Sosyal Etki Ölçümlemesi ve Yönetimi

Dr. Gonca Ongan ile röportaj

Sosyal etki ölçümü ve yönetimi, sivil toplum kuruluşları (STK), sosyal girişimler, fon veren kuruluşlar ve özel sektör gibi sosyal etki aktörlerinin yaratmak istedikleri etkiye göre stratejilerini şekillendirmelerine ve kaynaklarını maksimum etki yaratacak şekilde kullanmalarına olanak sağlıyor. 2012 yılında sosyal etki aktörlerinin kapasitelerini geliştirmek amacıyla kurulan Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KUSIF), bir kaynak ve uygulama merkezi olarak faaliyet gösteriyor. Ayın yazısında KUSIF Yönetici Direktörü Dr. Gonca Ongan, sosyal etki ölçümü ve yönetiminin Türkiye’deki mevcut durumuna, bu yöntemden faydalanan aktörlerin dikkat etmesi gereken noktalara ve STK’ların uzun vadeli stratejilerini belirleyip faaliyetlerine yön vermelerinde sosyal etki yönetiminin oynadığı role dair sorularımızı yanıtladı.

Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KUSIF) olarak 2012 yılından beri sosyal etki ölçümlemesi üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Son yedi yıldır alandaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Alandaki ilgili aktörlerin (sivil toplum kuruluşları, fon veren kuruluşlar, sosyal girişimler, şirketler, vb.) bu konudaki farkındalığı ve kapasitesinde bir artış gözlemliyor musunuz?

KUSIF, sosyal etki ölçümü ve yönetimi alanında sosyal etki aktörleri olarak kabul ettiğimiz sivil toplum kuruluşları (STK), sosyal girişimler, sorumlu özel sektör, fon veren kurumlar ve kamu kurumlarının kapasitelerini geliştirmek için Koç Üniversitesi’nin önemli bir sosyal yatırımı olarak kuruldu. Sosyal etki konusunda bir kaynak ve uygulama merkezi olarak çalışıyoruz. Türkiye’de sosyal etki odaklı çalışan yapıların sayısı halen ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmiyor. Dolayısıyla bu alanda kayda değer bir gelişmenin olduğunu düşünmüyorum. Farkındalığın arttığını görüyorum, fakat uygulama kapasitesinin henüz yeterli olmadığını söyleyebilirim. Bazı fon veren kurumlar son iki senede kısıtlı da olsa, uygulama kapasitesine yönelik olarak STK’ların veri toplama ve veri değerlendirme süreçlerine yönelik ufak ve orta ölçekli programlar açtılar. Bu da alana dair umut verici bir gelişme.

Türkiye’de sosyal etki alanında yapılan çalışmalara baktığınızda alanda ortaya çıkan ihtiyaçlar ve zorluklar hakkında neler söylersiniz?

Türkiye’de STK’ların sosyal etki alanında oldukça belirgin ihtiyaçları var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Ölçümleme teknikleri hakkında eğitim alma,
  • Sosyal etki ölçümlemesi için finansal destek alma,
  • Danışmanlık alma,
  • Benzer kuruluşlar ile konuya yönelik bilgi ve deneyim paylaşımında bulunma,
  • Bu alanda Türkçe kaynaklara erişim (örnek raporlar, farklı yaklaşımlar, kılavuz kitaplar vb.).

İhtiyaçları takiben zorluklar da şu şekilde sıralanıyor:

  • Yeterli maddi kaynak sahibi olunmaması,
  • Ölçümleme için yeterli uzmanlık ve becerilere sahip olunmaması,
  • Yönetimin sosyal etki ölçümlemesini öncelik olarak benimsememesi,
  • Sosyal etki ölçümlemesi konusunda ortak bir dil bulunmaması ve kavram kargaşası olması,
  • Kurumların sosyal etki ölçümlemesi konusunda bilgisiz olması ve sosyal etki ölçümü konusunda kurum kültürünün olmaması.

KUSIF, STK’ların bu alandaki ihtiyaçlarını gidermek ve onların zorlukları aşmalarına yardımcı olmak için birçok proje ve program hayata geçirdi. Web sitemizden ve www.sosyaletkianalizi.com portalından sosyal etki ölçümleme ve yönetimi konusunda uygulamaya yönelik tüm kaynak ve yayınlarımız herkesin erişimine açık ve tamamen ücretsiz.

Sosyal etki ölçümleme ve yönetme, sizce filantropi alanının gelişimi açısından neden önemli? STK’ların daha fazla bireysel ve kurumsal bağışçıya ulaşmalarında ve şeffaflık ve güvenilirliğini sağlamalarında sosyal etki ölçümleme neden önemli? Sosyal etki ölçümlemesi ve yönetimi, STK’ların proje geliştirmesinde ve uzun vadeli planlar ve stratejiler belirlemesinde nasıl bir rol oynayabilir?

Sosyal etki ölçümü ve yönetimi, STK’lar ve bağışçılar için dört ana başlık çerçevesinde önem arz ediyor. Bunların ilki strateji analizi. Katedilen mesafeyi ortaya çıkarabilmek, gelişme alanlarını görebilmek ve kaynakları maksimum etki yaratacak şekilde kullanabilmek için bu alan önemli. İkincisi motivasyon. Çalışanları ve gönüllüleri motive ederek ve bilgilendirerek daha fazla insanı mobilize etmek açısından sosyal etki ölçümü ve yönetimi önemli. Üçüncü başlık güvenilirliği sağlama. Paydaşlarda güven duygusu oluşturma, şeffaf ve hesap verebilir olma, sunulan hizmetin yarattığı farkı ortaya koyarak başarılı bir işletme olup marka yaratma ve gelecek fon alımlarını kolaylaştırma açısından sosyal etki ölçümü ve yönetimi önem taşıyor. Son olarak ise, filantropi alanına katkı sunmak açısından sosyal etki ölçümünün öneminden bahsedebiliriz. İşe yarayan araçları ortaya koyabilme, bu alanda bilgi üretme ve yeni araçlar geliştirme açısından sosyal etki ölçümü ve yönetimi büyük önem taşıyor. Sosyal etkisini yönetebilen STK’lar hem uzun vadeli etki stratejilerini kurgulayıp etki odaklı bir kurum olabiliyor, hem de bağışçıları da dahil tüm paydaşlarına karşı şeffaf ve güvenilir kalabiliyorlar.

STK’ların sosyal etki ölçümlemesi yaparken dikkat etmeleri gereken noktalar nelerdir? Bu konuda Türkiye’de STK’ların ihtiyaçları nelerdir?

Sosyal etkiyi sadece ölçmek yetmez, etkiyi yönetmek ve maksimize etmek gerekir. Bu nedenle konuya sadece ölçümleme açısından yaklaşmak STK’ları etkili kurumlar olmaya götürmez. Eğer iletişim, finans ve operasyon gibi sosyal etki konusunu da bir yönetim alanı olarak düşünürlerse kurumlarını etki odaklı hale getirebilirler. Nasıl ölçüleceğinden ziyade neyi ölçeceklerine odaklanırlarsa en fazla kurumsal faydayı sağlarlar. Nasıl ölçüleceği teknik bir konu iken neyin ölçüleceği stratejik bir çalışma alanını da kapsar.

STK’ların yaptıkları çalışmalar kapsamında yarattıkları her sosyal faydayı ve etkiyi ölçmeleri mümkün mü? Bu anlamda yarattıkları sosyal fayda uzun vadede görülebilir olan veya ölçülebilir göstergelere sahip olmayan STK’lara sosyal etki ölçümleme ve yönetimi konusunda neler tavsiye edersiniz?

Her şeyi ölçmekten ziyade öncelikli olanı ölçmek stratejik olarak da kaynak yönetimi açısından da önemlidir. Neyin öncelikli olacağına ise kurum; etki stratejisi kapsamında, paydaşlarının ve öncelikli olarak faydalanıcılarının hayatlarında yaratmak istediği değişimleri göz önünde bulundurarak ve paydaşlarıyla konuşarak karar vermelidir. Dikkat edilmesi gereken nokta, paydaşların tüm bu süreçlere dahil edilmesidir. Kurumlar aktivite ve projelerini etki stratejileri ile uyumlu olarak tasarlarlar. Bunu yaparken de etki stratejilerindeki orta ve uzun vadeli değişimleri düşünürler. Hedeflenen değişimlerin gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için koydukları göstergelere yönelik bir ölçümleme ve veri toplama sistemi kurarlar ve topladıkları verileri düzenli olarak değerlendirir, karşılaştırır ve yönetimsel kararlar verirler. KUSIF 4 Adım: Sosyal Etki Ölçümleme adlı yayınımızda kısa, orta, uzun vadeli değişimler ve göstergeler ile ilgili detaylı bilgileri bulabilirsiniz.

Sosyal etki ölçümleme, Türkiye’de bireysel ve kurumsal bağışçıların destekleyecekleri STK’ları ve sosyal girişimleri seçmelerinde ve kaynaklarını etkili bir şekilde kullanmalarında nasıl bir rol oynuyor? Özellikle fon veren kuruluşlar açısından sosyal etki ölçümleme neden önemli? Fon veren kuruluşların bu anlamda STK’lardan beklentileri nelerdir?

Etki odaklı kurumların etki stratejilerini kurgulayıp bu stratejiyi işleyişlerine dahil ettiklerinde, değer önerilerini daha iyi telaffuz ederek, odaklanarak ve mevcut verilerini kullanarak anlamlı değişimler yaratabildikleri veya yarattıkları değişimleri verilerle ispatlayarak kendilerine uygun fon verenleri daha iyi tespit ve ikna edebildikleri görülüyor. Bireysel ve kurumsal bağışçılar ve fon veren kurumlar, etki odaklı kurumlarla çalışmayı ve onlara kaynak yaratmayı tercih ediyorlar.

Fon veren kurumlar, öncelikli olarak belirledikleri alanlarda olumlu sosyal etki yaratmak ve etkilerini artırmak istiyorlar. Bu kurumların elbette STK’lardan beklentileri var, ama fon veren kurum ve STK arasındaki ilişkiye karşılıklı bir beklenti ve ortak çalışma alanı olarak yaklaşmanın daha faydalı oluğunu düşünüyorum. Fon veren kurumların, fonlarının kaynağına göre (kamu, özel sektör, uluslararası kurum, ülke, vb.) etkiyi nasıl algıladıkları, fon verme süreçleri ve fon verdikleri kurumlarla kurdukları ilişki türleri elbette farklılaşıyor. Bunun yanı sıra, fon veren kurumlar veri toplamakta zorlanıyorlar. Ayrıca projelerin anlık sonuçları yansıtmasına karşın etkinin uzun vadede ortaya çıkması ihtimali, fon veren kurumların gerçekte yaratılan etkiyi anlamalarını zorlaştırıyor. Bütün bu sebeplerden dolayı, ölçümleme konusunda sivil toplumun da onlarla aynı gemide olmasını ve iş birliği yapmasını çok önemsiyorlar.

KUSIF olarak sosyal etki ile ilgili gelecek dönemde yapmayı planladığınız çalışmalardan kısaca bahsedebilir misiniz?

KUSIF olarak uygulamaya yönelik Türkçe kaynak geliştirmeye devam edeceğiz. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) ve Açık Açık gibi, STK’lara toplu olarak erişebileceğimiz platformlar, ağlar ve destek mekanizmaları aracılığıyla sosyal etki ölçümü ve yönetimi konusunda eğitimler vereceğiz ve atölyeler düzenleyeceğiz. STK’ların sosyal etki ölçümleme ve yönetme ile ilgili kurumsal kapasitelerini artırabilmek için düzenleyeceğimiz eğitimlere ek olarak, pro-bono danışmanlık yapabileceğimiz projeler geliştirmek de öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor.