1. Hibe veren vakıf modeli birçok ülkede oldukça yaygın ve sivil toplum kuruluşlarının finansal sürdürülebilirliği açısından önem taşıyor. Türkiye’de ise Sivil Düşün programının da aralarında yer aldığı Avrupa Birliği fonları STK’ların önde gelen mali desteği olmaya devam ediyor. Hibe programları STK’lar açısından neden önemli?
Sivil toplum farklı aktörlerden oluşan geniş bir kesimi oluşturmaktadır. 2004 ve 2007 reformları sonrası toplumda tüzel olmayan yapıların da tüzel örgütlenmelere geçtiği görülmektedir. Son yıllarda vakıf sayısında sınırlı bir artış varken dernek sayısında bir patlama yaşanmaktadır. Buna ek olarak farklı donör kuruluşların aktivist/bireysel girişimlere destek vermeleri çerçevesinde önemli bir aktivist sayısının alanda fon desteği temelli gönüllü çalışmalar yaptığı görülmektedir. Vakıf örgütlenmelerinde özgülenen kaynaklar sürdürülebilirlik ve kurumsal, uzun süreli yapılar oluşturmak açısından bir avantaj ya da başlangıç için temel kaynak oluştururken diğer aktör ve örgütlenmelerde bu başlangıç kaynağının olmadığı görülmektedir. Sivil toplumun farklı tematik alanlarında faal olan örgüt sayısının geçtiğimiz yıllara göre yüksek olması, başlangıç kaynağı eksikliği ve öz kaynak yaratmada yetersizlikler nedeni ile mevcut fon kaynaklarının daha rekabetçi bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır.
Yeni nesil sivil toplum örgütlerinin ortaya çıkması, çalışma yöntemleri ve kapsamlarını da değiştirmiş, bu değişim çoğu zaman örgütlerin gönüllüler üzerinden ya da kısmi üye ve yerel kaynak destekleri ile yürüttükleri çalışmaların artık sürdürülememesine neden olmuştur. Yeni çalışma yöntemleri bilişim, sosyal medya, politika oluşturma, kampanya yapma, kaynak/bilgi geliştirme ve benzeri alanları içermektedir. Bu alanlar çerçevesinde gönüllü hizmet ile götürülemeyecek altyapının güçlendirilmesi, düzenli ve sabit personeller veya hizmet alımları, iletişim harcamaları ve uzman giderleri gündeme gelmektedir. Tüm bu süreçler için kaynak geliştirme örgütlerin güçlenmeleri gereken bir alan olarak oluşmaktadır. Bu çerçevede hibe programları, STÖ’lerin topluma ulaşmalarına imkân verecek altyapı çalışmaları ve bu yapıyı işletecek uzman giderleri açısından hayati bir rol oynamaya devam etmektedir. Örgütlerin önemli bir kısmı sürdürülebilirlik çerçevesinde fonlara ihtiyaç duymaktadır. Bağış süreçlerinin yasal yapısının uygun olmaması, Kamu yararına Örgüt statüsünün ayrımcı, sınırlayıcı ve dışlayıcı bir uygulama olması nedeni ile özkaynak geliştirmede yapıcı bir değişim beklemek iyimserlik olacaktır. Bu durum fona bağımlılık ilişkisinin artarak devam edeceğini göstermektedir. Örgütler fon sıkıntısı nedeni ile çoğu zaman faaliyet ve kurum küçülterek bu süreçle mücadele etme yönetimini benimsemektedirler.
2. Türkiye’de özellikle AB fonları haricindeki hibe programlarının sayısının artışına yönelik bir eğilim görüyor musunuz? Bu modelin yaygınlaşması için neler yapılabilir?
Türkiye’de fon veren kuruluşlar çerçevesinde geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında bir farklılaşma yaşanmakta ancak fon miktarında bir artıştan söz etmek mümkün değildir. Aksine mevcut fonların miktar olarak kısıldığı ancak fon/destek enstrümanlarının artırıldığı görülmektedir. Birçok donör kuruluş özellikle hareketlilik ve acil ihtiyaçlar çerçevesinde savunuculuk çalışmalarına destek olmak için nakdi destekler yerine ayni destek vermeye başlamıştır.
Fon kaynaklarının çeşitlenmesinde özel sektör vakıflarının sosyal sorumluluk çalışmalarından farklı olarak sivil toplum örgütlerine destekleri öne çıkmaktadır. Sabancı Vakfı toplumsal sorunlar çerçevesinde kamu-özel sektör sivil toplum işbirliği ilkesi çerçevesinde dönüşüm amaçlı çalışmaları ile diğer kuruluşlardan ayrışarak önemli bir aktör olmuştur.
Elçilik/Konsolosluk fonları çoğu zaman sivil toplum örgütleri açısından tamamlayıcı ve güçlendirici bir özellik taşırken yapısal fonlara dönüşmeleri, kurumsal destek vermeler açısından bir değişim göstermektedir. Bu çerçevede Hollanda hükümeti Matra İnsan Hakları fonu ile İsveç Hükümeti SİDA fonları ayrışarak öne çıkmaktadır.
Son zamanlarda yaşanan mülteci krizi nedeni ile alanda operasyonel destek veren kuruluş ve fon miktarı artmış ancak mevcut duruma katkı vermekten uzaktır.
Kamunun Dernekler Dairesi Başkanlığı ve Avrupa Birliği Bakanlığı çerçevesinde ayırdığı kaynaklar sivil toplum açsından oldukça önemli kaynaklardır. Ancak fon miktarının az olması, fona erişimin yüksek düzeyde rekabetçi ve zor olması, talebin bürokratik kriterlerin zorlayıcı olmasına rağmen her geçen gün yükselmesi temel sorunlar olarak ortada durmaktadır. Kalkınma Bakanlığının bölgesel kalkınma ajansları çerçevesinde sivil topluma kısmi kaynak/eş-finansman sağlaması olumlu bir gelişme iken zaman içinde bu kaynakların azaldığı ve sivil toplum örgütlerinin erişiminden uzaklaştığı görülmektedir.
Bu ortamda TÜSEV’in uzun bir süredir üzerinde çalıştığı yerel kaynak yaratma çalışmaları sivil toplumun bölgesel eşitsizliğinin giderilmesine katkı verecek yenilikçi, katılımcı ve önemli bir yaklaşım olarak ayrışmaktadır.
3. Sivil Düşün programının hayata geçirilmesi ve iyileştirilmesi aşamalarında farklı illerde düzenlenen danışma toplantıları ile birçok STK ile bir araya gelerek görüş aldınız. Bu görüşmelerde öne çıkan öneriler nelerdi? Bu önerileri Türkiye’de hibe veren diğer kuruluşlarla paylaşma ve bu anlamda bir işbirliği geliştirme fırsatınız oldu mu?
Sivil Düşün Aktivist Programı bir hibe programı olmadığından diğer mevcut programlardan ayrışmaktadır. Aktivist programı ayni katkı veren bir destek programı olarak sivil toplumun acil ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktadır. Program Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun sivil topluma destekleri çerçevesinde gelişim süreçleri için hak temelli örgüt ve aktivistler için uygun ortam yaratmayı amaçlamaktadır.
Program katılım, birlikte planlama, farklı sivil toplum aktörlerinin sürece dahil edilmesi, danışma süreçlerinin planlamaya yansıtılması, mevcut diğer programlar ile sinerji oluşturarak kaynakların etkin kullanılması ve ortak öğrenme süreçlerinin güçlenmesi, sivil toplum danışma toplantıları ile deneyim paylaşımları, hareketlilik ve görünürlük çerçevesinde destek olunması açısından yenilikçidir.
2015 yılında Adana, Ankara, Artvin, Edirne, Hatay, İstanbul, İzmir, Mersin, Muğla Kahramanmaraş, Trabzon illerinde yaptığımız danışma ve yönlendirme kurulu toplantıları sonucunda talepler ve görüşeler alınmıştır. Diğer donör kuruluşlarının hibe programlarına bu taleplerin yansıtılması talebi net olarak ifade edilmiştir. Destek programı olarak farklı dillerde başvuru yapılması, bürokratik kriterlerin azaltılması, basitleştirilmiş başvuru formları, basit ve proje dilinden uzak bir dil tercihi, hızlı ve zamanında destek verilmesi, hareketlilik ve iletişim çalışmalarına katkı verilmesi, küçük ve orta ölçekli desteklerle özellikle taban örgütleri ve hak temelli çalışmaların desteklenmesi, kapasite oluşumu için teknik desteklerin sürdürülmesi, düzenli yıllık değerlendirme toplantıları ile ulusal toplantılara katılım için desteklerin verilmesi, sivil toplum araştırmaları, kampanya, yayın ve iletişim çalışmalarına destek verilmesi, yapılan çalışmaların paylaşılarak ortak öğrenme süreçlerinin geliştirilmesi, taban örgütleri ve aktivistlerin çalışmalarının duyurulması, dezavantajlı grupların desteğe erişim için ulaşım konaklama, refakatçi, tercüman ve basılı materyallerin uygunluğu konusunda hassasiyet gösterilmesi tüm bu süreçlerin planlanmasında katılım ve denetim hakkı gibi konularda talepler devam etmektedir. Taban örgütleri ve dezavantajlı gruplar çerçevesinde “core funding”(kurumsal destekler) konusunda açık bir talep ortaya çıkmıştır.
Cengiz Çiftçi
1968 yılında doğdu. Bir kız çocuğu babasıdır. Lisans derecesini ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü ile ODTÜ İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümlerinde tamamladı. Yüksek Lisans Derecesini ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi anabilim dalında tamamladı. Aynı üniversitede Sosyoloji bölümünde proje asistanı ve Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümlerinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1999-2008 tarihleri arasında ulusal ve uluslararası alanda insani yardım çalışmaları gerçekleştirdi. Marmara, Düzce, Afyon, Bingöl, Hindistan Gucarat ve İran Bam depremlerinden sonra insani yardım çalışmaları yaptı. 2007-2014 yılları arasında toplum temelli ve hak temelli çalışmalar konusunda kapasite geliştirme, yoksul, yoksun ve kırılgan guruplara yönelik sosyal içerme ve sosyal politika uygulamaları, sivil alanların geliştirilmesi konularında çalışarak katılımcı yöntemler geliştirdi. Evrensel insan hakları değerlerini temsil eden yeni nesil sivil toplum anlayışını savunan Cengiz Çiftçi farklı sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak çalışmalar yürütmektedir.



