Sivil Toplumu Hibe Verme Yoluyla Desteklemek: Dalyan Vakfı Örneği

Röportaj: Yeşim Yağcı Silahtar

2008 yılında İsviçre’de kurulan, başta Hindistan ve Türkiye olmak üzere farklı ülkelerde faaliyet gösteren Dalyan Vakfı, kadın ve çocukların yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik çalışan sivil toplum kuruluşlarını (STK) destekliyor. Dalyan Vakfı, birlikte çalıştığı STK’lara uzun süreli hibe desteği veriyor ve bu kuruluşlarla uzun vadeli bir ortaklık ve güven ilişkisi kuruyor. Hibe verme modeli kapsamında STK’ların kapasitelerini güçlendirmeleri için de destek sağlayan Dalyan Vakfı, bunun yanı sıra STK’lara mentorluk desteği veriyor ve desteklediği kuruluşların kendi aralarındaki bilgi ve tecrübe paylaşımını teşvik ediyor. Ayın yazısında, Dalyan Vakfı’nın Türkiye temsilcisi Yeşim Yağcı Silahtar, vakfın çalışmaları ve sivil toplum kuruluşlarına sunduğu destekler hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Dalyan Vakfı’nın amaçlarından ve çalışmalarından bahseder misiniz? Vakfın hibe tahsisi yoluyla sivil toplum kuruluşlarını desteklemeyi ve kapasitelerini güçlendirmeyi tercih etmesinin nedeni nedir?

Dalyan Vakfı özellikle dar gelirli kadın ve çocukların eğitime erişimlerini artırmak, ekonomik durumlarını ve yaşam kalitelerini iyileştirmek amacı ile çalışan sivil toplum kuruluşlarına destek veren bir vakıftır. Vakfımız 2008 yılında İsviçre’de kurulmuş olup özellikle Hindistan ve Türkiye ağırlıklı çalışmaktadır. Dalyan Vakfı nispeten küçük ve çoğunlukla gönüllülerle çalışan bir vakıf olduğundan, kendimize hem faaliyet gösterdiğimiz coğrafya hem de tema anlamında dar ve odaklı bir alan tanımlayarak daha etkili olabilmeyi hedefledik. Amacımız, destek olduğumuz STK’ların güçlenmesini sağlamak ve hem kurumsal hem de finansal sürekliliklerini artırmak. Bunun için ağırlıklı olarak hibe verme yolunu seçtik, ama buna ek olarak STK’lara kapasite geliştirme konusunda da yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bazı projelerimizde –özellikle mikro kredi veya girişimcilik alanında- kredi verme yolunu tercih ettiğimiz de oldu. Uzun vadede, mümkün olduğunca STK’ların kendi kendine yeterliliklerini artırmaya çalışıyoruz ve bu noktaya gelene kadar (ki bu noktaya her STK’nın gelmesi de mümkün değil) çalışmalarını finanse edebilmeleri için hibe desteğinin en gerçekçi yol olduğunu düşünüyoruz.

Dalyan Vakfı’nın desteklediği tematik alanlar nelerdir? Hibe vereceğiniz sivil toplum kuruluşlarını belirlerken hangi kriterleri dikkate alıyorsunuz ve seçim süreciniz nasıl gerçekleşiyor? Türkiye’de hangi sivil toplum kuruluşlarını destekliyorsunuz?

Dalyan Vakfı olarak, sosyal değişim süreçlerinde kadın ve çocukların katalizör rolü oynadığını düşünüyoruz. Bu konuda yapılan birçok bilimsel araştırma, kadın ve çocukların gelişimi için yapılan yatırımların uzun vadede çok yüksek sosyal getirisi olduğunu gösteriyor. Örneğin, eğitim gören kadınların çocukları genelde daha sağlıklı yetişiyor, daha uzun süre okula gidiyor ve iyi eğitiliyor, kız çocukları daha geç evleniyorlar. Çocuklarda eğitim, gençlerde hayat becerileri ve kadınlarda geçim ile mesleki durumu iyileştirme odaklı çalışmaları destekliyoruz. Son senelerde ağırlıklı olarak mentorluk, mikro kredi, kadın kooperatifleri ve girişimciliği, öğretmenlerin kapasitelerini geliştirmek gibi alanlarla ilgilendik. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV)/Maya, Nilüfer Kadın Kooperatifi, Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği ile çalışmalarımız oldu ve bazıları devam ediyor. Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Sulukule Gönüllüleri Derneği’ne bir strateji çalışması için destek veriyoruz. Şu sıralar Sivil Toplum için Destek Vakfı ve Köy Okulları Değişim Ağı (KODA) ile çalışmalarımıza başlama aşamasındayız.

Dalyan Vakfı hibe programlarını hangi ülkelerde yürütüyor? Bu ülkelerde fon verme stratejiniz, deneyimleriniz ve sivil toplum kuruluşları ile geliştirdiğiniz ilişkileri benzerlik ve farklılıklar açısından değerlendirir misiniz? 

Vakfımız ağırlıklı olarak Hindistan ve Türkiye’de STK’larla çalışıyor ve ayrıca İsviçre’de iki STK’nın projelerine destek veriyor. 2017 yılında desteğimizin %75’i Hindistan’da, %20’si Türkiye’de ve %5’i diğer ülkelerde gerçekleşti. Kaynakların %50’si çocuk ve gençlere, %40’ı kadınlara ve %10’u her üç gruba birden odaklanan projelere verildi. Hindistan ve Türkiye’de hibe verme stratejimiz ve destek verdiğimiz konular aynı. Hindistan ile Türkiye’yi karşılaştırırsak şaşırtıcı bir şekilde Hindistan’da sivil toplum girişimciliğinin çok daha yaygın ve gelişmiş olduğunu görüyoruz. STK sayısını nüfusa bölersek Hindistan’da her 380 kişiye bir STK düşerken, Türkiye’de bu rakam 700 kişiye bir, yani neredeyse yarı yarıya. Buna karşılık, Türkiye’deki STK’lara destek, ağırlıklı olarak ülke içindeki kaynaklardan gelirken Hindistan’da ülke dışından gelen kaynaklar çok önemli bir yer tutuyor. Hindistan’da bu durumu dengelemek için hükümet birkaç yıl önce, belli bir boyutun üzerindeki şirketlere ortalama kârlarının %2’sini sivil toplum projelerine destek olarak verme zorunluluğu getirdi. Türkiye’de ise özellikle kurumların ve şirketlerin sivil topluma duyarlı olduğunu gözlemliyoruz. Ancak sivil toplum alanına gönül vermiş insanların tutkuları, çalışma şekilleri ve kaygıları her yerde çok benzeşiyor; sınır, ülke, dil tanımayan bir alan bu. Bizim amacımız, STK’lar arasında –gene sınır tanımaksızın- mümkün olduğunca bilgi ve tecrübe aktarımı olmasını sağlamak. Nitekim her iki ülkede de gözlemlediğimiz, birçok STK’nın canını dişine takarak çalışırken diğer STK’larla bilgi ve tecrübe alışverişine yeteri kadar vakit ayıramaması ve bu yüzden de herkesin sürekli ‘tekerleği yeniden keşfetmesi’. Doğrusu bu durum yalnızca STK’lar için değil, hibe veren donörler ve vakıflar için de geçerli. Biz bu nedenle mümkün olduğunca başka donörlerle de yakın ilişki içinde çalışmak, bilgi ve tecrübe paylaşımı konusunda açık ve aktif olmak istiyoruz.

Dalyan Vakfı’nın sivil toplum kuruluşlarını uzun süreli (3-5 yıl) hibe destekleri vermeyi tercih etmesinin sebebi nedir? Uzun süreli desteklerin sivil toplum kuruluşlarının gelişimi ve yaptıkları çalışmalar açısından nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?  

Sonuçta hepimizin amacı olan sosyal değişim ve ilerlemeler, uzun ve sabır gerektiren süreçler. Hızlı çözümler sadece teoride var. Uzun yıllardır yerleşmiş alışkanlıklardan, önyargılardan, yapılardan uzaklaşmak ve yenilenmek, çok çaba ve zaman gerektiriyor. Bu ortamlarda çalışan STK’lara kısa süreli hibeler vermenin yapıcı bir yaklaşım olduğunu düşünmüyoruz. Hala bazı büyük vakıfların bile birer yıl süreyle destekler verdiklerini sıklıkla gözlemliyoruz. STK’ların önlerini görebilmeleri, uzun vadeli plan yapabilmeleri ve çalışmalarına konsantre olabilmeleri gerekiyor. Kısa süreli hibe verme stratejisi buna ters düşüyor. Bu aynı zamanda hem hibe veren hem hibe alan açısından verimsiz oluyor çünkü her proje teklifi ve proje değerlendirmesi ciddi bir şekilde yapıldığı takdirde insan kaynağını fazlasıyla bağlayan süreçler haline geliyor. Bu nedenle bir STK ile ilişkiye başlarken ayrıntılı durum tespiti yapmaya ve ortaklığımızın amaçlarının, kilometre taşlarının, çıktılarının ve süreçlerinin tanımlanmasına, birbirimizi olabildiğince tanımaya ve güven ortamı yaratmaya özen gösteriyor, bu aşamaya çok zaman ayırıyoruz hatta bu bazen STK’lar için yıpratıcı bile olabiliyor. Kararımızı verdikten sonra, 3 ila 5 yıl süreyle bu yolu iyisiyle kötüsüyle birlikte yürümeye çalışıyoruz. Bu süreç boyunca değişimler veya yanılgılar olmuyor demek değil. Ancak amaçlar yolculuğun en başında net olarak belirlendiğinde, bu süreç boyunca birlikte rotayı yeniden tanımlamak, düzeltmeler yapmak daha kolay oluyor. Biz bu nedenle, birlikte çalıştığımız süre boyunca, hatta sonrasında da STK’lar ile dirsek temasında kalıyor, gelişmeleri yakından takip ediyoruz.

Uzun süreli destekler haricinde, önemli bulduğumuz ikinci konu da STK’lara kapasite geliştirme konusunda destek vermek. Yakın zamana kadar birçok donör fazlasıyla proje odaklı düşünüyor ve genel masraflara destek olma konusunda son derece çekimser davranıyordu ki bu hala bazı büyük vakıflarda bile gördüğümüz bir uygulama. Halbuki kalıcı etkilerin yaratılabilmesi için STK’ların sağlam ve güçlü olması, yeterli sayıda ve kaliteli insan kaynaklarına sahip olması gerekiyor. Özel sektörde kolaylıkla %30’lara varan genel masraflar normal görülürken, birçok donör STK’larda %10’ları bile zar zor kabul ediyor. Birçok STK bu yüzden genel masraflarını gizlemeye çalışıyor ve/veya çok düşük maaşlar ve kısıtlı kapasite ile yol almaya çalışıyor. Bunlar ne yazık ki uzun süreli çözümler değil. Bu bağlamda, donörleri eğitmek, onlara durumu gerçekçi bir şekilde tekrar tekrar anlatmak konusunda STK’ların da üzerine görev düşüyor.

Dalyan Vakfı olarak önümüzdeki dönemde Türkiye’de ne tür çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz?

Önümüzdeki birkaç yıl için ilgilendiğimiz konular; gençlere yönelik mentorluk, eğitimde özellikle öğretmen odaklı girişimler, kadın sorunları konusunda erkek kamuoyunda değişimi hedefleyen “He For She” programları ve ihtiyaç sahibi tabandan gelen (grassroots) kadın girişimciliği. Ayrıca genelde birlikte çalıştığımız STK’ların birbirlerine bilgi aktarmalarına da destek olmak istiyoruz. Önümüzdeki dönemde üzerinde çalıştığımız ve STK’ları desteklediğimiz diğer bir konu etki ölçümü olacak. Sivil toplum alanında yapılan çalışmaların, faydalanıcılara yönelik hedefledikleri etkiyi en başından tanımlamak, etkinin nasıl ve hangi kriterlerle ölçülebileceğini belirlemek ve etkiyi düzenli olarak hem proje süresince hem de projeden belli bir süre sonra kalıcılığını görmek için ölçmek, artık STK’ların olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Biz de STK’lara bu süreçte yardımcı olmak istiyoruz.