Tuğba Jabban
Tuğba Jabban, üniversite ve yüksek lisans eğitimini Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladı. İkinci yüksek lisans tezini ilkinden 25 yıl sonra “Kadının Yönetime Katılımı” konusunda Bilgi Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü’nde yazdı. Kadınların ve gençlerin güçlendirilmesinin geleceğe yapılacak en önemli yatırım olduğunu düşünen Jabban, bu alanlarda çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışmalar yapmakta ve yönetimlerinde görev almaktadır. Halen Toplum Gönüllüleri Vakfı Yönetim Kurulu Eş Başkanı, BAKSI Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Avusturya Liseliler Derneği Kadın Platformu üyesi, KAGİDER üyesi ve eğitmeni, Sen De Gel Derneği ve Saha Derneği üyesidir.
Çocukluğum büyük bir ailede geçti. Dedem 1970 yılındaki Gediz Depremi sonrasında deprem bölgesinde okullar yaptırmış. Yıllar sonra ailemize bu okulların fotoğrafları ulaştığında çok bakımsız halde olduklarını gördük. O dönemde yaşama ve topluma katkının fiziksel bir destekle değil de insana yatırımla mümkün olacağını düşünmüştüm. Bu düşünce bağışçılık serüvenimde izleyeceğim yolu belirleyen etkenlerden biri oldu.
Avusturya Ticaret Lisesi’nde okudum. Lisenin ruhunda gönüllü hayata katkı veren bir yön vardı. Öğrencilik yıllarım Avusturya’da geçti, üniversite ve yüksek lisans eğitimimi Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladım. Ağır bir eğitim hayatım olmasına rağmen o dönemde de hayata katkı yapan oluşumları hep izledim. Daha sonraki yıllarda da TEGV, TEMA gibi pek çok farklı sivil toplum kuruluşunu (STK) destekledim. Örneğin arkadaşlarımın doğum günlerinde STK’lara onların adına bağış yaparak hediye vermeyi tercih ederdim. Yaptığımız bağışların anlamının tükettiğimiz şeylerden çok daha fazla olduğuna ve bize daha fazla şey kattığına inanıyorum.
Küçük bağışlar ve uzmanlık paylaşımı ile fark yaratmak
Gönüllülük bilincim aşağı yukarı 14 yıl önce üniversitelerde kongre organizasyonları yaptığımız dönemde şekillendi. Üniversiteli gençlerin kendilerine güven duyulması konusunda ve yetişkinlerle iletişimde pek çok sorunla karşılaştıklarını görüyordum. Bir insana güvenin mutlaka olumlu şekilde geri döneceğine her zaman inandım. Sivil toplum alanındaki yolculuğum da bu inançla, 2002 yılında Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın (TOG) kuruluş aşamasına katılmamla başladı. Toplum Gönüllüleri Vakfı yolculuğuna başlarken bizler gençlerle birlikte yola çıktık, onlara güvendik onlar da güvenimizi her zaman haklı çıkardılar. Birlikte yola çıktığımız gençler bugün birer yetişkin oldular ve o gün başlayan vizyon büyüyerek yaygınlaştı. TOG’da gençlerin çevreleri için yaptıkları yararlı işlerin yaygınlaşarak büyüdüğünü ve onların bu farkındalığı kazanmış olduklarını görmek, hayatımdaki en anlamlı değerlerden biri. Özellikle gençlerle çalışmak öğrenmenin en güzel yolu. Bu çalışmalar bana, dolaylı olarak da çocuklarıma, aileme ve çevreme çok güzel değerler kazandırdı.
Hayatımın son 15 yılında bir bağışçı ve gönüllü olarak önceliğim gençlerin ve kadınların güçlendirilmesi oldu. Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) üyesiyim. Avusturya Liseliler Derneği çatısı altında 12 kadın arkadaşımızla oluşturduğumuz bir Kadın Platformumuz var. Farklı illerden İstanbul’a daha önce gelmemiş genç kadın öğrencilere, Avusturya Liseli arkadaşlarımızın yöneticisi oldukları firmalarda eğitimler verdiğimiz ve mentorluk yaptığımız bir aylık özel bir staj programı uyguluyoruz. Dokuz yıldır uyguladığımız bu programa toplam 126 genç kadın öğrenci katıldı. Belki çok büyük bir rakam değil ancak bireylerin küçük bağışları ve kişisel donanımlarıyla ayakta duran bu tür oluşumların da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Toplum Gönüllüleri Vakfında gençlerin yerelde yaptıkları çalışmalarla daha güzel bir dünya yarattıklarını gördüğüm zaman bunu geliştirmek ve yaygınlaştırmak için bir takım araçların olması gerektiğini fark ettim. Gençlerin kendi gerekli gördükleri alanlarda topluma yarar sağlayacak projeleri tasarlayarak hayata geçirirken yaşamlarına çok daha donanımlı başladıklarını görüyorum. İnsanın yaratıcılığının güçlendikçe hayata bakış açısının değiştiğine, farkındalığının arttığına inanıyorum. Bu nedenle elimden geldiğince sanat derneklerini de destekliyorum. Bayburt’ta sanat faaliyetlerini artırmak ve yereli güçlendirmek adına önemli bir oluşum olan Baksı Kültür ve Sanat Vakfı’nın yönetimindeyim; sanatı, genç sanatçıları destekleyen Saha Derneği’nin üyesiyim. İnsana eğitimle, sanatla dokunan, gençlerin hayata daha donanımlı katılımlarını destekleyen çalışmaları ve sivil toplum kuruluşlarını destekliyorum.
Sivil toplum alanında yaptığım işlerin bir bütünlüğü var, yaptıklarımın hepsi birbirini tamamlıyor. Deneyimlerim sonucunda bu alanda en doğru yatırımın fiziksel ihtiyaçlara yönelik olanlar değil; insanın doğasına, bilinçlenmesine, farkındalığına, güçlenmesine yönelik yapılan işler olduğunu gördüm ve buna inandım. İlgi duyduğum alanlarda fark yaratmak için gönüllü ve bağışçı olarak bu alanlarda çalışan STK’lara destek veriyorum. Bu şekilde hem desteklediğim STK’ların süreçlerine daha fazla dahil oluyor hem de bağışlarımın yarattığı etkiyi daha net görebiliyorum.
Bir bağışçının hayalleri olmalı
İnandığım amaçlar için çalışan ve çalışma ilkelerine güvendiğim kurumların sadece bağışçısı olmuyorum. Gönüllülük yaparak, deneyim ve uzmanlığımı da paylaşarak bu kuruluşları destekliyorum. Örneğin TOG gönüllüsü olarak TOG etkinliklerinde genç ve yetişkin gönüllü arkadaşlarımla, profesyonel TOG ekibi ile birlikte çalışırken yaratılan gönüllü projelerin değerini yaşayarak fark ediyorum. Benim dünyamda bağışçı olmak para vermenin ötesinde bir şey. Maddi destekler elbette çok önemli ama yapılan bağışları anlamlı hale getirecek şey desteklediğiniz STK’nın çalışmalarına en azından 1-2 kez katılarak neye dokunduğunuzu bilmek. Zamanım ve koşullarım el verdiği için çalışmalarımı, desteklediğim STK’nın etkinliklerine katılarak, yönetiminde görev alarak, bağışçısı olarak yani tamamen bir parçası olarak sürdürüyorum. STK’nın bir parçası oldukça, bu işlerin devamlılığı için ihtiyaç duyulan kaynak ihtiyacını da daha net görebiliyorsunuz. Benim kaynak geliştirme konusuna bu kadar önem vermem bu deneyimlerimden kaynaklanıyor. Bireysel bağışçılığın önemli olduğuna inanıyorum çünkü bir kurumun kaynağını tek bir elden sağlaması yerine, raporlamalarla takip edilen bireysel bağışlarla ve farklı katılımlarla çalışmalarını sürdürmesinin yapılan işleri zenginleştireceğini düşünüyorum.
Gönüllü çalışmalar yaparken zamanınız ya da donanımınızla hayata dair olumlu bir şeyler yapabilmek, böylelikle kendi hayatınıza da anlam katabilmek mümkün. Tabi gönül verdiğiniz, inandığınız bir amaç için bütçenizden ayırabildiğiniz katkıları yapmak da çok anlamlı. Bir bağışçının hayalleri olması gerektiğini düşünüyorum. Ben daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inandığım için bunları yapıyorum. Gençler ve kadınlar güçlendikçe daha barışçıl ve daha yaşanabilir bir dünyada yaşayacağımıza inanıyorum. Bütün çalışmalarımın özünde de bu hayalim ve inancım yatıyor.
Bağışçılar kaynak geliştirme faaliyetlerinin bir parçası olabilir
Her işte olduğu gibi sivil toplumda da iyi şeyler yapabilmenin temelinin sağlam bir kaynağa sahip olmaktan geçtiğini yaşayarak öğrendim. Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda kaynak geliştirmek için pek çok farklı çalışmanın bir parçası oldum ve özellikle de bireysel bağışçılara ulaşmanın farklı yollarını denedim. 2005 yılından bu yana gönüllü bir kadın ekibi olarak Toplum Gönüllüsü gençlerin projelerini destekleyebilecek bireysel bağışçılara ulaşabilecekleri sosyal etkinlikler düzenliyoruz. Bu yıl 11. kez gerçekleştireceğimiz “TOGBAZAR” ile geleneksel kermes modelini bir alışveriş fuarına dönüştüren ve tüm gelirinin Toplum Gönüllüsü gençlerin duyarlı projelerine aktarıldığı alışveriş etkinliği modelini hayata geçirdik. Geriye bakıp düşündüğümde Toplum Gönüllüleri Vakfı olarak, STK’lara bireysel kaynak yaratma yönünde birçok anlamlı modele de öncülük ettiğimizi örnek olduğumuzu fark ediyorum.
TOG kaynak geliştirme modelinde bağışçılık sisteminin tek merkezden olmamasına ve yerel katılıma, yerelin desteğine önem veriyoruz. Bugün 80 ilde yerel projeler yapan gençleri destekleyen birçok bağışçı var. Bunun bağışçılık kültürünün yaygınlaşması için kıymetli bir adım olduğunu düşünüyorum. Toplum Gönüllüsü gençlerin “Gençlerin öncülüğünde, yetişkinlerin rehberliğinde” söylemi benim bir bağışçı olarak tam da durmak istediğim yeri vurguluyor. Sorunları tespit eden, çözüm üreten gençler. Biz yetişkinler onların destekçileriyiz. Yaptığım bağış miktarıyla dünyayı değiştiremeyebilirim ama verdiğim desteklerle dünyayı değiştirecek gençlerin kendilerini donatmalarına aracı olabilirim.
Bağışlar sorumluluk bilinciyle yapıldığında daha anlamlı
Bir bağışçı olarak Türkiye’de sivil toplumun ilerlemesi için farkındalığı çok önemli buluyorum. Destek verdiğim her çalışmaya “Ne anlamı var, neden yapıyorum?” sorularını soran bir yaklaşımı önemsiyorum. Bağışlarımız anlık olmamalı. Her bağışın hayatın akışı içinde bir sorumluluk bilinciyle yapılması gerektiğini düşünüyorum. İnandığınız, destek verdiğiniz bir alana yapacağınız bağış, tek sefer ve anlık ihtiyaca yönelik yaptığınız yardımdan daha anlamlı olabilir çünkü bu tür bir bağışın uzun vadede kalıcı etkileri olması önemli. Bu anlamda STK’lara da çok iş düşüyor. Etki araştırmaları yapmaları ve bunların sonuçlarını bağışçıları ile paylaşmaları güven duygusunun oluşmasını sağlayacaktır. Güvensizlik olgusu toplumun bütününde var olan bir şey. Güveni yaratabilmek de ancak şeffaf ve hesapverebilir olmakla, bağışçıyı düzenli bilgilendirmekle gerçekleşebilir.
Daha eşit, birbirimizi daha fazla duyabildiğimiz, birbirimize daha fazla güven duyduğumuz bir dünyanın çok daha güzel olacağına inanıyorum. Gönüllü çalışmalarda çok sayıda duyarlı insan tanıma şansım olduğunu düşünüyorum. Gün içinde konuştuğum, paylaştığım, iş yaptığım, hayatına dokunduğum her duyarlı insan benim için güzel bir kazanım oluyor. Başkalarının hayatlarına dokunan çalışmalara katılmak hayatımıza katabileceğimiz en güzel anlam.
Yaşama bakışımıza göre destek olmak istediğimiz alanda faaliyet gösteren, şeffaf ve hesap verebilir, amaca yönelik giderlerini en yüksek oranda tutabilen, mali tablolarını internet sitesinde yayınlayan, çalışmalarını raporlayarak bağışçısına geri dönen, bağışçısına desteklediği değişimin bir parçası olduğunu fark ettiren ve çalışmaları konusunda onu bilinçlendiren bir STK’ya destek olmak önemli. Bir bağışçı olarak verdiğimiz paranın nereye gittiğini sormak en büyük hakkımız. Aynı zamanda sunduğumuz desteği bizim açımızdan da daha da anlamlı kılan bir şey.
Bağış yapmak toplumun, dünyanın gidişinden kendini bir parça sorumlu hissedebilmek ile de ilgili. Topluma, dünyaya yaptığımız en küçük olumlu katkının bile yarattığı farkın bilincinde olmalıyız. Sadece işimizden, ailemizden, çocuklarımızdan sorumlu değiliz. Üzerinde yaşadığımız dünyadan, içinde yaşadığımız toplumdan da sorumluyuz. Toplum Gönüllüsü gençlerin deyişi ile “eleştirdiklerimizi değiştirmek için” her birimiz bir şeyler yapabiliriz. Bir öğrencinin bir yıllık eğitimine destek verdiğimiz zaman belki dünyada çok büyük değişiklik yaratmıyoruz ama bir gencin hayatında anlamlı bir değişiklik yaratmış oluyoruz. O gencin dünyaya katabileceği güzelliklerin de bir destekçisi olmuş oluyoruz. Gönüllü çalışmalara katılırken de, inandığım alanlara bağış yaparken de Gandhi’nin bir deyişi her zaman aklımdadır: “Dünyada görmek istediğiniz değişimi önce kendinizde başlatın.”


