Sivil Toplum ve Özel Sektör Arasındaki Dil Farklılıklarının Toplumsal Değişime Etkisi

Ceyhun Göcenoğlu ile röportaj

Türkiye KSS Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ceyhun Göcenoğlu, sivil toplum ve özel sektör arasındaki dil farklılıkları ve bu farklılıkların toplumsal değişime etkisi üzerine sorularımızı yanıtladı.

1. Özel sektör kuruluşları toplumsal değişimi nasıl görüyor ve nasıl bir önceliklendirme yapıyor?

Avrupa çapında Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği gibi 41 ulusal kurumsal sosyal sorumluluk derneği ve 70 global ölçekte şirketin üyesi olduğu şemsiye kuruluşu CSR Europe tarafından, derneğimizin de katkılarıyla, hazırlanan İşletme 2020 Manifestosu, üç stratejik önceliğe dikkat çekiyor ve kurumlara harekete geçme çağrısında bulunuyor. Bunlardan ilki ekonomik kalkınma kapsamında; iş gücüne katılım ve istihdam edilebilirlik konusunun şirketlerin yönetim ve değer zincirleri düzeyinde öncelik haline getirilmesidir. İkinci başlığımız ise çevresel kalkınma kapsamında; şirketlerin yeni sürdürülebilir üretim yöntemleri, tüketim ve geçim kaynakları geliştirmesi için toplumlar, kentler ve bölgelerle işbirliklerinin teşvik edilerek sürdürülebilir şehircilik uygulamalarının artırmasıdır. Son olarak da sosyal kalkınma kapsamında; iş yönetiminin merkezine şeffaflık ve insan haklarına saygının yerleştirmesi gelmektedir.

2. Sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektör kuruluşlarının kendilerine özgü terminolojileri ve kullanıma yerleşmiş ifadeleri var. Bazen bu iki sektör arasındaki dil farklılıklarının karşılıklı diyaloğu etkilediğini gözlemliyoruz. Kullanılan dildeki farklılıklar özel sektör-sivil toplum ilişkilerini nasıl etkiliyor?

Bahsettiğimiz bu hedefler elbette tek bir kurumun tek başına gerçekleştirebilmesi mümkün hedefler değildir. Nitekim Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin 17’incisi de “Hedefler için Ortaklık” başlığı. İşbirliklerinin kurulması, başarılı ve sürdürülebilir hale getirilmesi için de iletişim elbette olmazsa olmazlarımızdan. Dolayısıyla kurumlar işbirliği yapabilmek için ortak bir dili benimsemelidir. Bu noktada bazı farklılıkların göze çarptığını ifade etmemiz gerekiyor. Özel sektörde kullanılan gönüllülük tanımı ile sivil toplumdaki aktivist tanımı veya özel sektördeki tüketici ve müşteri ile sivil toplumdaki faydalanıcı gibi tanımları örnek olarak paylaşabiliriz.

Bu noktada tanımların birbiri ile eş anlamlı olarak kullanılması gerektiğini elbette söylemiyorum. Bu kelimeleri eş anlamlı hale getirmenin ortaya koyabileceği riskleri de görmemiz gerekiyor. Örneğin kurumsal sosyal sorumluluk dediğimizde sadece hayırseverlik veya sponsorluk olarak algılanabiliyor. Oysa biliyoruz ki kurumsal sosyal sorumluluk bir şirketin tüm süreçlerinde çevresel, toplumsal ve ekonomik alanda doğru işi doğru şekilde yapmasıdır. Sadece bir bağış yaptığı için bir şirketin sosyal sorumluluğunu yerine getirmiş olmayacağını bildiğimiz için bu tür benzeri eksik uygulamalar sosyal sorumluluk kavramının içini boşaltma riski taşımaktadır ki bunu hem şirketler hem de sivil toplum kuruluşları olumsuz anlamda kullanabilir. Benzer bir şekilde hak temelli sivil toplum kuruluşunun hedef kitlesindeki bireyi müşteri olarak görmek de kendi içinde sıkıntılar yaratabilir.

Dolayısıyla işbirliği için kelimeleri doğru algılamaya çalışmalı işbirliği yaptığımız kuruluşun hedef ve amaçlarını değerlendirdikten sonra tek taraflı bir yardım etme dilinden ziyade çalışmaların ortak olması, karşılıklı kazan kazan ilkesi ile toplumsal bir sorunun çözümünde beraber çalışma yaklaşımının geliştirilmesi esas olmalıdır.

3. Kullanılan dildeki farklılıklar sizce toplumsal değişim ile ilgili bir anlayış farklılığı da yaratıyor mu?

Kullanılan dildeki farklılıklar bence toplumsal değişimden ziyade hali hazırdaki farklılıkları yansıtmakta. Bu yansımanın temel sebebi ise işbirliği ihtiyacının daha da artması ve iletişim kanallarındaki niceliksel artıştır.

4. Sivil toplum ve özel sektör arasındaki anlayış ve dil farklılıkların azaltılmasında sivil topluma ve özel sektöre düşen görevler/roller neler olabilir?

Bence dildeki bu farklılık bir zenginlik ifadesi dolayısıyla bunu azaltmaktan ziyade ardındaki süreçler konusunda karşılıklı ön yargılardan kurtulmamız gerekir. Dilin ayrıştırıcı değil bütünleştirici özelliğini öne çıkarmalı bunun için de birbirini aktif şekilde dinleyen kanallar açmalı, daha fazla ortak projeler geliştirmeli, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör arasında ortak tartışma platformları yaratmalıyız.

Ceyhun Göcenoğlu, Türkiye KSS Derneği Yönetim Kurulu üyesi

Ceyhun Göcenoğlu, kurumsal sosyal sorumluluk konusuyla üniversite yıllarında gönüllüsü olduğu AIESEC adlı öğrenci organizasyon ile tanıştı. Londra Üniversitesi, Birkbeck Koleji’nden Kurumsal Yönetim ve Etik master derecesini alan Göcenoğlu, ülkeye döndükten sonra Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği kurucu genel sekterliğini yaptı. British Council ve telekomünikasyon sektöründe kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde görev aldı. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde doktorasını tamamlayan Göcenoğlu, 2008 senesinde Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı için Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Durum Raporunu hazırlamıştır.