Hilal Tekmen

Kalkınma alanında tamamladığı lisansüstü eğitiminin ardından Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nda çalışmaya başlayan Hilal Tekmen, çok sayıda sivil toplum kuruluşuna (STK) hem maddi ve ayni bağış yoluyla hem de  zaman ve uzmanlığını paylaşarak destek oluyor. Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi’nde Fon Uzmanı olarak çalışan Tekmen, özellikle toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele, koruma altındaki çocuklar ve çevre alanlarında çalışan STK’ları destekliyor. Parçası olduğu sosyal dönüşümü gözlemleyebilmenin STK’lara olan aidiyetini güçlendirdiğini ve STK’ların, toplumda bireysel olarak yaratmak istenilen değişimin elçileri olarak toplumu pek çok alanda kalkındırabileceklerini düşündüğünü belirten Hilal Tekmen’in ilham veren bağışçılık öyküsünü kendisinden dinledik.

 “Paylaşma kültürü, küçüklüğümden beri hayatımın önemli bir parçası”

Ankara’da doğdum ve üniversite eğitimimi tamamlayana kadar orada yaşadım. Her zaman alçakgönüllü ve paylaşımcı olduğunu düşündüğüm anne ve babam, bana ve ablama her zaman ihtiyaç içerisinde olan dezavantajlı insanların ve canlıların varlığını hatırlattılar. Bununla birlikte, ailemizde sivil toplum kuruluşları (STK) aracılığıyla bağış yapma pratiği yoktu. Dolayısıyla bağışçılık olarak adlandırabileceğim faaliyetler, pek çok ailede görüldüğü gibi; giymediğimiz kıyafetleri ihtiyaç sahibi ailelere vermek, okumadığımız kitapları bağışlamak ve yılın belli zamanlarında eğitim veya gıda desteği sağlamak oldu. Emekli ilkokul öğretmeni olan annemin çalıştığı okullarda sosyoekonomik olarak dezavantajlı çocuklar okuyordu. Çocukluğum ve gençliğim boyunca hatırladığım en önemli bağış pratiği, bu çocuklara ve ailelerine destek olmaktı. Bu desteklerin anneme ve babama verdiği mutluluğu gözlemleyerek büyüdüm. Paylaşma kültürü böylece küçüklükten itibaren hayatımın önemli bir parçası oldu.

Eğitimimi tamamlayıp ilk kez profesyonel olarak bir işte çalışmaya başlayana kadar STK’lara yaptığım bağışlar çok düşük düzeydeydi. Sivil toplumu tanımıyordum ve bu alana gönlünü vermiş kişiler ve kuruluşlar hakkında çok fikrim yoktu. Öte yandan, kâr amacı gütmeyen kuruluşlara kendimi her zaman yakın hissediyordum ve bu alanda profesyonel olarak çalışmak istediğime emindim. Bu nedenle kalkınma alanında tamamladığım yüksek lisansımın ardından Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV) iş ilanına başvurdum. Değişim için Bağış Projesi hakkında okuduklarım beni heyecanlandırmış ve bağışçılığın profesyonel bir alan olarak karşıma çıkması bana ilham vermişti. TÜSEV’de çalışmaya başlamak hayata bakış açımı gerçek anlamda dönüştürdü. İki yıl boyunca çalıştığım Değişim için Bağış Projesi ve birlikte çalışma şansı edindiğim harika insanlar ile sivil toplumu tanıma, çok farklı alanlarda faaliyet gösteren STK’lardan haberdar olma, bağışçılığın yalnızca bir kişiye veya kuruluşa para vermenin ötesinde bir kavram olduğunu öğrenme fırsatı yakaladım. Aynı zamanda düzenli bireysel bağış yapmayı kolaylaştıran fırsatlar ve platformlardan haberdar oldum. “Filantropi,” gün içerisinde kullandığım bir kelime haline geldi!

“Bağış yaptığım STK’yı tanımak ve bağışımın hangi amaç için kullanıldığını görmek istiyorum”

Değişim için Bağış Projesi’nde çalıştığım süre boyunca STK’ların yeni kitlelere çalışmaları hakkında detaylı bilgi verebilecekleri modellerle tanıştım. Bunlar arasında beni kişisel olarak en çok etkileyen Destekle Değiştir etkinliği oldu. Görev aldığım iki Destekle Değiştir etkinliğinin organizasyon sürecinde daha önce tanımadığım STK’lardan haberdar oldum ve STK temsilcileriyle yüz yüze görüşerek deneyimlerini dinleme fırsatım oldu. Bireysel bağışçılığı yaygınlaştırmayı amaçlayan Destekle Değiştir modeli sayesinde, dezavantajlı çocuklar için yapılan atölyelerden temiz enerji projesine, rehber köpeklerin eğitilmesinden çocuklar için oyuncak kütüphanesine kadar birçok farklı projeyi destekledim. Hâlâ bağış yaptığım projeleri sosyal medyadan ve Destekle Değiştir güncelleme raporlarından merakla takip ediyorum. Bu etkinliklerde içime sonsuz bir umut ve ilham doğuyor, çünkü katılan herkesin STK’lara vermek istedikleri maddi ve ayni desteği toplu halde görebilmek bana toplumda bazı şeylerin yolunda gittiği hissini veriyor.

TÜSEV sayesinde edindiğim bir başka bağışçılık deneyimi, ekip olarak 2017 yılında Karakutu Derneği’nin düzenlediği bir hafıza yürüyüşüne katılmak oldu. Vakıf olarak, Karakutu Derneği’ne bağış yaptık ve sonrasında dernek çalışanları bize geçmişle yüzleşme misyonları doğrultusunda düzenledikleri hafıza yürüyüşü modelini tanıttılar. Dernek gönüllülerinin rehberliğinde Kadıköy’de çok keyifli bir yürüyüşün ve atölyenin ardından derneğin çalışmalarını daha iyi anlama fırsatım oldu. Aslında bu deneyim tüm STK’larla olan ilişkimi özetliyor, çünkü bir STK’ya bağış yapmak istediğimde yalnızca maddi bağış yapmış olmak istemiyorum. O kuruluşu daha iyi tanımak, ekiple tanışmak, çalışmalarını olabildiğince takip etmek ve yaptığım bağışın hangi proje veya amaç için kullanıldığını görmek istiyorum.

“Sivil toplum kuruluşunun şeffaf ve geri bildirimlere açık olması bende aidiyet yaratıyor”

Vakıfta çalışırken edindiğim tecrübeler ve gördüklerimden aldığım ilhamla ben de bireysel bağış modeli ile çevremi harekete geçirmek istedim ve 2017 yılında bir doğum günü bağış kampanyası yürüttüm. Online kampanya yürütmeye ve bağış yapmaya olanak sağlayan Fonzip platformu üzerinden kendi yazdığım bir kampanya metni ile bağış linki oluşturdum ve sosyal medya hesaplarımda paylaştım. Çevremdekileri, doğum günümde bana hediye almak yerine desteklemek istediğim bir STK olan Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’ne (CŞMD) bağış yapmaya çağırdım. Kampanyayı yürütmek hem çevremde bu tür bir bağış modelini duymamış olan kişiler için keyifli ve öğretici bir tecrübe oldu, hem de toplanan bağış ile STK çalışmalarına katkı sağlanmış oldu! Yalnızca ailem ve yakın arkadaşlarım değil, uzak çevremden de birçok kişi farklı miktarlarda destek oldu ve 1400 TL’ye yakın bağış topladık.

Kampanyanın en az toplanan bağış kadar önemli bir başka çıktısı da CŞMD ile geliştirdiğim ilişki oldu. Hem akademik hem de profesyonel araştırma görevlerim sırasında toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele alanında çalışmalar yapan CŞMD’den haberdar olmuş ve flört şiddeti ve toplumsal cinsiyete duyarlı habercilik gibi konuları gündemde tutma girişimlerini beğenerek takip etmiştim. Dolayısıyla bir doğum günü bağış kampanyası yürütmeye karar verdiğimde desteklemek istediğim sivil toplum kuruluşu olarak CŞMD’yi seçmek benim için zor olmadı. Bağış kampanyası boyunca CŞMD ile iletişim içerisindeydim ve kampanya tamamlandığında bu tutarı kullanacakları amaçlar üzerine detaylı olarak konuşuyorduk. Hatta kampanya sırasında çalışmalarını birinci elden tecrübe ettiğim ve desteğimi tek seferlik bir maddi bağışla kısıtlamak istemediğim için kampanyadan sonra derneğin gönüllü ağına dahil oldum ve 2018’de gönüllü olarak derneğin internet sitesinin proje sayfasındaki Türkçe içerikleri İngilizceye çevirmeye başladım. Doğum günü bağış kampanyası vesilesiyle iletişime geçtiğim CŞMD, tüm süreç boyunca geri bildirimlere açık ve şeffaftı, ayrıca bağışçısında aidiyet oluşturdu ve ilişkisini sürdürülebilir kılmayı başardı. Bu nedenlerden dolayı CŞMD’nin bağışçılarıyla olan ilişki yönetimi bence çok iyi bir örnek teşkil ediyor.

Gönüllü çeviri desteği verdiğim bir başka STK ise Hayat Sende Derneği. Koruma altındaki çocuk ve gençlere yönelik çalışmalar yapan bu dernek, faaliyet gösterdiği alanda yayımlanan bazı İngilizce kaynakları da Türkçeye kazandırıyor. Ben de birkaç çeviri yaparak bu sürece dahil oldum ve önceden hiç bilgim olmayan bir alanla tanışmış oldum. Her iki gönüllülük deneyiminde de beni en çok mutlu eden, dernek çalışanlarının gönüllü desteğe verdikleri değeri bana yansıtmaları oldu. STK temsilcilerine e-mail yoluyla kolayca ulaşabilmem, aramızdaki iletişimi ve ilişkiyi kolaylaştırdı. Bu çalışmalarda, STK’larla gönüllülük ilişkilerinde iletişim kanallarının açık olmasının ve karşılıklı çalışma takibinin çok önemli olduğunu fark ettim.

“Bağış yapmayı kolay ve anlamlı hale getiren çok farklı yollar var”

STK’ları desteklemeyi kolay ve keyifli hale getiren çok çeşitli yöntemler var ve ben de bu farklı yöntemleri dene(yimle)meyi çok seviyorum. Çevremdekilerin doğum günlerinde onlar adına bağış yaparak bir bağış sertifikası hediye ediyorum; bu şekilde sadece STK’ları ve sürdürülebilir çalışmalar yapan sosyal girişimleri desteklemiş olmakla kalmıyorum, aynı zamanda çevremdeki bireylerde de farklı bağış yöntemlerine ve sivil toplumun çalışmalarına dair bir farkındalık yaratmış oluyorum. Örneğin bu senenin başında, “Tarlam Var” adlı tarımsal sürdürülebilirliği ve adil ticareti amaç edinen girişim üzerinden annemin doğum günü için ablamla birlikte ona bir zeytin ağacı hediye ettik. Böylece, Edremit’te bir çiftçinin tarlasında olan bu ağaçtan elde edilen zeytinyağının anneme teslim edilmesini sağladık. Bu gibi sosyal fayda yaratmayı amaçlayan projeleri desteklemek bana çok büyük bir tatmin hissi veriyor ve sürdürülebilir bir hayatın var olabileceğini bana hatırlatıyor.

“Sivil toplumu desteklemeye gönül verdikten sonra miktarın büyük bir önemi yok”

Hangi yöntemle olursa olsun bağış yaparken stratejik davranmaya önem veriyorum. İlk değerlendirdiğim konuların başında paylaşabileceğim kaynakları tespit etmek geliyor; yani paramı, vaktimi ve uzmanlıklarımı göz önünde bulundurarak, kapasitem ve ihtiyaçlar dahilinde yapacağım bağışa karar veriyorum. Genç bir profesyonel çalışan olarak bütçemle orantılı olarak maddi bağış yapabiliyorum ancak gelecekte daha fazla STK’ya düzenli bağış yapmayı umuyorum çünkü düzenli yapılan bağışların çok daha sürdürülebilir dönüşümler yarattığını biliyorum. Şu an yaptığım bağışlar ise çoğunlukla, sosyal medyada takip ettiğim kuruluşlar arasında acil bir ihtiyacı olan veya güncel bir proje için destek çağrısında bulunan kuruluşlara oluyor. Bu bağışlar sembolik bir beş lira da olabiliyor, sokakta veya barınakta yaşayan hayvanlar için gıda ve battaniye de olabiliyor. Bağış yoluyla sivil toplumu desteklemeye gönül verdikten sonra miktarların büyük bir önemi olduğunu düşünmüyorum.

Bunlarla birlikte, yalnızca acil ihtiyaç bazlı bağış yapmaya değil STK’ların uzun vadeli ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bağış yapmanın da çok önemli olduğuna inanıyorum. Pek çok STK, az sayıda çalışan ve gönüllüler ile inanılmaz işler başarıyor ve bu kuruluşların çalışmalarını sürdürebilmeleri için ofis kiralarını ve çalışanlarının maaşlarını ödemeye ihtiyaçları var. Bu ve benzeri temel giderlerin karşılanmasını desteklemek de çok önemli; zira STK’lar ancak bu temel masrafları karşıladıktan sonra toplumda fayda yaratacak proje ve çalışmalarını hayata geçirebiliyorlar.

“STK’ların sosyal dönüşüm yaratabildiğini gözlemlediğim için onları destekliyorum”

Hayata bakış açım, kendimi hayatta konumlandırdığım yer ve önem verdiğim toplumsal konular, sivil toplum kuruluşlarına verdiğim desteği besliyor ve yönlendiriyor. Türkiye’de yaşayan 26 yaşında bir genç kadın olarak, her gün karşılaştığım veya okuduğum, duyduğum, izlediğim her türlü ayrımcılık ve nefret, toplumda değişmesi gereken normlara işaret ediyor. Tam da bu nedenlerden dolayı, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin haklarını ve güvenliğini savunan, hayvanlara karşı ayrımcılıkla mücadele eden, herhangi bir engeli olmasından dolayı toplumda ayrımcılığa uğrayan bireylerin hayatlarını iyileştirmeyi hedefleyen, mültecileri ve koruma altındaki bireyleri topluma katmaya çaba gösteren STK’lar desteklemeyi tercih ettiğim kuruluşların başında yer alıyor.

Bağış yapmayı bir süreç olarak görüyorum. Bu süreçte bağış yapacağım kuruluşları seçerken çalışmalarını takip ettiğim ve yaptığım bağışın sosyal fayda için kullanılacağına dair güven hissi veren kuruluşları tercih ediyorum. Bazen de kişisel ilişkilerim bu tercihlerimi şekillendiriyor; örneğin arkadaşlarımın yürüttüğü Konuşmamız Gerek (We Need to Talk) girişimini kitlesel fonlama yoluyla ve sahada gönüllülük yaparak destekliyorum. Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan kız çocuklarını ve genç kadınları regl olma konusunda bilgilendiren ve toplumda bu konu etrafındaki tabuyu gündeme getiren bu girişim için elimden gelen her türlü desteği sağlamaya çalışıyorum. Yarattığı etkiyi İstanbul ve Adana gibi illerde saha çalışmalarına katılarak birebir gözlemlemek ise iyi kurgulanan projelerin gerçekten bir değişim yaratabildiğini gösteriyor bana.

“Herkesin bir sorumluluğu olduğunu ve savunuculuğunu yaptığı alanlarda çalışan STK’ları desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum”

Her bireyin yaşadığı hayat karşısında bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Herkesin sahip olduklarından daha fazlasını, daha büyüğünü, daha yenisini istediği bir düzende daha minimal bir hayat benimseyebileceklerine ve elimizdeki kaynakları, zamanımızı, uzmanlıklarımızı daha büyük bir amaç için değerlendirebileceğimize inanıyorum. Benim bir bağışçı olarak sorumluluğumun, savunuculuğunu yaptığım alanlarda çalışan STK’ları desteklemek olduğunu düşünüyor ve aslında herkesin bu sorumluluğa sahip olduğunu anlatmak amacıyla da çevremde farkındalık yaratmak için çaba gösteriyorum. STK’ların, toplumda bireysel olarak yaratmak istediğimiz değişimin elçileri olduğunu ve toplumu pek çok alanda kalkındırabileceklerini düşünüyorum.