Aslı Alptekin Selman

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul’da uzun yıllar yapı ve gayrimenkul sektörlerinde çalışan Aslı Alptekin Selman, sivil toplum kuruluşlarına yaptığı düzenli bağışlarla ve gönüllü olarak destek veriyor. Özellikle, çocuklar, eğitim, doğa ve hayvanlarla ilgili konularda sosyal fayda yaratan çalışmalara bu alanlarda çalışan farklı sivil toplum kuruluşlarını destekleyerek katkı sağlıyor. Bir kuruluşla iyi bir iletişim kurmanın ve güvenmenin önceliği olduğunu belirten Alptekin Selman, desteklediği STK’ların fayda yarattığına inanıyor. Aslı Alptekin Selman ilham veren bağışçı öyküsünde, sivil toplum kuruluşlarıyla olan ilişkisinin yanı sıra bir bağışçı olarak önceliklerini ve deneyimlerini anlattı.

“Çocukluğumda bir yardımlaşma kültürü vardı; herkes birbirini tamamlardı”

Egeli bir ailenin çocuğuyum. İzmir’de doğdum ve üniversiteye kadar Denizli’de yaşadım. Annem ve babam öğretmen; emekli olana kadar annem giyim babam mobilya ve dekorasyon dersleri verdi. Evimizde her zaman el işlerine yönelik bir ilgi vardı. Bir şeyler üretmek bizim için hep önemliydi. Çocukluğumda insanların daha saygılı ve sevgi dolu olduğu bir ortam vardı. İnsanların birbirine daha fazla güvendiği ve ilişkilerin daha yakın olduğu küçük bir şehirde yaşıyordum. Şu anda hayatta en çok özlediğim şeylerden biri olan bu ortamın bana çok şey kattığını düşünüyorum.

Aile geçmişimizde bir kurumu bağış yaparak desteklemek gibi bir gelenek yoktu, ama hep bir yardımlaşma kültürü vardı. Ben 80’lerin çocuğuyum. O dönemde ders kitaplarında imeceden bahsedilirdi. Okulda okuduğumuz kitaplar ve bize öğretilenler yardımlaşma kültürü üzerine kuruluydu. Herkes birbirine destek olur, birbirini tamamlardı. Gerekiyorsa harçlıklarımdan para biriktirerek ihtiyacı olanlara yardım ederdim. O zamanlar internet ve sosyal medya gibi bilgi kaynakları olmadığı için sivil toplum kuruluşlarını (STK) şimdiki kadar tanımıyorduk. Bilgi aktarımı çok daha yavaş oluyordu. Yaşım ilerledikçe yaptığım bağışların miktarı biraz daha arttı ve yardım kampanyalarına bağış yapmaya başladım.

“Çocuklar, eğitim, doğa ve hayvanlar benim için hep fayda sağlamak istediğim öncelikli konular oldu”

Sakin ve huzurlu bir çocukluk ve büyüme dönemi geçirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Mimarlık bölümünü kazandım ve İstanbul’a geldim. Okuldan mezun oldum; iş hayatına atıldım ve çalışmaya başladım. Hayatım aralıksız olarak çalışmakla geçti; çalışarak kendi düzenimi kurdum. Gezmek, eğlenmek, arkadaşlarla vakit geçirmek çok güzeldi ama bir noktada bana yetmediğini fark ettim. Arkamda güzel izler bırakmalıyım diye düşünüyordum. Evlilik, çocuk sahibi olma derken hayatım ekonomik anlamda da rayına oturduktan sonra harekete geçebileceğimi düşündüm. Bir fayda sağlamak istiyordum ve özellikle çocuklar için bir şeyler yapmak istiyordum. Kızıma hamile kalmadan önceki dönemde devlet koruması altındaki çocuklara yardım etmek ve onlar için gönüllü olmak gibi bir isteğim vardı. Onlara ablalık yapmak istedim ve pek çok çocuk yuvasını arayarak onlar için neler yapabileceğimi sordum. Çoğu telefona cevap vermedi. Bazılarından ise yardıma ihtiyaçları olmadığına ve pek çok personelleri olduğuna dair cevaplar aldım. Bu sırada internet üzerinden Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk) ile tanıştım. Ne yaptıklarını, amaçlarını ne ölçüde gerçekleştirdiklerini araştırdım. Daha sonra onlarla iletişime geçerek ne gibi çalışmalar yaptıkları ve onlara nasıl destek verebileceğim konusunda bilgi aldım. Doğru şeyler yaptıklarını görüp o güveni kendi içimde hissettikten sonra bağışçıları oldum ve yaklaşık on yıldır elimden geldiğince destek veriyorum. Aylık düzenli bağış yapmanın yanı sıra anneler ve babalar günü gibi özel günlerde ve doğum günlerinde sertifika bağışı yoluyla aileme ve yakınlarıma sertifikalar gönderiyorum.

Çocuklar, eğitim, doğa ve hayvanlar benim için her zaman fayda sağlamak istediğim öncelikli konular oldu. Bu konularda fayda yaratarak dünyayı çok daha güzel bir yer haline getirebileceğimize inanıyorum. Bu alanlarda çalışan kuruluşlara farklı şekillerde destek oldum. Theodora Sevgi Doktorları, hastanede uzun süreli tedavi sürecinde olan çocuklar için harika şeyler yapıyorlar. Düzenli şekilde olamasa da yardım etkinliklerine katılarak elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Greenpeace’in düzenli bağışçısıyım. Yeni bir projeleri olduğunda beni arayıp bilgilendiriyor ve destek çağrısında bulunuyorlar. Hayvanlarla ilgili ise bireysel çabalarımız oluyor. Evdeki kedilerimizin hepsini sokaktan hasta bir şekilde alıp iyileştirerek sahiplendik. Bu, ailece hayata bakış açımızı da yansıtıyor. Küçücük bir gezegende yaşıyoruz ve bizi birbirimizden ayıran tek nokta, iyi ya da kötü insan olmayı tercih etmek. Dolayısıyla ister çocuklar veya eğitime erişim için fayda sağlamak olsun ister doğa ya da hayvanları korumak, birbirimize destek olmamız lazım.

“Bağış yapmanın yanı sıra başka şeyler de yapabileceğimi biliyordum”

Çocuklar için fayda yaratmaya yönelik ilk çabalarıma Koruncuk Vakfı ile başlamamın ardından Hayat Sende Derneği ile tanıştım. İnternette yaptığım araştırmalar ve onlarla iletişime geçerek öğrendiklerim bana güven verdi. Önceleri özel günlerde veya kaybettiğimiz yakınlarımızın anısına sertifika bağışları yaptığım Hayat Sende Derneği’nin ilerleyen zamanda düzenli bağışçısı oldum. Devlet koruması altında yurtlara yerleştirilen çocukların büyürken onların yanında olacak birine ve sevgiye ihtiyaçları var. Bu sevgiyi anne ve baba veremiyorsa başkasının vermesi çok önemli; o çocuklar yurtlarda sevgisiz kalıyorlar. Dernekteki gençlerin hikâyelerini öğrendikçe onlara ve gösterdikleri çabaya çok saygı duydum. Hayata zor bir yerden başlayan bu gençler çok güzel işler ortaya çıkarıyorlar. Büyük bir çabayla ilerliyorlar; yüzlerinde hep bir gülümseme var ve hep daha iyisini yapmak için uğraşıyorlar.

Önceleri iş yoğunluğumdan yalnızca bağış yapabiliyordum ancak bir süre sonra bu bana yeterli gelmedi. Daha fazlasını yapabileceğimi ve bununla sınırlı kalmamam gerektiğini düşündüm. Hayat Sende ekibi ile görüşmemizin ardından dernek için çeviriler de yapmaya başladım. Çeviri yaparken onların yönlendirmeleri ile okuyup öğrendiğim bilgiler benim için çok faydalı oldu. Dernek ayrıca, bir projesini daha fazla kişiye duyurabilmek için basın konusunda da desteğimizi istedi. Eşimin eski bir gazeteci olması ve sektörde tanıdıkları olması sayesinde bir gazetenin onlarla röportaj yapması ve projenin duyurulması konusunda destek sağladık.

Bu deneyimim bana sivil toplum kuruluşlarına destek olmanın birçok yolu olduğunu gösterdi. Bağış yapmanın yanı sıra, STK’ların ihtiyaçlarına ve kendi uzmanlık alanlarıma göre faaliyetlere gönüllü destek verebileceğimi ve STK’lar ile farklı şekillerde işbirliği yaparak da fayda sağlayabileceğimi fark ettim.

“Yardımseverlik koşuları bana ortak bir çaba göstermenin ne kadar kıymetli olduğunu hissettirdi”

Hayat Sende Derneği, geliştirdiğimiz ilişki sayesinde zaman içinde yardımseverlik koşusuna katılmamı önerdi. Sonradan eşim de bu sürece dahil oldu. Maraton gününe kadar yalnızca iki kilometre aralıksız koşabilmiştim, maraton günü ise 10 kilometreyi tamamladım. Yardımseverlik koşusuna katılmak, bağışçılık anlamında ilk büyük girişimim oldu. Bağış kampanyamızı çevremize farklı kanallar aracılığıyla duyurduk. Çevremdekilere bağışı iyi bir amaç için istediğimi anlattım. Sosyal medyadan çok fazla geri dönüş alamadık, ancak mesaj gruplarımızdan ve arkadaş çevremizden kişilere şaka yollu hatırlatmalar yapınca bağışlar gelmeye başladı. Hem benim hem de eşim için bu deneyim çok değerli oldu.

Yardımseverlik koşusu deneyimim bana, bir iyilik yapmanın getirdiği vicdan rahatlığını değil, ortak bir çaba göstermenin ne kadar kıymetli olduğunu hissettirdi. Gönüllü koşucu olan arkadaşlarımızla bir yandan şaka yollu bir yarışa girerken diğer yandan da hedefimizin altında kalmamak için birbirimize destek olduk. Şimdi hem fayda sağlayacağımız hem de güzel vakit geçirme imkânı bulacağımız bir sonraki koşu için hazırlık yapıyoruz.

Bir STK’ya destek vermek gibi konularda birinin ilk adımı atması ve diğerlerine örnek olması gerekiyor. Mesela, ben bu konulara özellikle ilgi duyduğum için çok araştırıyorum ve öğrendiklerimi eşimle paylaşıyorum; o da ilgisini çeken bir konu olduğu zaman mutlaka destek oluyor. Yardımseverlik koşusu kampanyamız sürecinde de hem geniş ailemin üyelerini de hem arkadaş çevremizi harekete geçirme imkânı bulduk, bağış yapanlar da katkı sağlamaktan mutluluk duyduklarını söylediler. Belki ben koşuyla on kişiye ulaştım, ama bu on kişi de başkalarıyla paylaşarak bu algıyı genişletebilirse çok daha güzel olacağına inanıyorum.

Maddi anlamda zor durumda olan ve yardıma ihtiyacı olan tanıdığım veya tanımadığım kişilere kendi bütçem dahilinde her zaman destek oldum. Böyle bireysel çabalarla sağladığınız destek de çok önemli, ama bu şekilde büyük çaplı bir değişim ve fark yaratamıyorsunuz. Ülke ölçeğinde düşündüğümüzde çocukların eğitimine, geleceğine kalıcı bir katkı sağlamak için sivil toplum kuruluşları çok önemli. Bu kuruluşlar her şeyden önce bir yol açıyorlar. Onlarla birlikte bir şeyler yapıp bu dünya için, çocuklar için fayda sağlama duygusu çok güzel. Sivil toplum kuruluşlarına fikir verme ve maddi destek sağlama anlamında hepimizin bir sorumluluğu olduğunu keşke herkes fark edebilse. Hayatta şikâyet edecek pek çok şey var ancak şikâyet etmek kolaya kaçmak aslında. Sivil toplum kuruluşlarının daha çok duyulması ve daha çok insana ulaşabilmesi için insanlar şikâyet etmek yerine bir kuruş da olsa bir kuruşla, bir kuruşları yoksa da başka şekilde destek olabilirler. Bu sayede, şikâyet ettiğimiz pek çok sorunun çözümüne de katkı sunabiliriz. Böyle bir çaba içerisine girdiğinizde hayatı daha da güzel görüyor ve gerçekten fayda yaratıyorsunuz.

“Güven veren sivil toplum kuruluşlarına bağışladığınız her kuruşun fayda sağladığını biliyorsunuz”

Hayatım boyunca bir yerde bir ihtiyaç olduğunu gördüğümde destek olmak için hep elimden geleni yapmaya çalıştım. Ancak bazen bu çabamın suistimal edildiğini hissettim. Bu tür durumlarda insanların inancı kırılabiliyor. Ayrıca, kuruluşların insanların duygularını suistimal eden acıklı reklamlar ile tanıtım yapmaları ve bağış istemeleri de hoşuma gitmiyor. Ancak, son 10-15 yılda Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının sayısının arttığını ve daha yaratıcı projeler geliştirdiklerini ve kendilerini tanıtmada daha yenilikçi yöntemlere başvurduklarını gözlemliyorum. Saygı duyduğum ve takip ettiğim belli başlı STK’lar var. Hayat görüşü daha pozitif olan ve bir şeyler yaratma çabasında olan insanlar liderlik rollerini üstleniyorsa veya o ekibin içinde yer alıyorsa, o zaman her şey değişiyor diye düşünüyorum. Bu kuruluşların yaptıkları çalışmaların olumlu sonuçlar yarattığına inanıyorum.

Bağışçı olarak bir kuruluşa güven duymam benim için öncelikli. Hayat Sende Derneği’ne verdiğim desteğin doğru adrese ulaştığını, sonuç verdiğini ve boşa kürek çekmediğimizi biliyorum. Buna ek olarak iletişimlerini çok samimi buluyorum. Ne kadar gönülden çalıştıklarını ve sürekli daha iyisini yapmaya çabaladıklarını biliyorum. O nedenle kendimi onlara çok yakın hissediyorum. Başlarda derneğe sadece bağış yaparken, sonrasında farklı şekillerde gönüllü destek de vermeye başlamam ve derneğin çalışmalarına daha fazla katkı sunmak için neler yapabileceğimi onlarla birlikte düşünme sürecimin ve kurduğumuz açık iletişimin dernekle aramızdaki güven ilişkisinin gelişmesinde çok etkili olduğunu düşünüyorum. Güven veren sivil toplum kuruluşlarına yöneldiğinizde, bağışladığınız her kuruşun fayda sağladığını biliyorsunuz.