Yerel Bağışçılığın İnşası Güç Dengelerini Değiştirmenin Merkezinde

Bu makalenin orijinali 26 Mayıs 2021 tarihinde Alliance Magazine’de yayımlanmıştır. Yazının orijinaline bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Ne gariptir ki yerel kaynak mobilizasyonu fon verenlerin birçoğunun hiçbir zaman ilgisini veya desteğini görmedi. Yıllar içerisinde bunun neden böyle olduğuna dair birkaç teori geliştirdim.

Yazan: Jenny Hodgson, Global Fund for Community Foundations

Sebeplerden biri sabırsızlık. Baskın hibe verme yöntemi hala hızlı ve sıklıkla, kabul edelim ki gerçekçi olmayan sonuçlar beklenen, kısa süreli projeler şeklinde, belirli donörlere atfedilebilecek somut çıktıları olan taahhütleri tercih edip ödüllendiriyor. Yerel bağışçılığın inşası ise – özellikle de sosyal değişim söz konusuysa- zaman alıyor. Aslında bireylerin edilgen faydalanıcılar olmalarındansa, kendilerini konunun aktörleri olarak görmeleri ve bağışlarıyla tercih yapmayı deneyimlemeleri de kendi içinde bir tür sosyal değişim. Yerel bağışçılar ve fon verenlerle kurulacak güvenin inşası da zamanla oturacak, kurumsallaşmış hibe sağlayıcılarının masalarına inen alışılagelmiş hibe raporlarından farklı bir hesap verilebilirlik gerektiren bir süreç. Tıpkı hangi kaynakların ve yeni yöntemlerin şeffaf şekilde aktarılabileceğini çerçevelendiren destekleyici bir yapının geliştirilmesi gibi. (Örneğin; komşunuzu bağış yapmaya ikna etmek, bir projenin mantıksal çerçevesini yazmaktan farklıdır.)

Bir diğer sebep ise ‘sıradan insanlara’ ve onların insan haklarını ve sosyal adaleti destekleme konusundaki hazırlıklarına veya yeteneklerine karşı uzun süredir var olan güvensizlik. Bunun bir benzeri de donörler ve partnerleri tarafından sıklıkla ortaya atılan, kuruluşların yerel bağışları kabul etmeleri durumunda kendi değerlerinden feragat etmesi gerekebileceği argümanı. (sanki söz konusu bu dinamikler kurumlar tarafından sağlanan fonlar için de geçerli değilmiş gibi.)

Ve elbette, kritik soru şu: yerel kaynak geliştirme, iklim krizi ve insan hakları ihlalleri ile karşı karşıyayken bu kadar öncelikli olabilir mi?

Bununla beraber, filantropi ve uluslararası kalkınma alanında çalışan herkesin de katılabileceği gibi sivil toplum kuruluşlarının dış fonlara fazla bağımlılığı her zaman – ve giderek de artan şekilde- problemli. Yerleşik güç dengeleri, hibe verenlerin sürekli değişen istekleri ve yardım aktarımlarındaki genel azalmaların hepsi bunun sebepleri arasında ve insan hakları kuruluşlarının ‘yabancı ajanlar’ olarak suçlandığı ve kriminalize edildiği bir zamanda fonlara bağımlılık, bunlardan etkilenenler için doğrudan tehlikeli hale geliyor. Gelecekte eşitlik ve adaletin, kapsayıcı gelişmenin ve hakların korunması ve geliştirilmesinin ülkeler arası yönlendirilmesi ve finansal olarak desteklenmesi, ilgili ve ses çıkaran yerli oluşumların sivil toplum sektörlerine sahip çıkması, onları finansal olarak desteklenmesi ve savunması gerektiği de tartışılabilir elbette; fakat henüz değil.

Ancak şu da var; donörlerin yerel kaynakların mobilizasyonu konusuna odaklanmaları noktasındaki tüm zorluklara, sistemlere ve tavırlara rağmen değişim gerçekleşiyor. Hem de hızla ve (bazı) donörler nihayet konuya ilgi göstermeye başladı: Hollanda Hükümeti ve Giving for Change arasındaki iş birliği bunun en güzel örneklerinden.

2016’da Johannesburg’da gerçekleşen ilk Yerel Bağışçılık Küresel Zirvesi’nde tanıtılan hashtag #ShiftThePower – Gücü Değiştir bu değişime eşlik ederek dikkat çekti; belki de bu değişimin bir kısmını tanımlamamıza yardımcı oldu. Fikrimiz bu zirveyi bağışçılığı aktif katılımın, hakları savunmanın ve empati, dayanışma ve aynı görüşte olmamanın önemli bir parçası haline getiren, daha demokratik ve katılımcı bakış açılarını kutlayabileceğimiz ve sunabileceğimiz bir etkinlik olarak kullanmaktı. Kalkınmaya dış kaynaklı para kaynaklarının işletilmesi ve yönetimi yerine güvenin, itibarın ve özneliğin ilerlemesine katkı sağlayacak araçlar ve yöntemler olarak odaklanabilmek. Mevcut sisteme basit bir alternatif veya bir eklemeyle değil; daha geniş yapısal bir dönüşümün parçası olarak.

Zirve’den bu yana yerel bağışçılık partnerlerimizin ve hizmet ettikleri farklılaşan topluluklar arasındaki enerjiyi ve kaynakları besleyen, donör yardımlarının katkı sağladığı öğrenilmiş çaresizliği kırmaya çalışan, karar alma ve hayata geçirme süreçlerinde yenilikler deneyen diğer paydaşlarımızın pratiklerine ve önceliklerine de yansıyan ‘ortaya çıkma’ düşüncesine ayrı bir önem atfediyoruz.

Geniş bir yerden bakıldığında bu hepimiz için çok önemli. #ShiftThePower değişim için yankılanan küresel feryadın içinde küçük bir ses. Hayatın her kesiminden insanın bağışlarıyla desteklediği #GivingTuesday’i, #MeToo’yu, Polonya’daki (Kadın Grevi) ve Nijerya’daki (polis şiddetine karşı düzenlenen ENDSARS) yakın dönem hareketleri ve geçen seneki #BlackLivesMatter protestolarını düşünün. COVID-19’u, uluslararası yardımın pek çok farklı şekilde nasıl başarısız olduğunu, dünyanın dört bir yanındaki toplulukların kendi kaynaklarıyla, kendi başlarının ve ağlarının çaresine bakmak için nasıl zorlandıklarını ve bunun ortaya çıkardığı yeni ortaklık ve dayanışma biçimlerini düşünün.

Peki sırada ne var? İşin aslı pek çok fon sağlayıcının değişimi benimsemekte, #ShiftThePower hareketini (örneğin küresel enerji sektöründe devasa kömür bazlı enerji üreticilerinden daha esnek yapılı, küçük yerel rüzgar ve güneş santrallerine geçiş gibi) gerçek bir radikal dönüşüm fırsatı olarak görmekte yavaş kaldığını söylemek gerek.

Ama rüzgar bizden yana esiyor.