Azim ve çalışkanlıkla profesyonel hayatında birçok başarıya imza atmış olan ve RE/MAX’de Ticari Gayrimenkul Broker’ı olarak çalışan Ulvi Kocailik, yıllardır eğitim alanında stratejik bağışlar yapıyor. Çocukların hayatlarına dokunmak için bu alanda gönüllü çalışmalar yapmak istediğine karar veren ve bu motivasyonunu hayata geçirmek için Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nı (TEGV) seçen Kocailik’in uzun yıllardır devam eden gönüllülük ve bağışçılık serüveni bu şekilde başlıyor. Önceleri TEGV bünyesinde gönüllü eğitmenlik yapan Kocailik, bağış yapmanın yanı sıra farklı yöntemler kullanarak çevresindeki kişileri de harekete geçiriyor ve eğitim alanında değişim yaratılmasına katkı sağlayan bağışlar topluyor. Kocailik, öncelikle kendisini sonra çevresini mutlu etmek isteyen herkese bağış yapmaları ve yakınlarını bağışçılık konusunda bilinçlendirmeleri için ilham vermek amacıyla öyküsünü bizlerle paylaştı.
“İnsanlara yardım etmek en sıkıntılı günlerimde bana da iyi geldi”
Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu’nu bitirdim. Silahlı Kuvvetlerden harita mühendisi bir subay olarak mezun oldum. Sonrasında Silahlı Kuvvetlerin açtığı sınavı kazanarak, ODTÜ’de Bilgisayar Mühendisliği okudum. 1994 yılında kendi işimi kurdum. 2001 yılındaki büyük ekonomik krize kadar bilişim sektöründe Türkiye’nin sayılı firmalarından biriydik. 2001 krizinde dövizin bir günde aşırı yükselmesiyle beraber her şeyimizi kaybettik. Yaptığımız çalışmalar ve tüm emeklerimiz yok oldu, hiçbir şeyimiz kalmadı. İki yıla yakın bir süre bir arkadaşımızın yardımıyla geçinebildik.
Bağışçılık hikayem de aslında bu noktada başladı. Böyle çöküş zamanlarında insanların farklı tepkileri olabiliyor. Ben o dönemde Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na (TEGV) gittim. Kafamı toparlamak, bundan sonra ne yapacağıma karar vermek ve birilerine yardım edip edemeyeceğimi görmek istiyordum. Gönüllü eğitmen olarak gittiğim TEGV’de aldığım ön eğitimin ardından beni Sultanbeyli’deki eğitim birimine yönlendirdiler. Yazın en sıcak günlerinde üç aya yakın bir süre, bir karavan içinde, haftada üç gün çocuklara İngilizce ve satranç öğrettim. İnsanlara yardım etmek en sıkıntılı günlerimde bana da iyi geldi, ruhumu onardı ve hayatı tekrar düşünmemi sağladı.
Bu deneyimin üzerinden yıllar geçti, çok çalışarak her şeyi onardık ve işlerimizi tekrar yoluna koyduk. Bir noktaya gelip geçmişte yaşadığım o günleri düşününce tekrar TEGV’in kapısını çaldım. Onlar zamanında bana el uzatıp, ruhumu onarmama yardımcı olmuşlardı; şimdi ben de onlara destek olabilirdim. Bir araya gelip birlikte neler yapabileceğimizi, nasıl bir proje üretebileceğimizi konuştuk. Önceliğim eğitimle ilgili, insanların hayatlarını değiştirecek bir proje oluşturmaktı ve TEGV ekibi bu çerçevede yapabileceklerimizle ilgili bana farklı seçenekler sundu.
“Ben de birilerinin hayatını eğitimle değiştirebilirim”
Peki neden eğitim? İzmir’in Tire ilçesinde doğdum. İkişer yıl ara ile doğan dört çocuğun en küçüğüydüm. Sekiz çocuklu bir ailenin en büyük erkek evladı olan babam ailesinin geçimine katkı sağlamak zorunda olduğu için ilkokul üçe kadar okuyabilmiş, okuyamamak hep içinde pişmanlık olarak kalmış. Babam işçiydi, annemle birlikte hafta sonları da çalışırlardı. 70’li yıllarda İzmir’in Tire ilçesinde ailesinde okuyan hiç kimse yokken dört çocuğunu varını yoğunu ortaya koyarak okutan babam eğitimi kendine bir hedef olarak koyan vizyoner birisiydi. İki ablam da öğretmen oldu ve yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Abim ise kalp cerrahı oldu ve çok sayıda hayat kurtardı.
Çocukluğumdaki bu tecrübem sayesinde hiçbir şeyi olmayan bir insana iyi eğitim alması için bir fırsat sunulduğunda aslında ona çok büyük bir servet verildiğini ve eğitimin her şeyi değiştirebileceğini gördüm. Babamdan aldığım meşale ile ben de birilerinin hayatını eğitimle değiştirebileceğimi düşünüyorum.
“Bağışçıların bir STK’ya bağış yaptığının farkında olmalarına büyük hassasiyet gösterdik”
Hayalim yapacağım bağışın eğitimle ilgili olması, çok sayıda çocuğun hayatına dokunması ve fayda sağlamasıydı. Daha önce TEGV’in ortamını görmüş ve ne yapmak istediklerini anlamıştım. Şeffaflık konusundaki hassasiyetlerine, çalışanların iyiliğe olan inançlarına tanık olmuştum. Bu sebeple de hayalimi gerçekleştirebilmek için doğru bir yer olduğunu biliyordum. Değişime kendi memleketimle başlamak istediğimi söylediğimde TEGV İzmir Gümüşpala Öğrenim Birimi Kütüphanesi’ni modern, çocuklar için sağlıklı, temiz ve son teknoloji ile donatılmış, çocukların severek kapısından girebileceği bir hale getirmek için yenilemeyi önerdiler. Eşimin ve benim adımın kapısında yazılı olacağı kütüphaneden yılda 3.000’den fazla çocuğun yararlanacağını duymak bizim için heyecan vericiydi. Bağışlarımızla yapımını üstlendiğimiz kütüphaneyi tamamlandıktan sonra ziyaret etmek hem mutluluk vericiydi hem de daha fazlasını yapmak için bizi motive etti. Bir yıl sonra eşimle birlikte TEGV İzmir Balçova Öğrenim Birimi Kütüphanesi’ni de aynı şekilde yeniledik.
Daha fazla kişinin bağış yapmasını sağlamak ve daha büyük miktarda bağış toplayabilmek için farklı yöntemler de kullandım. On yıllık meslek hayatımı anlattığım kitabımın tüm satış gelirini desteklediğim STK’ya aktarabilmek için kendi imkanlarımla bastırdım. Eşimle beraber yaklaşık iki ay içerisinde 5.000’e yakın kitabı bağışlar karşılığında dağıttık. Topladığımız bağışlar TEGV Kartal Semiha Şakir Öğrenim Birimine aktarıldı. Kitabı alanların bağışlarıyla bir STK’ya destek verdiklerinin farkında olmalarına büyük hassasiyet gösterdik. Bütün bağışçılara isme özel birer teşekkür yazısı yazdık ve bağış makbuzlarını ilettik. Böylelikle herkes yaptığı bağışın yerine ulaştığını gördü.
Bu yöntemlerden bir diğeri ise kızımla birlikte açtığımız ve 45 fotoğrafımızın yer aldığı ortak fotoğraf sergisi idi. Sergi günleri genelde çok fazla satış olmadığı için açılıştan önceki üç gün boyunca görüşmeler yaparak 54 fotoğraf bedelinde bağış topladık. Sergi süresince de 7-8 fotoğraf satıldı. Böylelikle bu projemizde de yine çok iyi bir bağış toplanmış oldu. Tüm fotoğrafları, etkinliği takip eden hafta tek tek bağışçılara isme özel teşekkür yazıları ve bağış makbuzları ile birlikte teslim ettik. Bu yolla yaptıkları bağışın onlarda yarattığı duyguyu pekiştirdik.
“Bağışçılar parçası oldukları değişime tanık olmalı”
Bu projelerden edindiğim deneyim sonrasında bağış yapmayı nasıl daha fazla yaygınlaştırabileceğim, kitleleri bağış yapmak konusunda nasıl harekete geçirebileceğimle ilgili daha fazla düşünmeye başladım. Aklıma öncelikle kendi çalıştığım sektörden başlamak geldi. Gayrimenkul camiasında farklı ve çoğu zaman birbiriyle rekabet halinde olan zincirler vardır. Farklı zincirler arasındaki işbirliğini de pekiştireceğini düşünerek gayrimenkul camiasının ortak projesi olarak, bağışlarımızla 5.000 öğrencinin yararlanacağı TEGV İstanbul Ferit Aysan Eğitim Parkı Kütüphanesi’nin yenilenmesini önerdim. Bu fikri TEGV ile projelendirdik ve “100 İyilik Meleği Aranıyor” sloganıyla yola çıktık. Sadece sosyal medya kampanyası ile 8 günde 100 bağışçıya ulaştım. Her bir bağışçıya isme özel teşekkür yazılarını ve bağış makbuzlarını iletmenin yanı sıra, bu defa tüm bağışçıları davet ettiğimiz bir açılış etkinliği düzenledik. Bağışçıların tamamının isimleri duvara yazıldı. Açılışa gelenler, parçası oldukları değişime tanık oldular. Bu yaklaşım herkesin çok hoşuna gitti ve birçoğu çıkarken kulağıma eğilip, “Bir daha yaparsan beni yine yaz” dedi. Bu başarıdan cesaretle bu defa herkesin katılabileceği bir proje başlattık. Aynı eğitim merkezinin çok amaçlı salonunu yenilemeyi amaçladığımız bu proje için yine sosyal medya üzerinden 12 günde 100 bağışçıya ulaşıp, gerekli bağışı topladım. Açılışta o merkezden yararlanan çocuklar bizler için çok güzel bir gösteri sergilediler.
Bizim sektörel olarak hayata geçirdiğimiz ve önceki deneyimlerimizden yararlanarak oluşturduğumuz bu model, benzer bir şekilde doktorlar, avukatlar, mezun grupları gibi farklı gruplar için de uygulanabilir. Bu modeli uygulayabilmek için STK’lar birlikte hareket edebileceği, güvenilir kanaat önderlerine ulaşmalı. Bu kişilere ister gönüllü diyelim, ister elçi, STK’lara iş gücü ve zaman azlığı nedeniyle eksik olduğunu gördüğüm fikir üretme ve bunu yaygınlaştırma konusunda destek olabilirler. Sivil toplum kuruluşlarının kaynak geliştirme departmanlarında çalışan kişiler, benim gibi fikir satma ve yaygınlaştırma deneyimi olan kişilerden destek alabilirlerse bu çalışmalar daha kolay ve hızlı şekilde ilerleyebilir.
“Önemli olan yapılan işin içinde olmak, destek olmak, yardım etmek ve bunu sürekli hale getirmek”
Mümkün olduğunca fazla insanı inandıkları alanda çalışan STK’lara bağış yapmaları konusunda harekete geçirmeye çalışıyorum. Gerçekleştirdiğimiz tüm projelerle 6.000’e yakın kişiden bağış topladık. Bir de henüz bağış yapmayan ama bu işi bizden dinleyenler var. Bir okyanusa damla atıyor ve yayılıyoruz. Bağış yapmak tamamen kişinin iç dünyası ile ilgili bir şey. Bağışta zorlama olmamasına ve gönüllülük esasına her zaman dikkat ettim. “Madem sen istiyorsun verelim,” diyenlerin bağışlarını almadım. Benim için önemli olan kişinin nereye destek olduğunu bilerek ve isteyerek gönüllü bağış yapması oldu. Bu zamana kadar yaptığım bağışlarda ve bağış toplama faaliyetlerinde şunu fark ettim: İnsanlar zaten bağış yapmak istiyor ancak yoğunlukları nedeniyle bu konuya öncelik veremiyorlar. Birisi hadi gel yapalım derse o kişinin doğru insan olup olmadığına, bu paranın doğru yere gidip gitmediğine bakıyorlar. Eğer güven duyarlarsa ve öneri doğruysa, o zaman gözlerini kırpmadan bağış yapıyorlar. Sonrasında da bağış makbuzu, teşekkür yazısı, yerinde gezi gibi mekanizmalar ile bu güveni pekiştirmek gerekiyor.
Bağış yapmak ve bağışçılığı yaygınlaştırmak ruhuma iyi geliyor. Eminim başkalarının ruhuna da iyi geliyordur. Yaş olarak, konum olarak artık bizim de bir şeyler vermemizin gerektiği dönemdeyiz. Şu kadar para verdim, sırtımı döndüm olmamalı. Önemli olan yapılan işin içinde olmak, destek olmak, yardım etmek ve bunu sürekli hale getirmek. TEGV ile uyum içerisinde dört yıldır bağış projelerimizi yürütüyoruz ve bu işbirliğine devam edeceğiz.
“STK’lar, çakıl taşlarının arasına girecek kum taneleri”
Türkiye’de bağışçılık konusunda bilinçlenmenin her geçen gün arttığını ve daha da artacağını düşünüyorum. İnsanlar artık sadece kendisinin iyi olmasının yeterli olmadığının, çevresi de iyi olursa bu iyiliğin kendisine yansıyacağının farkına varıyor. Bir taraftan STK’lar etkinliğini artırırken, diğer taraftan bilinçlenme de artacak. Bence STK’ların daha fazla sayıda insanla iletişim halinde olarak daha fazla talepte bulunmaları gerekiyor. Her STK kendi hedef kitlesine kendini doğru tanıtmalı ve görünür olmalı. Sonrasında bağış istemek daha kolay olacaktır.
Bir kavanozun içine koca koca çakıl taşları attığınızda kavanoz dolmaz. Bence sivil toplum kuruluşları o çakıl taşlarının arasına girecek kum taneleri. Toplumun eksikleri var, ileri gitmeye çalışıyor ama demokrasiden, eğitime pek çok alanda giderilmesi gereken ihtiyaçlar var. Sivil toplum kuruluşları, çalışma alanlarını değerli bulan ve önemseyen kişilere ulaşmalılar. Bir kişi için eğitim öncelikliyken, diğeri sağlık konusuna önem verebilir. Ama aynı ilgi alanındaki insanların tamamına ulaşmak oldukça zor bir hedef. Bunun yerine, STK’ların mesajlarının daha fazla kişiye ulaşmasına katkı sağlayacak ve insanları harekete geçirebilecek kanaat önderi kişilerin sivil toplum kuruluşları içerisinde aktif rol alacakları bir sistem oluşturmak gerekiyor. STK’lar bu insanları bulmalı ve onlarla işbirliği yaparak bir gönüllü ordusu yaratmalı.
Bağış yapmak isteyen kişiler önceliklerini belirleyerek hangi alanda değişim yaratmak istediklerine karar vermeliler. Farklı alanlarda faaliyet gösteren birçok STK arasından desteklemek istediklerini seçmek için araştırma yapmalılar. Seçtikleri STK’ları gidip yerinde görmeli ve onlarla tanışmalılar. STK’ların yaptıkları çalışmaları yerinde görüp, raporlarını incelemeliler. Bütün bu adımlardan sonra hangi kuruluşu desteklemek doğru geliyorsa o STK’ya düzenli bağış yapmalılar.



