Rahmi Koç (Babası Vehbi Koç’u anlatıyor)
Vehbi Bey, çok gençken iş hayatına atılmış ve 30 yaşında o günkü değerlerle milyoner olmuştur. Bu memlekette kazandığı paranın bir kısmını tekrar memlekete geri vermek istemiştir. Diğer taraftan devamlı gelen yardım talepleri arasından hangilerini seçeceğinin sıkıntısını çekmiştir. Başlangıçta bölük pörçük yardımlarla başlamış ama bunu bir an evvel kurumsallaştırmak istemiştir.
Genel Müdür Hulki Alisbah, Hukuk Müşaviri Cafer Tüzel ve İş Bankası Genel Müdürü Ahmet Dallı’dan oluşan üç kişilik komisyon kurmuş ve büyük bir bağış yapmaya karar verdiğinde onlardan görüş istemiştir. Cami projesi, hastane projesi, okul projesi, bir yere su getirme projesi arasından heyet, üniversiteli talebelerin kalacağı bir mekan olmadığı için bir talebe yurdu yapılmasını salık vermiştir. İşte bunun üzerine Vehbi Bey, vergisi ödenmiş para ile Ankara’da, Koç Talebe Yurdu’nu yapmış ve Üniversite’ye hibe etmiştir. Yardımlarda hukuki bir alt yapının olmaması Vehbi Bey’i endişelendirmiştir.
Dedem Koçzade Mustafa Bey, Ankara’da bulunan İbadullah Vakfı’nın mütevellisiydi. Vehbi Bey’in çocukluğundan itibaren vakıf müessesesine aşina olmasının bir nedeni de budur. Dinine bağlı bir kişi olması ve İslam’da hayırseverliğin her vesileyle teşvik edilmesi de kendisine mutlaka ilham vermiştir.
Vehbi Bey 30’lu yaşlarından itibaren bilhassa Ankara’da toplum da tanınan, başarıları örnek gösterilen, itibarlı bir kişi olmuştur. Ticaret Odası Başkanlığı’na getirildikten sonra bu mevkii ona daha da örnek olma mesuliyeti yüklemiştir. Yalnız iş hayatında değil, aile hayatında ve sonra da yaptığı yardımlarla daima örnek teşkil etmiştir. Başkalarına bir rol model olmuştur. Bunu gayet iyi bildiği için de attığı her adıma dikkat etmiştir.
Kendisine örnek olarak ekonomisi gelişmiş ülkelerde ve bilhassa Amerika’da uzun yıllar başarı ile faaliyet göstermiş vakıfların (Rockefeller ve Ford Vakıfları gibi) yapılanmalarını ve çalışmalarını incelemiş, bu yönde uzmanlara araştırmalar yaptırmıştır. Ayrıca Avrupa’da Peter von Siemens’in kurduğu vakfı da yakından etüt etmiş ve bazı konularda örnek almıştır.
Vehbi Bey yurtdışına gittiğinde görmüştür ki, meşhur üniversitelerin, büyük hastanelerin ve dünyaca tanınmış müzelerin arkalarında hep vakıflar vardır. Bu vakıflara bağışta bulunanlar vergiden istifade etmişlerdir. Dolayısıyla Türkiye’de bağışçılık ilerleyecekse, kurumsallaşmış bir vakıf kanalı üzerinden olması için Vakıflar Kanun’unun oluşturulması ve çıkması için Aydın Bolak Bey ve Kemal Oğuzman Bey ile birlikte bıkmadan, usanmadan 15 sene uğraşmıştır.
Nihayet Vakıflar Kanunu çıkmış, Vehbi Koç Vakfı kurulmuştur. Merhum Vehbi Koç, %8 Koç Holding hissesini vakfa bağışlamış, vefatından sonra %2 Koç Holding hissesini de vakfa hibe edilmesini vasiyet etmiş ve bununla birlikte toplam % 10’a ulaşmıştır. Ayrıca bazı gayrimenkullerini ve ciddi miktarda bir nakdi de vakfa bağışlamıştır.
Bu şekilde Vehbi Koç Vakfı, eğitim, sağlık, kültür alanlarında faaliyet göstermektedir. Senelik bütçesi dahilindeki muhtelif fonlarla çalışmaya başlamış ve aynen bir şirket gibi idare edilerek bu güne gelmiştir. Önceleri biz duygusal hayırseverdik. Vakıf kurulduktan ve kurumsallaştıktan sonra stratejik bir bağışçı olduk. Başka bir deyimle büyük meblağları bulan yatırımları aynen yeni bir fabrika veya tesis kuruyormuşçasına enine boyuna tetkik ederiz, ekonomisini ölçeriz, ne getiriyor, ne götürüyor, bunun hesabı yapılır. Orta ve uzun vadede faydaları göz önünde tutulur ve de ona göre idaresini üstleniriz.
Vehbi Bey öncelikle eğitime eğilmiştir. Çünkü iyi eğitilmiş kaliteli insanların memleketi daha ileri götüreceğine inanmıştır. Dolayısıyla vakıf kurulmadan evvel dahi Vehbi Bey, istikbal vaat eden, çalışkan gençlere burs vermiştir, birçoğunu yurt dışına göndermiştir, bazılarını dönünce işe almıştır. Kendisi tahsilini yarıda bırakmak mecburiyetinde kaldığı için eğitilmiş insan gücüne olağanüstü inanmıştır.
1970’lerde Türkiye’nin geçirdiği o fırtınalı dönem, grevler, lokavtlar, talebe hareketleri, gerek sanayinin gelişmesine, gerekse iyi eğitilmiş talebelerin mezun olmasını engelledi. Eğitimde kalite düştü, duraklama devri başladı. İşte o zaman Vehbi Bey, önce bir lise kurma fikrini geliştirdi, sonradan da bir üniversite kurmaya rahmetli Prof. İhsan Doğramacı’nın teşviki ile karar verdi. Uzun çalışmalardan sonra Koç Üniversitesi kuruldu ve ilk dersi de bize kendisi verdi.
Eğitimden sonra sağlık konusuna öncelik vermiştir. Vehbi Bey, 30 yaşında çok çalıştığı için depresyona girmiştir. Bundan kurtulmak için Viyana ve Budapeşte’de doktoralara muayene olmuştur. Daha az çalışması, daha çok spor yapması konusunda tavsiyeler almıştır. Ondan sonra sağlığın ne kadar önemli olduğuna kalpten inanmıştır. O devirlerde insanların hayat standardı arttıkça sağlıklarına daha önem verdiklerini, yurtdışındaki emsallerinden görmüş ve Türklerin de bir gün sağlıklarına daha dikkat edeceklerini öngörmüştür.
Kültür meselesi ise babam Vehbi Bey’den ziyade annem Sadberk Hanım’dan gelmiştir. Babamın geceli, gündüzlü çalıştığını gören annem, kendine göre bir koleksiyon yapmaya başlamış, yurtdışına gittiği zaman müzeleri ziyaret etmiş, Atina’daki Benaki müzesinden esinlenmiş ve özel müze kurmayı planlamıştır. Ne yazık ki, ömrü vefa etmemiştir. Ama vasiyetinde bu arzusunu dile getirmiş, koleksiyonunun müzede kendi adına teşhir edilmesini bizlerden istemiştir. Bayrağı ondan alan kardeşim, müteveffa Sevgi Gönül, annemin arzusunu bırakın yerine getirmeyi, fazlasıyla daha da ileri götürmüştür.
Vehbi Bey, TEV fikrini İsveç’ten almıştır. Cenazelerde çiçek yerine bağış yapan kişilerin plaketlere isimlerini yazdırmaları ve buradaki gelirin eğitime harcanması onu fevkalade cezbetmiş ve etkilemiştir. Sahip çıkılsın diye de tek başına değil bir grup kurucu arkadaşla birlikte Türkiye Eğitim Vakfı’nı kurmuştur.
Vehbi Bey, memleketin önemli sorunlarında biri olan nüfus artışı ile birlikte kişi başı milli gelir azaldığı için eğitim, bakım, giyim, beslenme ve barınmanın kalitesinin düştüğünü gözlemlemiştir. Nüfus artışının önüne geçme amacıyla yine işbirliği ile bir vakıf kurmak istedi. Bu onun 40 senelik ideali idi. Nitekim nüfus artışı %3’ten %1.3’e düşmüştür. Önceden projenin ismi ‘doğum kontrolü’ idi. Bunun ismi daha sonra Aile Planlaması olarak değiştirildi.
Vehbi Bey, yalnız kendi projelerinde değil başkalarının projelerine de yardımcı olmayı bir vazife edinmiştir. Memlekette her sene ortalama 743 milyon ton toprak kaybı olduğu için Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit Beylerle TEMA Vakfı’nın kurulmasında rol almış, mali katkıda bulunmuş ve uzun seneler vakfın gidişatını yakından takip etmiştir.
Kendisi Vehbi Koç Vakfı’nın açılışlar, törenler vs. etkinliklerinde iş hayatındaki başarıları kadar hatta belki daha fazla heyecan ve gurur duyardı. Bilhassa burs verdiği çocuklarla birlikte olmak, onların hayatlarındaki başarısını takip etmek ona büyük keyif verirdi. Hele hele mühim mevkide olan birisi gelip, elini öpüp, ‘ben sizin bursunuzla okudum’ dediği zaman, Vehbi Bey’in yüreği adeta yağ bağlardı.
Başlangıçta Vehbi Koç o zamanki koşullar ve ekonomik büyüklükler çerçevesinde mütevazi bir başlangıç yapmış olmasına rağmen Vehbi Koç Vakfı bugün 2.7 milyar TL. aktif değeri ve birçok alt kuruluşu ile Türkiye’nin en büyük vakfı olması yanında, Avrupa’nın da sayılı vakıflarından birisi konumuna gelmiştir. Bu alandaki gelişimimizi ve yolculuğumuzu en güzel bu rakamlar tarif edebilir.
Vehbi Bey babasından aldığı hayırseverliği bizlere devretti. Bizler de bu kültürü dördüncü jenerasyona aşıladık. Kendi ismini taşıyan vakfa başlangıçta %8 Koç Holding hissesini verirken, bizlerin muvafakatini ve imzasını aldı. İmzalarımızı attığımız gibi vakfın devamlılığı ve de ondan alacağımız bayrağı aynı şekilde götüreceğimiz sözünü de verdik. Kaldı ki, ondan sonra hisse senedi oranı %10’a çıktı. Ayrıca aile olarak her sene gelirlerimizin %5’ini vakfa hibe ediyoruz. Bu şekilde vakfın ana varlığını güçlendirdiğimiz gibi çizilen yolda (eğitim-kültür-sağlık) yeni yeni projeleri hayata geçiriyoruz. Bunların en mühimleri de Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Hastanesi, Sadberk Hanım Müzesinin yeni yerine taşınması, Amerikan Hastanesi, Hemşirelik Okulunun seviyesini yükseltmek ve Amerikan Hastanesini Türkiye’nin en seçkin sağlık kuruluşu haline getirmek ve binlerce talebeye verdiğimiz burslardır.
Üniversitemizin mezuniyetinde talebelerin keplerini havaya attıkları an, hastanemizden ağır yaralı veya ağır bir hastalıktan mustarip bir hastamızın iyi olup sağlığına kavuşması, müzemize gelen ziyaretçilerin defterimize yazdığı methiyeler, bizi gördüklerinde söyledikleri sitayişkar kelimeler, bizi fazlasıyla tatmin ediyor, yüreğimizi kabartıyor ve yaptığımız bütün harcamaları ve çektiğimiz sıkıntıları anında unutturuyor.
Türkiye gibi dünyanın sorunlu bir coğrafi bölgesinde yer alan bir ülkede, içerde ve dışarıda yaşanan her türlü soruna rağmen bıkmadan ve usanmadan neredeyse 50 yıldır memleketteki deprem, yangın, sel gibi afetlerde ilk yardıma koşan vakıf olduğunuz zaman elbette ki birileri bunu takdir edecektir. Nitekim birçok ödül aldık; ancak Hadrian Ödülü, Carnegie Madalyası ve en son BNP Paribas ödülünün yeri ayrıdır. Hemen hepsinde ‘öncü ve örnek olma’ hususunun altı çizilmiştir.
Yeni bağışçılara tavsiyem yapacakları bağışı çok iyi hesaplamaları, örneğin burs veriyorlarsa dört sene müddetçe verileceğini göz önünde bulundurmaları; inşaat yapılıyorsa bütçe içinde kalıp zamanında bitirmeye dikkat etmeleri; isimlerini taşıyan tesislerin zamanla yıpranmasını ilave bir yatırım yaparak önlemeleri veya başlangıçta bunu teminat altına almalarıdır. Küçük bir bağışçı ise yeni bir vakıf kurup, idare masrafları altında boğulmaktansa mevcut ve itimat edecekleri bir vakfa şartlı bağış yapmaları uzun vadede menfaatlerine olacaktır.


