Ömer Faruk Boyacı

1967’den beri ailece Sirkeci’de yaşıyoruz. Ailem 1988 yılında Sirkeci bölgesinde bir otel yaptırmaya karar verdi. Benim de üniversiteden yeni mezun olduğum bu dönemde,  sürece beni de dâhil etmek istediler. Ancak karşılaştığımız önemli bir sorun vardı: kimse otele gelmek istemiyordu. Sirkeci kimse tarafından bilinmeyen ve kabul görmeyen bir çöküntü alanıydı. Hatta kötü otelleri tanımlamak için ‘Sirkeci Oteli gibi’ yakıştırması bile yapılırdı o zamanlar.

Dernek işleyişinde katılımcı yönetim

Bölgeyi ayağa kaldırmak ve Sirkeci’yi dönüştürmek için bir mücadele başlatmamız gerekiyordu. Öncelikle burada bir dernek kurulmasına öncülük ettim, Sirkeci Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği. Derneğin işleyişinde katılımcı bir yönetim uygulamak amacıyla bölgedeki esnafı, manavı, emlakçıyı kısacası burada yaşayan bütün Sirkeci sakinlerini sürece dâhil ettik Uluslararası toplantılar ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla beraber yaptığımız çalışmalar sonucunda bir Sirkeci vizyonu geliştirme ve kamuoyunu bilinçlendirme yolunda sonuçlar almaya başladık. Hocapaşa gibi tarihi bir alanı bir projeyle ayağa kaldırdık, bu bölgenin kalkınmasına destek olduk. Şu anda da oldukça popüler bir yer olarak hayatına devam ediyor.

“Değişen dünya düzeninde daha katılımcı, daha dinamik hareket eden bir sivil toplum anlayışına ihtiyacımız var.”

İki tane kırılma noktası yaşadık. 2010 Kültür Başkenti kapsamında Sirkeci için ciddi bir kaynak aldık ve altyapıyı geliştirdik. Süreç içerisinde Eminönü Platformu, Tarihi Yarımada Platformu ve Sirkeci’deki farklı çalışmalarda aktif olarak yer aldık. Üç sene önce bu birikimi insanların bilgisine sunmak için Küçük Oteller Derneği’ni kurduk. Kurucusu ve Başkanı olduğum bu Birlik kapsamında 32 bölgeden 300’e yakın üyemiz var. Bölgelerinde liderlik vasfı taşıyan,  değişime aracılık yapacak insanların yer almasını amaçlarken, turizm sektöründeki yerleşmiş sivil toplum anlayışını değiştirmek istedik. Bu çalışmalarda katılımcı bir mantıkla yola çıktık, başkanlık süresini kısıtlı tuttuk, Türkiye’nin her yerinden katılımcılar nasıl bir dernek istediklerini söylemek için İstanbul’a geldiler ve bu fikirlerin tamamını sürece dahil ettik.

Sirkeci’de sürdürülebilir bir anlayışın var olmasını amaçlıyoruz. Sirkeci’nin kültürel bir kesişme noktası olması için, yabancı misafirler ve kentlilerin bir araya gelmeleri ve paylaşımda bulunmaları gerektiğini gördük. “Bölgeyi nasıl anlatırız” sorusunu kendimize sorarken, Tarih Vakfı’yla bir “Sözlü Tarih” çalışması yapmak istedik. İki nedenle bu projeye başladık.  Birinci neden, bölgedeki insanları bilinçlendirmek, duygusal bağlarını artırmak ve yaşadıkları yeri tanımalarını sağlamaktı. İkinci neden ise kamuoyu ile paylaşacağımız “Sirkeci hikayeleri” oluşturmaktı. Bu kapsamda, Sirkeci’de doğup büyüyen insanların hikayelerini anlattığımız 35 video çektik. Çok farklı sosyoekonomik çevrelerden gelen kişilerden bölgenin hikayesini dinledik. Bölge tarihiyle ilgili tarihçiler ve arkeloglarla konuştuk. Tüm çalışmaları bir belgesele dönüştürmek ve bölgede yaşayanlara, “Burası sizin Sirkeci’niz” demek istiyoruz.

Kuşaklararası aktarılan sivil toplum bilinci

Başlattığımız mücadeleyi baba oğul olarak da devam ettirmek hatta sonraki  nesillere de aktarmak istiyoruz. Çocuklarımızı da böyle bir anlayışla yetiştirmeye çalıştık. Nerede olursa olsunlar, hangi alanda çalışırsa çalışınlar, bu mücadeleyi benimsemeleri için çaba gösterdik. Toplumda rol modeli olacak insanların benimsedikleri misyonu geniş bir alana yaymaları oldukça önemli. Oğlum Semih, kendi ekibiyle beraber küresel bir proje olan ‘Impact Hub’ı İstanbul’da uygulamak için çalışmalara başladı. Sosyal girişimcilere ve gençlere bir mekan ve ortam yaratmak isteyen bir oluşum bu. Ben de bir sosyal yatırımcı olarak bu oluşumu destekliyorum. Aynı zamanda 180 Derece adında, öğrencileri ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren bir oluşumunda kurucu ekibinin içinde yer alıyor Semih. Bu da öğrencilerin potansiyellerini ortaya koyma amacıyla hayata geçirilmiş sosyal amaçlı bir oluşum. Ayrıca diğer oğlum Melih, Sinema Festivali düzenliyor ve Dem Derneği kapsamında aktif gönüllülük yapıyor. Böyle bir ortamda, sivil toplum kültürünü öğrenerek büyümenin çocuklarımızı etkilediğini düşünüyorum.

Bir tarafta Küçük Oteller Derneği, diğer tarafta Sirkeci Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği ve Impact Hub ile beraber yeni modeller ortaya koymaya çalışıyoruz. Üçünün birlikte ilerlediği doğrultuda çemberi büyütüyoruz. Değişimin gücüne inanıyoruz ve bu yolda çalışan sivil toplum kuruluşlarını destekliyoruz. Impact Hub üzerinden tanıdığımız Enes Kaya ve onun başlattığı Sinemasal Kültür Sanat Derneği’ne bağış yapmak bunun bir parçasıydı. Bir sosyal şirket kurma amacındayız, bunun gelir modelleri üzerinde fikirler yürütüyoruz. Kar amacı güden ancak karın tamamını sosyal gaye için harcayacağımız bir proje ortaya koymak istiyoruz.

Değişen dünya düzeninde daha katılımcı, daha dinamik hareket eden bir sivil toplum anlayışına ihtiyacımız var. Sivil toplum kuruluşlarının başına gelecek kişilerin bu konudaki uzmanlıklarına, geçmiş zamandaki başarılarına bakmak gerekiyor.