Ferhat Şenatalar

Öğrenciyken okulun kooperatifinde çalışırdım. Elde edilen gelirin kütüphane için ansiklopedi seti alınması veya kız voleybol takımının ihtiyaçlarının giderilmesi için kullanılmasına öncülük ederdim. İstanbul Sultanahmet Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde işletme okudum. Sonra Fransa, Nancy’de yüksek lisans yaptım. Kanada, Norveç, İsveç, Avusturya ve İtalya’da yaygın eğitim programlarına katıldım. Çeşitli işletmelerde yönetici ve danışman olarak çalıştım. Çalışma yaşamında eğitimin önemi üzerinde durdum. Per-Yön’ün yurt dışı temsilciliğini yürüttüm. Yurtdışındayken çok sayıda okulu gezme imkanı buldum. ‘İyi okulun nasıl olması gerektiğine’ dair fikrim bu şekilde oluştu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) “Bir Kızım Var, Öğretmen Olacak” projesi kapsamında beş kız öğrenciye burs vererek bağışçılığa başladım. Projenin yıllık değerlendirme toplantısı esnasında Türkan Hanım (Saylan) “Bitirilecek işler var, az miktarda desteklerle çok şey yapılabilir” dedi ve bana desteklemem için üç farklı proje sundu. Ben en dar kapsamlı olan, Siirt’in Eruh kazasındaki yüz elli kişilik bir yurdun yapımını tercih ettim. O günden itibaren hayatım değişti. 2002’de Türkan Hanım’la beraber Siirt’e gittik, yapılacakları belirledik. Olanaklarımı zorladım ve sonunda yurdu baştan aşağı donattık. ‘Bir şey yapıyorsam, iyisini yapayım’ dedim. Bilgisayarlar, yazıcı, fotokopi makinesinden projeksiyon, ses sitemi, piyano, kütüphanesine kadar her türlü ihtiyaçlarını karşıladık. Bunların hepsini birebir kendim seçip uygun fiyatlara temin ettim ve yurda gönderdim.

Bağışımı yaparken beklentilerimi ortaya koydum. Burada anne-babalar gelip kızlarını ziyaret edebilsinler, konaklayabilsinler; orkestra kurulsun; spor ve kültür-sanat etkinlikleri yapılsın istedim. Hepsi de yavaş yavaş gerçekleşti.  Son gittiğimde çok sesli koro kurduklarını gördüm ve bu beni inanılmaz duygulandırdı. Öğrencilerle yaptığımız toplantıda iki ilginç soruyla karşılaştım: birincisi ‘bunu bize neden yaptınız?’, ikincisi ‘burcunuz nedir?’ idi. ‘Sizin iyi şartlarda okumaya hakkınız, benimse bunları bir nebze olsun yerine getirmeye imkanım var’ dedim. Benim için bir arabaya bir araba daha katmanın anlamı yok, zaten benim arabam da yok. Ben elimde avucumda ne varsa özellikle Doğu’daki çocukların eğitim şartlarının iyileştirilmesi ve Avrupa ülkelerinde görmüş olduğum çağdaş uygulamaları deneyimleyebilmeleri için kullanıyorum, bunu yaparken çok da mutlu oluyorum. Böylece hayatım daha bir anlam kazanıyor.

Eruh’tan sonra Midyat Kız Meslek Lisesi öğrencilerine yönelik 60 kişilik bir yurt yaptık. Ben de bu projenin gönüllü koordinatörlüğünü yürüttüm. Gerektiği yerde eksiklerini tamamladım. Yurt hizmete açıldığında altı-yedi çevre vilayetten gelen öğrenciler yurttan faydalandı. Bu kızlarımız demokratik bir ortamda yetişti ve bir değişim sürecine girdiler. Herkes okul yaptırıyor, halbuki o çocukların okula erişimi sağlanmadıktan sonra okul neye yarar? “Haydi kızlar okula” diyoruz ama gerekli şartları sağlamıyoruz. Daha yapılması gereken çok şey var. Benim ideal dünyamda bütün kız çocukları okula gidebiliyor, okul dışındaki zamanlarını yaratıcı ve geliştirici faaliyetlerle geçirebiliyor, eğitimlerini sorunsuz olarak tamamlıyor ve kendi seçtikleri mesleği yapabiliyorlar.

Bu çalışmaları takiben Mardin-Midyat’ın Kuyucak mezrasında dört sınıflı bir köy okulu yaptırdım. Çanakkale’nin Akçakoyun beldesindeki  yatılı bölge ortaokulunu, okulun müdürü ile birlikte dönüştürdük. Bireysel bağışçıların sağladıkları bir miktar fonları vardı ama bu fonu ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl kullanacaklarına dair vizyonları kısıtlıydı. Yaptığımız çalışmalar ve sağladığımız donanım sayesinde okulun hem akademik başarı sıralaması yükseldi, hem de çevre ilçeler arasındaki kültür-sanat yarışmalarındaki temsili ve başarısı da bir o oranda arttı. Okul, modern koşulları ve çevre ile uyumu sayesinde bir cennet köşesine dönüştü.

Mardin-Midyat’a bağlı Söğütlü’de açılan anaokulu okul müdürüne tam takır teslim edilmişti. Her sınıfı yavaş yavaş donattık, bir dizi sosyal faaliyet başlattık. Şimdi çocuklar 23 Nisan kutlamalarında salsa gösterisi yapıyor. Dostlarım, velilerden eleştiri alacağım yönünde beni uyarmıştı ama beklenilenin tam tersi oldu. Aileler çocuklarının gösterisini izlemekten mutlu oluyor, bizlere teşekkür ediyorlar.

2009’a kadar profesyonel yaşamım devam etti. İşletmemin başındayken de bu işlerin peşinde koşturmaktan geri durmadım. Yaşamımı buna göre organize ettim. Hiçbir zaman parayı verip işi takip etmemezlik yapmadım. Her zaman birebir projelerin içinde oldum. Bugün ‘iyi ki kendim yapmışım’ diyebiliyorum. Zamanımı, bilgimi, paramı doğru yere kullandım. Satın alma prosedürlerini mesleğim gereği iyi bildiğim için malzemelerin seçimini, alımını, gönderimini üstlendim. Ekipman, donanım ve altyapıyı sağlarken maliyeti düşürebilecek çözümler buldum. Onların işlerine yaramayacak, ilgisiz ayni katkılar yapmamaya özen gösterdim. Her bir projenin doğru şekilde tasarlanması için önce bölgede gidip zaman geçirdim, insanlarla konuştum, ihtiyaçları yerinde tespit ettim.

Seçtiğiniz ürünlerle çocukların günlük yaşamlarını zenginleştirme imkanınız oluyor. Örneğin elimin değdiği her yurda ses sistemi ve CD’ler göndermeye çalıştım, çocuklar klasik müzik ile uyansınlar diye. 30’u aşkın okula satranç setleri gönderdim, çocukların zihinsel gelişimi güçlensin diye. Bunlarla da sınırlı kalmadım aileleri kız çocuklarını okutmaları için ikna ettim.  Valilerin, kaymakamların desteğini sağlamak için görüşmeler yaptım. Hayali olan ve bunu nasıl gerçekleştirileceğini bilmeyen bağışçılara yol yöntem göstererek, onları ihtiyacın en fazla olduğu yerlere yönlendirerek yardımcı oldum.

Kızların okuması çok şeyi değiştirir. İnsana ne verirseniz onu alırsınız. Her şeyden önce eğitime erişim bir haktır. Kızlarımızın içinde bulundukları koşullardan çıkıp daha iyi bir yaşama ulaşabilmeleri ancak eğitim ile mümkün olabilir. Kızların eğitimi onların etrafındakilerin gelişimi ve yaşadıkları yerin kalkınması için de bir araçtır. Bir kişinin yaşamını değiştirmekte payının olması müthiş bir duygu.

Öğrencilerin Ferhat Amcasıyım, sırdaşıyım. Çalıştığımız yörelere gidip bana “Ferhat Amca” diye seslenmelerini duydukça inanın, dünyanın en mutlu insanı oluyorum. Sadece çocuklar değil aileleri de o kadar yakın davranıyorlar ki bir kez daha motivasyonum artıyor. Öğrencilerin çoğu düzenli olarak mektup yazıyor, bana hayatlarını anlatıyorlar. Burada şehrin göbeğinde kimsenin arayıp birbirine “Nasılsın?” diye sorduğu yok.  Eski dostlarla nadiren de olsa bir araya geldiğimizde hastalıklarımızdan bahsediyoruz, bu insanı umutsuzluğa sürüklüyor. Gençlerle birlikte olmak insanın kafasını değiştiriyor, can katıyor.

Bağış yapmış olmak için bağış yapmadım. Bana göre bağıştaki maksat projelerin gerçekleştirilmesini sağlamak için her türlü kaynağı ortaya koymaktır. Zengin değilim, zaten maddi olarak 80 milyar tutarında bir yardım yaptım, o da parça parça gerçekleşti. Benim zaten amacım bunun yapılabilirliğini göstermekti. Zengin olmanız gerekmez, herkes bir şeyler yapabilir, sadece yardım etmeye karar verin yeter. Sivil toplum kuruluşları o kadar az kaynakla o kadar harika işler başarıyorlar ki, sizler de bu çalışmaları destekleyerek bunun bir parçası olabilirsiniz.