Yazan: Yusuf Mertkan Koyuncu
Yardımseverlik koşuları (charity run), sivil toplum kuruluşlarının (STK) görünürlük kazanmaları ve bireysel bağışçılara ulaşmaları için her geçen yıl daha etkili bir yönteme dönüşüyor. Yardımseverlik koşusu modelini Türkiye’de tanıtmak ve yaygınlaştırmak amacıyla kurulan ilk sivil toplum oluşum olan Adım Adım’ın İstanbul Maratonu 2016 yılı verileri de bunu doğruluyor. Başta koşu olmak üzere yüzme, bisiklet, dağcılık gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla STK’lara maddi maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlayan oluşumda 2015 yılında 8 STK yer alırken, bu yıl bu sayının 29’a çıkmış olması modelin STK’ların kaynak geliştirme çalışmaları açısından da önem kazandığını gösteriyor. Bununla birlikte, gönüllü koşucuların ve bireysel bağışçıların da yardımseverlik koşusunda katılım ve katkılarının 2016 yılında artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Adım Adım tarafından paylaşılan verilere göre, geçen seneye göre %214’lük bir artış göstererek sayısı 4.884’e ulaşan gönüllü koşucular, yine geçen yıla kıyasla %204’lük bir artışla sayısı 69,453’e ulaşan bireysel bağışçıdan destekledikleri STK’lar için bağış topladı. Adım Adım aracılığı ile toplamda 6.731,049 TL bağış toplanan 2016 İstanbul Maratonu’nundan çıkan bu tablo, bireysel bağışçıların desteklerini güven duydukları ve inandıkları kuruluşlara yapmak istediklerini ve kendilerinin veya bir yakınlarının iyi bir deneyim yaşadıkları STK’lara tekrar bağış yapma eğilimde oldukları bilgisini de destekler nitelikte. Gönüllü bireysel ve kurumsal koşucuların bir STK için kendi çevrelerindeki kişilerden bağış toplamaları, destekledikleri STK’nın çalışmaları için referans olmaları ve STK’nın bir parçası gibi hareket etmeleri bu kişilerin stratejik bağışlar yapmalarına da katkı sağlıyor.
13 Kasım 2016 tarihinde gerçekleşen İstanbul Maratonu’nda bu yıl ilk kez yardımseverlik koşusuna katılan ve çevresinde farkındalık yaratarak desteklediği STK için bağış toplayan Yusuf Mertkan Koyuncu deneyimini bizimle paylaştı.
Ben Yusuf Mertkan Koyuncu, 32 yaşındayım. 2007’de Çankaya Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği lisans bölümünü, 2010’da ODTÜ’de yine aynı bölümün yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra 2002’de başlayan Ankara serüvenime son verdim. Sonrasında baba mesleğini denemek üzere iki senemi Antalya’da geçirdim ve geç olmadan İstanbul’a dönme kararı aldım. 2013 yılından beri kız kardeşim ve kedimiz ile beraber İstanbul’da yaşıyorum. Şu anda bir telekomünikasyon firmasında analist olarak çalışıyorum.
Çok sıkı bir koşucu olmamakla beraber vakit buldukça koşmaktan keyif alan biri olarak maraton deneyimini hep merak etmişimdir. Eski bir arkadaşım sayesinde bu seneki maratona katılma kararı aldım. Sonrasında ise kız arkadaşımın yönlendirmesiyle Adım Adım’dan haberdar oldum. Yapacağım eylemin sonucunda inandığım ve değişimin bir parçası olmak isteyeceğim bir alana katkıda bulunma fikri hem çok hoşuma gitti hem de koşu için motive olmamı sağladı.
Hangi sivil toplum kuruluşu için koşacağımı seçmek ise sandığımdan daha zor oldu. Adım Adım’a kayıt olduktan sonra öncelikle katılan STK’ların sayfalarını inceledim, projelerini okudum. İtiraf etmem gerekir ki daha önce bilmediğim ve kendi alanlarında çok kıymetli işler yaptıklarını bu sayede öğrendiğim sivil toplum kuruluşları olduğunu görmek benim için hem şaşırtıcı hem de mutluluk verici oldu. Bu aynı zamanda aralarından bir tanesini seçebilmek için de belirleyiciydi. İki aşamalı olan karar verme sürecimin ilk aşamasında büyük kitlelerce tanınmayan, nispeten daha az koşucunun desteklediği ve hedeflediği bağışı toplamakta zorlanabileceğini düşündüğüm bir STK için koşmak istediğimi fark ettim.
Bu aşamadan sonra ise projelerine katkı sağlamaktan mutluluk duyacağım üç STK belirledim. Sonrasında bu üç sivil toplum kuruluşunun her biriyle e-mail yoluyla iletişime geçerek hem kuruluşlarından hem de projelerinden bahsetmelerini ve neden onlar için koşmam gerektiği konusunda beni ikna etmelerini istedim. Üç kuruluştan ikisi konu ile ilgili dönüş yaptı, bir tanesinden cevap alamadım. Benimle iletişime geçen iki STK’dan bir tanesi e-mail yoluyla yanıt verirken, diğeri telefonla iletişim kurdu. E-mail yoluyla sorduğum soruya ilgi ve alaka gösterilip telefonla aranmış olmam çok hoşuma gitti. Her iki kuruluşun da verdiği açık cevaplar ve katılan diğer STK’lar ve onların projeleriyle ilgili söyledikleri destekleyici sözler de benim iyilik peşinde koşma hikayemde oldukça önemli hale geldi.
Koşacağım STK’yı seçip, koşudan bir hafta önce kampanya sayfamı oluşturdum ve öncelikle yakın çevremdeki kişilere duyurmaya başladım. Sonrasında sosyal medya hesaplarımdan paylaşım yaparak Facebook ve Twitter üzerinden tanıdığım kişilerle paylaştım. Ancak kampanyamı ağırlıklı olarak tanıdığım kişilerle, telefonla arayarak veya mesajlaşarak, birebir iletişim yoluyla sürdürdüğümü söyleyebilirim. Hedefim, toplamak istediğim 2.500 TL’yi olabildiğince çok kişiden alacağım küçük bağışlarla tamamlayarak küçük miktarların bir araya geldiğinde büyük etkiler yapabileceğini de göstermekti. Başlangıç aşamasında hedefime ulaşamamak konusunda biraz tedirginlik yaşadıysam da maraton tamamlandığında 50 kişiden 3.130 TL toplamayı başardım. Bu 50 kişiden onu sosyal medya üzerinden bağış yapan (doğrudan benim paylaşımım ya da başkalarının paylaşımıyla), 35’i birebir iletişim kurduğum aile ve arkadaş çevremden ve beşi de çalıştığım şirketten destek olan kişiler oldu.
Bağış toplama sürecinde kampanya sitesi üzerinden kimin ne kadar bağışta bulunduğunu liste halinde görme imkanım olduğundan, toplanan bağışları takip etme şansım oldu. Bu sayede bağış sözü alıp göndermemiş olduğunu gördüğüm kişilere hatırlatma yaparak büyük bir miktar topladığımı söyleyebilirim. Bu süreçte bağışçı listesinin güncel tutulması konusunda ya da yaşadığım herhangi bir karışıklığın giderilmesi konusunda adına koştuğum STK’dan da destek aldım. Onlarla sürekli iletişim halinde olmak da benim için olumlu bir deneyimdi.
İlk yardımseverlik koşumun ardından şunu kesinlikle söyleyebilirim ki; desteklediğim STK’nın projesini hayata geçirdiğini görmek, seneye yağmur çamur demeden tekrar bir STK için koşmamı sağlayacak. Bu süreçte, uzun vadeli, kalıcı ve sosyal değişime katkı sağlayacağına inancımın tam olduğu bir alanda bağış toplamanın anlık ya da dönemlik bir ihtiyacı karşılamak adına yaptığım bağışlardan çok daha anlamlı olduğunu fark ettim. Bundan sonraki bağışçılık deneyimimin şekillenmesinde bunun önemli bir rolü olacak.
Fiziksel bir uğraşın, yorgunluğun ve çabanın sonunda onlarca kişide farkındalık yaratıyor olma hissinin, bu yapılanın güzel bir şey olduğunda hem fikir olan insanların olduğunu görmenin de bu deneyimi tamamlayan öğeler olduğuna inanıyorum. Üstelik bu süreçte çevremdeki pek çok kişi bir STK’ya bu şekilde yardımda bulunup bağış toplanabileceğini bilmediklerini ve seneye böyle bir organizasyonda yer almak istediklerini belirtti. Hedefime ulaşamamış olsaydım dahi insanlarda bu türden bir farkındalık yaratıyor olmak güzel bir şey.
Maratondan sonra koştuğum STK’nın koşuya katılanlar için bir buluşma düzenleyeceğini, projede emeği geçenler ve projenin dokunduğu insanlarla tanışma fırsatı sunacağını da öğrendim. Bunun hem koşucular için değerli olduğuna inanıyorum hem de seçtiğimiz STK’yı daha yakından tanımamız açısından faydalı olacağını düşünüyorum.
İlk yardımseverlik koşum benim için maratona katılma isteği olarak başlayıp hem sivil toplum konusunda bilinçlendiğim hem de bağışçılık kültürü konusunda farkındalığımı artırdığım çok keyifli bir deneyim oldu. Bundan sonra da daha bilinçli bir bağışçı olarak katkıda bulunmak istediğim STK’ların da olduğu bu tür etkinliklere katılıp, değişime katkı sağlamaya çalışacağım.






