Filantropi Dönüm Noktasında: İşte Gidebileceği 6 Yol

Yazan: Rhodri Davies

Küresel eşitsizlik, demokratik kurumların erozyona uğraması ve iklim değişikliği gibi sorunların kendini fazlasıyla hissettirdiği günümüzde filantropinin rolü ve etkisi giderek daha fazla eleştiriliyor. Toplumsal ve küresel sorunlara sürdürülebilir çözümler sunma noktasında yetersiz kaldığı düşünülen filantropi alanının, öncelikli olarak kullandığı araçları ve yöntemleri yeniden gözden geçirmesi, mevcut ihtiyaçlara ve taleplere yönelik meşru cevaplar ve yaklaşımlar geliştirmesi ve hızla değişen koşullara ayak uydurması gerekiyor.  Charities Aid Foundation’ın (CAF) Politikalar Direktörü Rhodri Davies, filantropi zor zamanlardan geçse de filantropinin güçlü bir sosyal değişim yaratabilmesi için yapılacak çok fazla şey olduğunu söylüyor. Ayın yazısında Davies’in, filantropinin varlığının, yöntemlerinin ve etkisinin sorgulandığı bir ortamda daha iyi bir dünya ve toplum yaratma potansiyelini gerçekleştirebilmesi için  dikkat edilmesi gereken noktalara değindiği Philanthropy is at a turning point. Here are 6 ways it could go başlıklı yazısını Türkçeye çevirdik.

Filantropi zor zamanlardan geçiyor. Küresel iklim değişikliği gibi sorunlar, bugüne kadar örneği görülmemiş boyutlarda bir kolektif hareketin gerekliliğine işaret ediyor. Bu arada teknoloji, mevcut toplumsal sorunlarla başa çıkmak için yeni araçlar sunarken bir yandan da yeni toplumsal sorunlar yaratıyor. Tüm bunların yanı sıra, değişen demografi ve toplumsal eğilimler, topluluk, toplum ve milliyet kavramlarına yüklediğimiz anlamları tanınmayacak derecede değiştiriyor.

Ancak, durumu zorlaştıran sadece hızla değişen dünyaya ayak uydurma ihtiyacı değil, aynı zamanda filantropi kavramının kendisinin giderek daha fazla eleştiriliyor olması.  Eleştirmenler filantropinin gerçekten bir etki yaratıp yaratmadığını, küresel eşitsizlik bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve demokratik bir toplumda meşruiyetini koruyup koruyamayacağını sorguluyor.

Filantropinin önemine (kişisel varlıkların sosyal fayda amacıyla kullanıldığında sosyal değişim yaratacak bir güce sahip olabileceği fikrine) inanmaya devam edenler için ise yapılacak çok fazla şey var. Filantropinin değişen zamana ve koşullara ayak uydurabilmesi, sahip olduğu rol ve işlevi ile ilgili inandırıcı bir söylem geliştirebilmesi ve kendisine yöneltilen eleştirilere cevap verebilecek modeller ve yaklaşımlar üretebilmesi için yeni girişimler gerekiyor.

Öyleyse ne yap(ıl)malı?

Bu değirmenin suyu nereden geliyor?

Sackler ailesinin yaptıkları bağışlarla ilgili, opioid krizinde oynadığı rol nedeniyle yakın zamanda alevlenen tartışmalar[1], paranın nasıl bağışlandığı ile bu paranın nasıl kazanıldığının artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini açıkça gösterdi.

Bazı bağışların “kirli” olduğu fikri bir kez daha gündeme geldi. Bu eleştiri ise zengin bir tarihe sahip: 20. yüzyılın başlarında John D. Rockefeller ve Andrew Carnegie gibi önde gelen sanayici filantropistlerin birçoğunun yaptığı bağışlar, iş yapma biçimlerini tasvip etmeyenler tarafından yakın mercek altına alınıyordu. Buna karşılık, pragmatik davranmak gerektiğini ve en şaibeli paranın bile sosyal fayda yaratmak için kullanılabileceğini iddia edenler de her zaman oldu.

Fakat Sackler vakası, etik açıdan şaibeli kaynakların filantropik amaçlarla kullanılmasının meşru olmadığı görüşünün gittikçe yaygınlaştığını gösteriyor. Sonuç olarak, yapılacak bağış hakkında düşünmeye başlamadan önce bağışlanacak servetin, “önce zarar verme” (first do no harm”) ilkesine uygun bir şekilde yaratıldığından emin olmak gerekiyor.

Üstelik paranın sadece nasıl kazanıldığı değil, bu paranın daha sonra nasıl kullanıldığı da filantropi alanında giderek daha fazla tartışılan bir konu haline geliyor. Üniversiteler ve sanat kurumları da meşhur yatırımını-çek (divestment) kampanyalarına[2] dahil olmaya çoktan başladılar ve bu kampanyalar da şüphesiz filantropi sektörünü gelecekte, yatırım biçimlerinin sorgulanması anlamında nelerin beklediğine işaret ediyor.

Yapısal değişime açık olmak

Winners Take All isimli kitabın yazarı Anand Giridharadas gibi dünyaca tanınan eleştirmenler, problemin, servetin nasıl kazanıldığı değil, bazı kişilerin büyük servetler elde ederken birçoğunun da yoksulluk içinde kıvranmasını mümkün kılan yapısal eşitsizlik olduğunu söylüyor. Benzer şekilde, Hollandalı tarihçi Rutger Bregman, bu yıl gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısı’nda eşitsizliğin neden olduğu köklü sorunların üstesinden ancak vergilendirme mekanizması ile gelinebileceğini belirterek filantropi alanını eleştirmişti. Bu eleştirmenlere göre filantropi, çözümün değil sadece sorunun bir parçası, zira yapısal değişim yaratmak için yapılması gereken işe odaklanmayı engelliyor.

Sivil toplum sektöründen pek çok kişi, eşitsizlik ve vergi adaletinin önemli konular olduğunu düşünseler de filantropinin bu meseleler karşısında yetersiz kaldığı argümanına katılmıyorlar. Her zaman kolay olmasa da yine de pek çok aktör, filantropiden tamamen vazgeçmek yerine hakiki yapısal reformlar ortaya koyabilecek yöntemler ve araçlar geliştirmek için çaba sarf ediyor.

Filantropiyi demokratikleştirmek

Filantropinin eşitsizlik sorununa karşı bir cevap geliştirebilmesini sağlamanın en önemli yollarından biri, filantropinin yalnızca, güçlü olanın sahip olduğu avantajları korumak için kullandığı bir araç olarak görülmemesini sağlamak. Bu nedenle, sadece parayı değil, gücü de aktarmanın yollarını bulmak son derece önemli.

Kimileri bunu, büyük donörlerin daha geniş bir kitle tabanına sahip kuruluşları hibe yoluyla desteklemelerini teşvik ederek sağlamaya çalışıyor. Bu sayede, bu büyük donörlerin kendi tercihlerinin ve önceliklerinin yol açabileceği plutokratik eğilimleri bertaraf etmeye çalışıyorlar. Diğerleri ise geleneksel olarak filantropinin faydalanıcıları olarak görülen grupların, kaynakların nasıl kullanıldığı ile ilgili söz hakkına sahip olduğu katılımcı hibe verme modelleri geliştiriyor.

Aynı zamanda, #BlackLivesMatter, #MeToo ve iklim için gençlik grevlerinin de aralarında yer aldığı yeni ağ tabanlı protesto ve sosyal değişim modellerinin de arttığını gözlemliyoruz. Bunlar, bireylerin ve toplulukların, teknolojinin sağladığı yeni olanaklardan faydalanarak kendilerini ilgilendiren sorunların çözümleri için ellerini taşın altına koyduklarını gösteren güçlü örnekler olarak gösterilebilir. Eğer donörler bu ağ tabanlı sosyal hareketleri boğmadan güçlendirmenin yollarını bulabilirlerse, filantropinin daha da fazla demokratikleşmesi için imkân yaratılabilir.

Çeşitliliği yansıtmak

Filantropideki güç dengelerinin gerçek anlamda değişiminden söz edebilmek, ancak ve ancak var olduğu toplumların ve fayda sağladığı bireylerin ve toplulukların çeşitliliğini yansıttığı sürece mümkün olur. Bu doğrultuda, bazı kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, çalışanlarının ve yönetim kurullarının cinsiyet, etnisite vb. açısından dengeli bir dağılıma sahip olup olmadığını sorguluyorlar. Bunların yanı sıra filantropi dünyanın geri kalanına yayılmaya devam ederken, bağışçılığa dair yerel gelenekleri ve mevcut eğilimleri yansıtacak ve kapsayacak şekilde büyümesi önem taşıyor. Büyümekte olan bir orta sınıf, filantropinin yeni itici gücünü oluşturabilir: Charities Aid Foundation’ın (CAF) araştırmasına göre, Küresel Güney’deki yeni oluşmakta olan orta sınıf, İngiltere’deki bireylerin ortalama bağış miktarı kadar bağış yaptığı takdirde yılda 345 milyar dolar daha sivil topluma kaynak olarak gitmiş olacak. Ancak bu yeni orta sınıfın bağış yaparken Batı’nın modellerini veya yaklaşımlarını kullanacaklarını varsaymamalıyız.

İnovasyon ve keşif

Stanford Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü olan Rob Reich’ın yeni kitabı Just Giving, demokratik bir toplumda filantropiye tanınan özgürlük alanı ile adalet ve eşitlik talepleri arasında nasıl bir denge kurduğumuza dair cevaplaması zor sorular soruyor.

Cevaplardan biri “keşif” fikrinde—daha önce göz ardı edilen sorunları görünür kılmak ve bu sorunlarla başa çıkmak için yeni yöntemler geliştirmekte- yatıyor olabilir. Filantropi, sahip olduğu potansiyel en iyi şekilde değerlendirildiğinde, yeni keşifler yapılmasını sağlayan güçlü bir araç işlevi görebilir. Ancak bu durum demokrasinin hâkim olduğu bir bağlamda başka gerilimlere ve açmazlara sebep olabilir, zira inovasyon yapma özgürlüğü, çoğu zaman özerklik ve statükoya karşı çıkmayı gerektiriyor.

“Büyük filantropik bahisler” oynayan (“philanthropic big bets”) donörlerin sayısının her geçen gün artması da bu gerilime açıkça işaret ediyor. Elon Musk ve Larry Page gibi dünyaca tanınan teknoloji girişimcileri kaynaklarının büyük çoğunluğunu uzay yolculuğunun geliştirilmesi için kullanırken Dustin Moskowitz gibi isimler de insanüstü yapay zekânın kontrolü ele geçirme riskini ortadan kaldırmak için yapılan çalışmalara odaklanıyor. Kimileri için bu girişimler, filantropinin en iyi yönünü -devletlerin yapamayacağı şekilde riskler almayı ve inovasyon yapmayı- temsil ediyor. Öte yandan bazıları da bu girişimlerin filantropinin ulaşabileceği en kötü uç ve aşırılık, yani toplumları ve dünyayı ilgilendiren sorunlara yaklaşımları tamamen servet kazandıkları endüstrilere göre şekillenmiş olan dönerlerin kendi arzularının peşinde koşarken açtıkları yeni cepheler olduğunu düşünüyorlar.

Şeffaflık ve açıklık

Filantropinin önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı önemli zorluklardan biri açıklığını ve şeffaflığını sağlama konusunda olacak. Donör veya faydalanıcıyı koruyabilmek için bir noktaya kadar anonimliğe ihtiyaç olsa da genelde açıklığı bir hedef olarak benimsememiz gerekiyor. Paranın nereden geldiği veya filantropinin demokratik süreçlere yönelik teşkil ettiği muhtemel tehditlerin sorgulandığı bir bağlamda, açıklık sadece meşruiyeti korumaya yardımcı olmaz; aynı zamanda veriler erişilebilir kılınarak başka aktörlere de inovasyon yapmaları için alan açıldığında daha fazla keşif yapılmasının önü açılmış olur.

Büyük donörlerin (özellikle ABD’deki) geleneksel filantropik yapıları kullanmak yerine limited şirket gibi ticari yapıları kullanmayı tercih etmeleri filantropik şeffaflığı tesis etmenin önündeki engellerden birini oluşturuyor. Bilindiği üzere Mark Zuckerberg ve Priscilla Chan kendi filantropik amaçlarını gerçekleştirmek için bu yolu seçtiler; John ve Laura Arnold da yakın zamanda geleneksel bir vakıftan limited şirkete geçtikleri haberi ile manşetlere çıktılar. Bu tip filantropik amaçlarla faaliyet gösteren limited şirketler, ticari yatırımlar yaparken veya siyasi kampanyalara destek olurken esneklik açısından fayda sağlamakla birlikte, aynı zamanda da donörlerin çok da şeffaf olmasını gerektirmediği için filantropinin daha açık ve erişilebilir olması için gösterilen çabaları baltalayabilir.

Geleceğe iyimser bakmak?

Günümüzde filantropinin baş etmesi gereken pek çok problem olduğunu söyleyebiliriz. Bunların bir kısmı, büyük ölçekte gerçekleşen teknolojik veya toplumsal değişime yönelik -ki filantropi bu değişimin yarattığı ihtiyaçlara cevap geliştirmede henüz yetersiz- daha fazla aksiyon almayı gerektiriyor. Bazı zorlukları aşmak ise bir miktar iç gözlem yapmayı, yani filantropi alanında mevcut sıkıntıları tespit edebilmek ve filantropinin fayda sağlamayı amaçladığı bireylerin ve toplulukların ihtiyaçlarını ve taleplerini yansıtabilmek ve daha etkili çözümler üretebilmek için alanda hâkim olan yapıları ve dinamikleri yeniden gözden geçirmeyi gerektiriyor. Bunların hiçbiri kolay olmasa da hepsi mümkün. Eğer filantropi sektörü elinden geleni yaparsa, filantropinin toplumu şekillendirme ve sosyal değişim yaratma rolü sadece muhafaza edilmeyecek, aynı zamanda güçlenecektir.

 

[1] Sackler ailesinin ABD’de binlerce kişinin ölümüne yol açan ve bağımlılık yaratan OxyContin’i üreten Purdue Pharma ilaç firmasıyla ilişkisi ve yüklü miktarlarda bağış yaptığı müzelerin bu nedenle bağışları reddetmeye başlaması ile ilgili tartışmalar için bkz:

https://www.vox.com/future-perfect/2019/3/26/18282383/sackler-opioids-purdue-museums-donation

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48441179

https://medyascope.tv/2019/03/26/abd-ve-avrupadaki-muzeler-sabikali-ilac-firmasi-sackler-ile-iliskisini-kesiyor/

[2] İngilizcede daha önce yapılan yatırımların geri çekilmesi anlamına gelen “divestment” kavramı ve küresel iklim değişikliği ile mücadele kapsamında özellikle fosil yakıt şirketlerini hedefleyen yatırımını-çek kampanyaları hakkında bir yazı için bkz: https://t24.com.tr/yazarlar/baran-alp-uncu/fosil-yakitlardan-yatirimini-cek,7666