştirebilirsem ne mutlu bana.

Bir şekilde yardım etmek isteyen pek çok insan var ama nereden başlayacaklarını bilemiyorlar. Mesela sokakta Suriyeliler var. Onlara evimdekinin yarısını götürüp vermek istiyorum ama bu bir çözüm değil. Belki Suriyeliler’le çalışan bir vakfa yardım etmek gerekli. Nasıl organize olunacağını veya etkili şekilde destek verileceğini bilmediğini söyleyen insanlar,  bana fikrimi sorduklarında onları kendi yaptığım işlere dâhil etmeye çalışıyorum. Örneğin Nesin Vakfı’nı anlatıyorum, tasarım bilen arkadaşlarımdan Kilisli kadınların ürünleri için tasarım yapmalarını istiyorum. Destekle Değiştir gibi farklı projeleri ve sivil toplum kuruluşlarını tanıyabilecekleri ve başkalarıyla birlikte destek olabilecekleri bağış etkinliklerine katılmaya teşvik ediyorum. Benim uzmanlığım iş planı ve tedarik zinciri. Maddi bağışlarımın yanı sıra bu uzmanlığı kullanarak ve profesyonel birikimimi sosyal alana aktararak toplumsal gelişime destek olmaya çalışıyorum

Beni en fazla rahatsız eden konuların başında insanlar arasındaki saygı sorunu geliyor. İnsanların seçemedikleri  (nerede, nasıl bir ailenin içine, hangi dil veya hangi dinde doğduğunun üzerinden hiçbir etkisinin olmaması gibi)  şeyler var. Bu farklılıklara göre bireylere birinci, ikinci, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapılıyor. İnsanları, kendi belirleyemedikleri bir şey üzerinden yargılamak ve iyi veya kötü olduklarına karar vermek ne kadar doğru olabilir ki? Bence insanlar vicdanlı ve vicdansız olarak ikiye ayrılıyor. Onun dışında başka bir ayrım olmamalı. Ayrımcılık sorununu çözmeden diğer toplumsal sorunları çözemeyeceğimizi düşünüyorum. Keşke insanlar birbirini olduğu gibi, cinsiyeti, dili, dini, hangi şehirde yaşadığı, okuması yazma durumuna bakmadan kabul edebilse. Farklılıklarımıza rağmen hep beraber ve ayrım gözetmeden yaşayabilmeyi istiyorum… En büyük hayalim kimsenin kimseyi yargılamadığı ve sorgulamadığı bir toplum düzeni oluşması.