Boris Yakubchik ile Sohbet

“Bağış yapmak benim için oldukça olağan bir pratik haline geldi. Bağış yapmaya yarı zamanlı çalışan bir öğrenciyken başladım. 300 dolar kazandığımda bunun 30 dolarını bağışlardım; 500 dolar kazanmaya başladığım zaman da bu miktar 50 dolara çıktı. Şimdi tam zamanlı olarak çalışıyorum ve iki haftada bir maaşımın %50’sini bağışlıyorum. Çalışma hayatımın geri kalanı boyunca kazancımın en az %50’si bağışlamayı planlıyorum.

Bunun kulağa radikal geldiğini biliyorum ama benim için oldukça sağduyulu bir yaklaşım. Üniversitede aldığım etik dersinde, Peter Singer’ın Açlık, Refah ve Ahlak (Famine, Affluence and Morality) kitabını okuduktan sonra bu konunun önemine kanaat getirdim. Singer’ın, açlıkla mücadeleye her insanın  kişisel ve ahlaki olanaklarıyla katkıda bulunabileceğine dair vizyonundan çok etkilenmiştim. Bundan kısa bir süre sonra, çalışma hayatları boyunca gelirlerinin en az %10’unu gelişmekte olan ülkelerde yoksullukla mücadele eden en etkili sivil toplum kuruluşlarına vermeyi taahhüt eden üyelerden oluşan Giving What We Cankuruluşuyla iletişime geçtim. Giving What We Can’in felsefesi hemen aklıma yattı ve bu konuda yalnız olmadığımı gördüm. 2009’da faaliyetlerine başlayan kuruluşa bugüne kadar 190’dan fazla kişi toplam 45 milyon dolar bağışladı.. Başkalarının benim heyecanımı paylaşması oldukça bana enerji veriyor. Bolder Giving ve Giving What We Can’in bu standartları oluşturduğu için %50 oranında bağış yapmaya karar verdim.. Yeni normlar ortaya çıkınca, katılmak çok daha kolay oluyor.

Giving What We Can, yardım kuruluşlarının yarattıkları etkinin, idari giderleri için ne kadar harcama yaptıklarından daha önemli olduğunu vurguluyor. Mesela, bazı yardım kuruluşlarının bir rehber köpeği yetiştirmesi 50,000 dolara mal oluyor.  Aynı parayla başka bir yardım kuruluşu, gelişmekte olan bir ülkede 1,000 insan için katarakt ameliyatı gerçekleştirebilir.  İdari gideri daha yüksek olsa bile ikinci seçeneği desteklemek isteyemez miydim? Ben bu mesajı yaymak istiyorum. İşte bu yüzden Giving What We Can’in bir bölümü olan Rutgers’la gönüllü olarak çalışıyor, etkili filantropi üzerine eğitim seminerleri düzenliyor, etkili yardım kuruluşları için bağış etkinlikleri düzenliyor ve “bağış” kavramının hayatlarının değişmez bir parçası olması için öğrencileri cesaretlendiriyorum.

%50 oranında bağış aşırı gözükebilir ama bir matematik öğretmeni olarak yıllık 47,000 dolar kazanarak, dünya nüfusunun en zengin %1’lik diliminde, ABD’de de %75’lik kısımda yer alıyorum. Vergilendirme öncesi verdiğim %50’lik bağış düşüldüğünde bile hala dünyanın en zengin %5’lik dilimine giriyorum!

Temel giderlerim oldukça düşük: ev arkadaşlarıyla yaşadığım için kira ve diğer faturalar için 400 dolar, bir vejetaryen olarak yemek için de aylık 150 dolar harcıyorum. Arabamı çok sık kullanmıyorum, boş zamanımın çoğunu kütüphaneden alınmış kitapları okuyarak, arkadaşlarla buluşarak, koşuya çıkarak ve bağış etkinlikleri düzenleyerek geçiriyorum. Tutumlu olmak benim için çok doğal bir davranış biçimi, zira doğup büyüdüğüm Rusya’da, bir apartman dairesinde oturduğumuz ve haftada birkaç kez et alabildiğimiz için “orta sınıf” kabul ediliyorduk. Giysi veya oyuncak almak bizim gücümüzü aşan şeylerdi, o yüzden küçük yaştan itibaren elimdekilerle yetinmeyi ve ulaşılamayacak şeyler için hırs etmemeyi öğrendim. Maaşımın %50’sini bağışlayarak bile tasarruf yapabiliyor ve kazandıklarımızın %10’unu yatırım olarak kullanabiliyorum.

Bazen insanlar mutluluğumu engelleyecek bir fedakarlıkta bulunduğumu zannediyor ama tam tersine bağış yapmak benim hayatımın en ödüllendirici kısımlarından biri! 3 dolarlık kahve tabii ki iyi bir tada sahip olabilir , ama ben bir insanın hayatını kurtaracak olan sıtma önleyici sinekliklerinin alınmasından çok daha fazla mutlu oluyorum. Küçük yaşlardan itibaren adaletsizlikle ilgili çok hassas olmuşumdur. Çoğu zaman okulda öğretmenler adil olmadıklarında sesimi yükselttiğin için başımı belaya soktum. Dünyada daha büyük haksızlıkların farkındaydım, ama gücüm olmadığını düşündüğüm için fazla düşünmemeye çalışıyordum. Şimdi ise bu konuda bir şeyler yapabilirim!

Hala 20’li yaşlardayım. İleride parayı gezmek veya çocuk yetiştirmek için kullanmak gibi seçimler yaparken sıkıntı yaşayabileceğimi tahmin ediyorum. Ama şimdilik tercihlerim oldukça açık. Bana destek olan ve (küçücük bir öğrenci bütçesi olmasına rağmen) benim gibi bağış yapma isteğiyle dolu bir kadınla beraberliğimden dolayı çok mutlu olan bir ailem var, bunun için şanslıyım.

Bağış yapmayı gerçek kariyerim olarak görüyorum. Ben profesyonel bir bağışçıyım! Öğretmeyi çok sevsem de ileride daha fazla kazanabileceğim bir işe geçebilirim, çünkü asıl amacım yapabildiğim kadar bağış yapabilmek. Bir bağışçı olmadan önce bile birçok insanın işlerinden nefret etmesine rağmen sürekli bir şeyler almalarını delice buluyordum. Neden daha az tüketip, daha az çalışıp, daha fazla hayatın tadını çıkarmayalım ki? Şimdiki fark ise kazandığım parayı kullanmak için heyecan verici bir nedenim var. Amacım, yaşayabileceğime inandığım miktarın (büyük ihtimal 20,000 dolar veya daha az) üzerinde elde ettiğim gelirin hepsini bağışlamak.

Hakikatlere baktığımda, -yani hayatın tadını çıkarmamızı önlemeden körlüğe çözüm bulma ve hastalıkları önleme konusunda hepimizin gücü olduğunu gördüğümde – yapabileceğim en büyük etkinin bağış yapmaktan ve başkalarını da bu konuda cesaretlendirmekten geçtiğini biliyorum.”

(Konuşmanın tamamına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.)