Pandemi ve Hibe Veren Kuruluşlar: 2020 Değerlendirmeleri, 2021 Beklentileri

Yaşamın diğer bütün alanları gibi sivil toplumu da içine alan pandemi-temelli sosyal ve ekonomik zorlukların 2020’yle birlikte geride kaldığını söylemek için henüz çok erken. Aksine, COVID-19’un yarattığı ekonomik sorunların ve yasal düzenlemelerin 2021’de sivil toplumun omuzlarındaki yükü daha da artıracağına dair bazı işaretler fark ediliyor. Geçtiğimiz yıl, TÜSEV’in düzenlediği Hibe Veren Kuruluşlar Çalışma Grubu toplantılarında grup üyeleri, salgının Türkiye’yi etkisi altına almaya başlamasıyla içinde bulundukları şartları ve orta vadeli stratejilerini tartışmış, geleceğe dair öngörülerini paylaşmışlardı. 2021 yılının ilk ayın yazısı için çalışma grubu üyelerimizle yeniden temasa geçtik ve 2020’ye dair değerlendirmelerinin yanı sıra 2021 projeksiyonlarını sorduk. Çalışmamıza katılan Ali İsmail Korkmaz Vakfı, Ashoka Türkiye, Hafıza Merkezi, Sabancı Vakfı ve Sivil Toplum için Destek Vakfı’nın temsilcilerinin görüşlerini Ocak ayının yazısında derledik.

  1. 2020 için planladığınız faaliyetler pandemiden nasıl etkilendi? Pandemi koşullarına nasıl uyum sağladınız? Planlanan çalışmaların ne kadarını gerçekleştirebildiniz?

İstem Akalp, Ashoka Türkiye Eş Direktörü

2020 yılının ilk çeyreğinde pandemi, dünyayla beraber bizim de gündemimize girdi. Küresel ağımızda farklı ülkelerin aldığı önlemlerle ve Türkiye’deki topluluğumuzun salgınla baş etme mekanizmalarıyla köprü olmaya çalıştık. Hibe verdiğimiz sosyal girişimcileri de kapsayan Ashoka fellowlarının birlikte ve hızlıca uyumlanması için kolaylaştırıcılık yaptık. Bunun için:

  • 3 ay boyunca hem durumu değerlendirip endişe ve stratejilerimizi paylaştığımız hem de birbirimizle bağlantı kurduğumuz haftalık Antivirüs Buluşmaları’nda bir araya geldik;
  • Çalışmaları dijital araçlarla sürdürme konusunda etkili bulduğumuz araçları paylaştık;
  • Ashoka fellowlarından Mehmet Atakan Foça’nın kurucusu olduğu Teyit’in doğru bilgiye erişme ve endişe yaratıcı içeriklerden kendimizi korumaya yönelik yarattığı içerikleri pusula olarak belirledik;
  • Hem hibe alanlarla hem Ashoka Türkiye’nin destekçileriyle birebir telefon görüşmeleri yaparak bir arada olduğumuzu hissettirmek için çabaladık.

Deniz Umut Eker, Ali İsmail Korkmaz Vakfı Genel Koordinatörü

ALİKEV beş senedir önyargılarından arınmış gençlerle beraber daha özgür bir toplum için mücadele etmekte, daha eşit bir toplumun, daha sosyal ve katılımcı bireylerin topluma katkı ve fayda sağlaması için çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda düş elçileri programı ve burs programı ile yereldeki gençlere, genç sanatçı fonu ile de üreten ve düşünen genç sanatçılara destek olmayı hedeflemektedir.  Tüm faaliyetlerinde barışı, karşılıklı diyaloğu ve ayrımcılığın sona ermesini hedeflemektedir.

COVID-19 pandemisi, “Hatay Barış Koşusu” planlaması esnasında hayatımıza girdi, her sene Mart ayında yapılan bu koşu geçtiğimiz yıl ilk defa yapılamadı. Pandeminin ilk haftalarına denk geldiği için koşuya alternatif bir planlama yapılmadı. Fakat Vakıf çalışanları ve gönüllüleri bu olumsuz sürece hızla adapte oldu. Yüz yüze gerçekleşen eğitimlerimiz, anma etkinliklerimiz ve buluşmalarımız dijital platformlara taşındı. Vakfın en önemli gelir kaynaklarından biri olan İstanbul Maratonu da bu tecrübeyle birlikte çevrimiçi olarak gerçekleşti. Vakfın öz kaynaklarıyla gerçekleşen dijital bir kampanya ile 250 öğrenciye burs desteği pandemiye “rağmen” sağlandı. Bu anlamda pandeminin yarattığı olumsuzluk bir avantaja dönüştü ve Türkiye sınırlarının dışından koşucularımız da kampanyaya dâhil olabildi.

Olcay Özer, Hafıza Merkezi Haklara Destek Programı

Haklara Destek Programı, AB Türkiye Delegasyonu tarafından finanse edilen ve Hafıza Merkezi (HM) ve Heinrich Böll Stiftung (HBS) tarafından yürütülen “İnsan Haklarının Güçlendirilmesi ve Dayanıklılığının Artırılması: Türkiye’de İnsan Haklarını Destekleme Mekanizması” hibe projesi kapsamında yürütülen bir alt-hibe uygulamasıdır. Program, Temmuz 2020’den itibaren 48 hak temelli çalışan örgüte kurumsal çekirdek hibe desteği sağlamakta, bu desteğe paralel olarak da bir rehberlik ve kapasite gelişim programı yürütmektedir.

COVID-19 pandemisi Mart 2020’de programın çok önemli bir aşamasında hayatımıza girdi. Haklara Destek proje ekibi resmi olarak hibeye hak kazanan örgütleri duyurma aşamasındaydı. Proje planı, hibe desteğinin Haziran 2020’ye kadar başlatılmasını gerektiriyordu. COVID-19 salgınının bu zor zamanlarında, Haklara Destek ekibi programın uygulanmasını mevcut durumda yönetilebilir hale getirmek, yeni yollar ve araçlar bulmak için çalışmalarını hızlandırdı. Ekip için temel iki soru vardı, “hibe döneminin başlangıcı ertelenmeli miydi?” yoksa “program planlandığı gibi başlamalı ve faaliyetler çevrimiçi mi sürdürülmeliydi?” Ekip, katılımcı bir yaklaşım benimseyerek bu sorulara cevap bulmaya karar verdi ve hibe alanlara yönelik mini bir anket hazırladı; paydaşların bu zor zamanlara dair yorumlarını ve önerilerini öğrenmeyi, bir yandan da durumlarını anlamayı hedefledi. Örgütlerin %90’ı hibe desteğinin planlandığı gibi başlamasını tercih ettiklerini belirtti ve Haklara Destek programı resmi olarak yalnızca 1 ay rötarla Temmuz 2020’de başladı.

Özen Pulat, Sabancı Vakfı Programlar Yöneticisi

Türkiye’de sivil topluma 14 yıldır hibe desteği veren bir vakıf olarak söyleyebiliriz ki 2020 yılı önceki yıllara benzemeyen, tüm süreçlerimizi gelişen şartlara göre hızlı bir şekilde gözden geçirip iyileştirdiğimiz bir yıl oldu. Sabancı Vakfı olarak, pandeminin ilk gününden bu yana destek verdiğimiz sivil toplum kuruluşlarının ihtiyaçlarını yakından takip ettik. Bu anlamda Avrupa Vakıflar Merkezi ve Amerika’da bulunan Vakıflar Birliği’nin sivil topluma destek amaçlı başlattıkları taahhütleri de Türkiye’den imzalayan ilk vakıf olduk. Hemen ardından, Sabancı Vakfı olarak biz de kendi taahhüdümüzü yayınladık. Bu taahhütle hibe desteği sağladığımız tüm kurumlara çalışmalarını kesintisiz sürdürebilmeleri için her türlü esnekliği sağladık. Her yıl hibe desteği verdiğimiz projeleri görünür kıldığımız Ekim Zamanı etkinliğimiz de online olarak gerçekleşti. Her sene desteklediğimiz projelerin hikayelerini Ekim Zamanı Hibe Öyküleri başlığı altında bir kitap haline getiriyoruz. Bu yıl ilk defa bu kitabı da dijitale taşıdık. Pandeminin çalışmalarımızı yeni ve farklı bir seviyeye taşıdığını söylemek bu anlamda yanlış olmaz.

Liana Varon, Sivil Toplum için Destek Vakfı Genel Koordinatörü

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak faaliyetlerimiz bağışçılara yönelik yaptığımız çalışmalardan ve hayata geçirdiğimiz hibe programlarından oluşuyor. Bu faaliyetler arasında, özellikle bağışçılarımızla ilişkilerimizi güçlendirme ile kaynak geliştirme çalışmalarımız salgın koşullarından olumsuz şekilde etkilendi. Yeni bağışçılarla tanışmak için yüz yüze yapmayı tercih ettiğimiz buluşmaları ve Destekle Değiştir gibi daha geniş bağışçı gruplarıyla bir araya geldiğimiz etkinlikleri ise ertelemek durumunda kaldık. Bu gelişmeler, kaynak geliştirme yaklaşımımız ve yöntemlerimizde bazı değişiklikler yapmamızı gerekli hale getirdi. Örneğin, 2020 yılında hibenin yeniden tahsisi (regranting) modelini çalışma yöntemlerimize bir öncelik olarak dahil ettik. Bağışçılarımızla ilişkimizi güçlendirerek devam ettirmek, yaptığımız çalışmaları ve desteklediğimiz kuruluşları daha yakından tanımalarını sağlamak amacıyla çevrimiçi bir etkinlik serisi olan Güzel İşler’i de ilk kez bu dönemde hayata geçirdik.

Salgın, ekip olarak çalışma yöntemlerimiz ya da hibe programlarımızın işleyişi açısından büyük değişikliklere neden olmadı, çünkü salgın öncesinde de ortak bir ofis alanını kullanmak yerine farklı yerlerden interneti yoğun olarak kullanan bir ekip olarak çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Bizim için asıl önemli olan salgının ve alınan tedbirlerin başta hibe verdiğimiz kuruluşlar olmak üzere sivil toplum üzerindeki etkilerini anlamak, alanda oluşan yeni ihtiyaçları tespit etmek ve hibe stratejimizi bu ihtiyaçlara cevap verecek şekilde güncellemek oldu. Bu doğrultuda, 2020 yılı hibe stratejimizi hibe verdiğimiz kuruluşlarla ve alandaki uzmanlarla yaptığımız görüşmelerden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda güncelledik. Bu çalışmanın öne çıkan sonuçlarından biri, büyük çoğunluğu kurumsal hibe desteklerinden oluşan COVID-19 Acil Destek Fonu oldu. Salgının orta ve uzun vadeli sonuçlarına yanıt verebilmek amacıyla da 2020 yılında açtığımız tüm hibe programlarının kapsamını ve öncelik alanlarını güncelledik. Bizim için de öğrenimlerle dolu olan bu süreçteki gözlemlerimizi ve deneyimlerimizi tüm paydaşlarımızla paylaşmak amacıyla 2020 yılında ilk kez her fonun seçim sürecinin ardından açıklama metinleri yayımlamaya başladık. Bununla birlikte, birçok kurumda olduğu gibi biz de çoğu faaliyetlerimizi çevrimiçi platformlar üzerinden gerçekleştirmeye başladık. Bu yöntem değişiklikleri bir yanıyla erişilebilirliği artırsa da yüz yüze yapılan çalışmalar kadar etkili olmadığını gördüğümüz noktalar da oldu.

  1. 2020 boyunca faydalanıcı kişi veya kurumlarla olan ilişkinizi nasıl değerlendirirsiniz? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve ne gibi eğilimler gözlemlediniz? Bu ilişkiyi sürdürmede işinizi hangi faktörler kolaylaştırdı?

İstem Akalp

Ashoka’da küresel ağa katılacak ve dolayısıyla hibe alacak kişileri, uzun süren ve yüz yüze görüşmelerin oldukça önemli yer kapladığı bir süreçle belirliyoruz. 2020’ye dönüp baktığımızda, planladığımız ancak gerçekleştiremediğimiz tek konunun bu olduğunu buruklukla söyleyebiliriz. Çok paydaşlı ve yüz yüze görüşmelerin sağladığı güven ve ilişkilenmeyi başka türlü sağlayamayacağımızdan, bu dönemde ağa katılmaya aday olan sosyal girişimcilerin adaylık süreçlerini esnettik, onlara hibe dışındaki desteklerimizi açtık. Süreçle ilgili düzenli ve sürekli olarak onları bilgilendirdik, güven ve anlayış temelinde çalışmaya devam ettik. Bu süreçte hem ekip içi çalışmalarımızda, hem topluluğumuzda anahtarlarımız açık ve sık iletişim, güven ve esneklik oldu. 2021’in Ocak ayında dönüp baktığımızda, yeni “fellow”ların seçimi dışında planladığımız bütün çalışmaları sürdürebildiğimiz için şanslı ve başarılı hissediyoruz.

Olcay Özer

Temmuz 2020’den bu yana planlanan tüm etkinlikler, saha çalışmaları, birebir rehberlik görüşmeleri, eğitimler, atölye çalışmaları çevrimiçi sürdürülüyor. Hibe mekanizmasının hedef grubu olan küçük-orta ölçekli STÖ’lerin bu çevrimiçi tempoya alışmaları kolay olmadı, fakat katılımcıların teknolojik okur yazarlığı da bu süreçte birebir destekler ile arttı, bu da belki de Haklara Destek Programı’nın ve pandeminin bir edinimi olarak örgütlere gelecek eylem planları için bir donanım sağladı. Hibe verdiğimiz kuruluşlardan 10’u bir veya birkaç yönetici/çalışan/üyelerinin salgına yakalanması nedeniyle belirli dönemlerde karantina sürecine girmek zorunda kaldı. İzmir’deki deprem de hem hibe alan iki kuruluşumuzun hem de yazılım hizmeti aldığımız bir kuruluşun ofislerinin depremden etkilenmelerine neden oldu ve ofislerini boşaltmak zorunda kaldılar. Bu gelişmeler programı yürütme konusunda yeni güçlüklerle baş etmemize neden oldu.

Özen Pulat

Yıl boyunca birlikte çalıştığımız sivil toplum kuruluşlarıyla yakın iletişimde kalmaya ve onların değişen ihtiyaçlarını dinlemeye, beraber çözüm üretmeye gayret ettik. Sık sık online buluşmalarda bir araya geldik; bunu bazen hibe desteği verdiğimiz kurumlarla tek tek görüşerek, bazen de deneyim paylaşımı ve dayanışma ortamı yaratmak üzere kurumları bir araya getirerek yaptık. Hibe Programımız kapsamında zaten faydalanıcı kurumlarla çok yakın çalışma prensibimiz vardı. O nedenle benzer bir ilişkiyi sürdürmek bizim için zor olmadı. Projelerin yola devam edebilmesi için çözümler aramaya ve güvene dayalı filantropi ilkeleri çerçevesinde hareket etmeye özen gösterdik.

Liana Varon

2020 yılında hibe verdiğimiz kuruluşlarla ilişkilerimizin güçlendiğini düşünüyoruz. Salgın sürecinin getirdiği belirsizlikler ve iş yapış biçimlerindeki zorunlu değişim, sivil toplum çalışanları olarak bu değişimlere uyum sağlama gerekliliği hepimiz için zorlayıcı deneyimler yaratsa da çeşitli fırsatlara da olanak sağladı. Bizim için bu fırsatlardan belki de en önemlisi hibe verdiğimiz kuruluşlarla daha yakın ilişki geliştirmek oldu. Hepimiz için belirsizliklerle dolu olan bu süreçte hibe verdiğimiz kuruluşlarla daha sık ve yakın iletişim kurmak, farklılaşan öncelik ve ihtiyaçlarını kendilerinden dinlemek ve mümkün olduğunca esnek davranarak hibelerimizin bu değişim sürecinde ihtiyaç duydukları desteği sağlaması öncelik verdiğimiz konular oldu. Bu doğrultuda, mevcut hibelerimizin bir kısmının içeriğinde veya takviminde bazı değişiklikler yaparken yıl içinde yeni açtığımız programları da alanda çalışan kuruluşlar ve uzmanların geri bildirimlerini dikkate alarak tasarladık ve hayata geçirdik.

  1. Salgının yarattığı kısıtlayıcı şartlara rağmen kurduğunuz iş birlikleri oldu mu? Bu ortaklıklar hangi bakımlardan işlerinizi kolaylaştırdı?

Olcay Özer

Hem Avrupa Birliği Delegasyonu’nun inisiyatifi hem de hibe veren örgütlerin girişimi ile hibe veren kuruluşlar arasında ilişkiler gelişti. Düzenli olmasa da sık toplantılar yapar hale geldik. Pandemi koşullarına rağmen İnsan Hakları Savunucularının Savunulmasına yönelik oluşturulan ağ, pandemi etkilerini de kapsayacak bir şekilde toplantı ve girişimlerine düzenli devam etti. Sivil toplum örgütlerinin karşılaştığı baskıları paylaşma ve daha geniş bir pencereden görme fırsatına kavuştuk.

Özen Pulat

Salgının, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının insan hakları bağlamında yıkıcı etkileriyle ve kazanılan hakların kaybedilmesi riskiyle karşı karşıya kaldığımızı gördük. Hedef kitlemiz olan kadınlar ve kız çocuklarına yönelik bu endişelerin paylaşılması, sorunların ve çözüm önerilerinin değerlendirilmesi ve dayanışmanın sağlanabilmesi amacıyla toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan kurumları bir araya getirdiğimiz bir toplantı düzenledik. Bu toplantıya 29 kurumdan 36 kişi katılım gösterdi. İhtiyaçları ve çözüm önerilerini tartıştık. Yalnızca tartışmakla kalmadık, ihtiyaçlara yönelik önemli aksiyonları hayata geçirmeye devam ediyoruz. Bu daha önce yapmayı planlamadığımız bir etkinlikti; salgının yarattığı koşullar bize birlikte olmanın gücünü hatırlatmış oldu. Yakın zamanda bu toplantıyı tekrarlamayı ve gelişmeleri değerlendirerek yeni bir yol haritası çıkarmayı planlıyoruz.

Liana Varon

Salgının yarattığı kısıtlayıcı koşullara rağmen 2020 yılı işbirlikeri açısında olumlu gelişmeler yaşadığımız bir sene oldu. Turkey Mozaik Foundation ve Dalyan Foundation gibi kurumlarla mevcut iş birliklerimiz büyüyerek devam ederken, bize heyecan veren birçok yeni iş birliğine de imza attık. Hibenin yeniden tahsisi kapsamında yaptığımız çalışmaların da bir sonucu olarak 2020 yılındaki hibe programlarımız kapsamında Civil Rights Defenders ile önemli bir iş birliği geliştirdik. İsviçre merkezli Kahane Foundation ile geliştirdiğimiz iş birliği kapsamında bu yıl ilk kez hem Kurumsal Destek hem de İzmir Depremi Acil Destek Fonumuzun destekçileri arasında yer aldılar. 2021 yılında ilk kez açacağımız Çevresel Sürdürülebilirlik Fonu’nu da European Bank for Reconstruction and Developmentdesteğiyle gerçekleştireceğiz. Tüm bunların yanı sıra, 2020 yılında bizi en çok heyecanlandıran gelişmelerden bir tanesi de bir grup bağışçının inisiyatifle Vakfımızın bünyesinde kurulan ve STK’ların yoksullukla mücadele alanındaki çalışmalarını desteklemek amacıyla hayata geçirdiğimiz Cemre Fonu oldu. Tüm bu işbirlikleri ve destekler sayesinde salgının ve ekonomik daralmanın sebep olduğu bütün zorluklara rağmen, 2020 yılında dağıttığımız toplam hibeyi önceki yıla göre %80 oranında artırarak, 53 STK’ya 11 farklı fon altında 3 milyon TL’ye yakın destek sağladık. Toplam hibe tutarımızdaki artış reel düzeyde (USD bazında) de %45 civarında oldu.

 

  1. Pandemi hemen hemen bütün sektörlerdeki iş yapış biçimlerini değiştirdi; çevre, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal adalet gibi köklü ve kolektif sorunlara dair perspektifimizi etkiledi. Bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye’de hibe veren bir kurum olarak 2021 için nasıl öngörüleriniz var? Özellikle kurumunuzda pandemi sonrasında çok boyutlu bir dönüşüm bekliyor musunuz?

İstem Akalp

Bundan sonrası için, ne iş yaptığımız kadar nasıl yaptığımızın önem kazandığı bir süreç bizi bekliyor. Ashoka Türkiye olarak son iki-üç senedir Türkiye’nin gündemine getirmek için çabaladığımız sistem dönüşümü yaklaşımı, gerekliliğini bu dönemde çokça hissettirdi. Sağlık, adalet ve eğitim gibi hepimizi bireysel ve kurumsal düzeyde etkileyen sistemlerin insanlar ve doğa için adil ve sürdürülebilir olarak dönüşmeye ihtiyacı var. Salgının sönümlenmesiyle birlikte sivil alanda ve aslında bütün sektörlerdeki aktörlerin aynı sistemin bir oyuncusu olduğunun farkındalığıyla; güç hiyerarşilerinden azade birlikte çalışmaya başlayacağını, ne yaptıkları kadar nasıl yaptıklarını da gözden geçireceğini ve en kırılgan toplulukları gözeterek adım atacağını öngörüyor ve umuyoruz.

Deniz Umut Eker

2021’de genç sanatçılara hibe desteği vermeyi amaçlayan Genç Sanatçı Fonu da COVID-19 ile evlere kapandığımız, sınırlarımızın yeniden belirlendiği bu yılın ardından “Barış ve Kent” teması ile Şubat 2021’de çağrıya çıkacak. Pandemi ile daha da uzaklaştığımız kent ve barış hakkında gençleri üretmeye teşvik edecek.  Fon kapsamında üretilen eserler ise fiziksel serginin yanı sıra pandemi koşulları de düşünülerek mekândan ve zamandan bağımsız, herkesin erişimine açık sanal sergi platformuyla kamuoyuna sunulacak. Umuyoruz 2020’de biriktirdiğimiz tüm deneyimler gençlere yaratıcı üretim ilhamı olacak; sanat eserlerine, kente ve barışa dokunacak. Biz de genç sanatçıları ve eserlerini 2020’nin iz düşümleri ile geleceğe daha umutla baktığımız günlerde sergilere taşıyacağız.

Özen Pulat

2021, bir önceki yılın deneyimleriyle önümüzü biraz daha görebildiğimiz ama benzer zorluluklarla geçecek bir yıl olacak gibi görünüyor. Hibe Programlarımızın da ana hedef kitleleri olan kadınlar, gençler ve engelli bireylerin yaşadıkları eşitsizliklerin salgının etkisiyle daha olumsuz bir hale gelmemesi için desteğimizi devam ettireceğimiz bir yıl olacak. 2021 Hibe Programı için başvuruları almaya devam ediyoruz. Açık Çağrılı Hibe Programımıza kadın, genç ve engelli bireylerin toplumsal hayata katılımda maruz kaldıkları ayrımcılıklarla mücadele eden ve eğitim yoluyla bireylerin güçlenmelerini destekleyen projeler başvuruyor. Bu yıl, pandemi koşulları göz önünde bulundurularak, uzaktan eğitimin niteliğinin iyileştirilmesi ve uzaktan eğitime erişimin sağlanmasını destekleyici çalışmalara dair başvurular alacağımızı öngörüyoruz.

Liana Varon

Aşı çalışmaları ile de birlikte 2021 yılının ikinci yarısından itibaren hayatın daha fazla açılmasını beklediğimizi söyleyebiliriz. Salgının farklı gruplar üzerindeki etkilerine dair gözlem ve raporların sayısı her geçen gün artsa da, bu sürecin kapalı kapılar arkasında kalan veya ertelenen sosyal ve ekonomik etkilerinin kapsamı ve büyüklüğünü 2021 yılı itibarıyla görmeye başlayacağımızı düşünüyoruz. Hibe veren kurumlar ellerindeki kısıtlı kaynağı en etkili şekilde kullanmak için yeni yollar ararken, STK’lar da birlikte çalıştıkları grupların değişen ve derinleşen ihtiyaçlarına çözüm sunabilmek için çaba sarf edecektir.

2021 yılı öngörülerimiz açısından STK’ların içinde faaliyet gösterdiği ortam da belirleyici olacaktır. Sivil toplumu ilgilendiren mevzuatta yapılan son değişiklikler 2021 yılında STK’ların özgürlük ve hareket alanlarının daha da kısıtlanma ihtimali olduğuna işaret ediyor. Tüm bu kısıtlamalara rağmen Türkiye’deki hak mücadeleleri ve sivil toplum faaliyetleri 2021 yılında da güçlü şekilde devam edecektir. Mevzuattaki kısıtlamaların yanı sıra salgın koşulları ve tüm dünyada yaşanan ekonomik daralmanın bir sonucu olarak 2021 yılında sivil topluma aktarılan kaynakların azalacağını, bireysel ve kurumsal bağışçıların önceliklerinde değişiklikler yaşanacağını ve bu durumun birçok STK’yı olumsuz şekilde etkileyeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. Bu durum STK’ların farklı kaynakları (dayanışma, ayni yardımlar, gönüllülük temelli çalışmalar vb.) harekete geçirmesi açısından bir fırsat sunsa da kaynaklara erişme açısından yaşanan rekabetin sivil topluma zarar vereceğini de düşünebiliriz.

Sivil Toplum için Destek Vakfı olarak gerek iş yapma biçimi gerekse kaynak geliştirme ve hibe tahsis etme yaklaşımımız açısından salgının başından itibaren devam eden bir öğrenme, adaptasyon ve değişim sürecinin içindeyiz. Salgından sonra kurumsal olarak çok boyutlu bir dönüşüm yaşamayı beklemiyoruz çünkü bu dönüşümü önceliklerimiz doğrultusunda ve alandaki değişen ihtiyaçları da dikkat ederek halihazırda gerçekleştirdiğimize inanıyoruz. Bu aşamada daha fazla dikkat edeceğimiz konulardan bir tanesi salgın sürecinde kurumsal ya da yaklaşım olarak edindiğimiz öğrenim ve kazanımların “hayatın normale dönmesi” veya eski alışkanlıklarımıza kavuşmamızla birlikte gerilememesini sağlamak olacak.   Salgının toplumsal etkilerini ve derinleştirdiği sorunları doğru şekilde izleyebilmenin, yorumlayabilmenin ve hibe programlarımızı da bu değişime uygun şekilde sürdürmenin en etkili yolunun sahada çalışan kuruluşların deneyimleri ve geri bildirimlerini dinleyerek gerçekleştirebileceğimizi düşünüyoruz. Farklı iş birliklerini hayata geçirerek sosyal değişim yaratabilmek için bağışçılarla sivil toplum kuruluşları arasında köprü olma misyonumuzun önümüzdeki süreçte daha da önemli hale geleceğini düşünüyoruz.

 

Ana görsel: https://www.freepik.com/free-vector/teamwork-icons-set_6883557.htm