Filantropinin Toplumdaki Eşitsizliklerin Çözümündeki Rolü

Yazan: Hazal İnce

Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin başlıca hedefi toplumlar içindeki ve arasındaki eşitsizlikle mücadele idi. Aynı şekilde 2015 yılında İstanbul’da gerçekleşen, Avrupa’dan ve Türkiye’den hibe veren vakıf temsilcilerini bir araya getiren Grantmakers East Forum’da ve yine İstanbul’da gerçekleşecek G20 Zirvesi öncesi sivil toplumun nabzını tutan C20 Zirvesi’nde küresel finansal kriz sonrası hızla artan ekonomik, politik ve sosyal eşitsizliklerin kökten çözümü için sivil toplumun rolü tartışıldı. Peki, filantropi her türlü eşitsizliği ve beraberinde getirdiği sorunları gidermek için ne kadar etkili olabilir? Toplumdaki yaşam koşullarını daha ileriye götürmek için yapılan gönüllü ve stratejik bağışlar eşitsizlikleri kökten çözmek için nasıl başarılı olabilir?    

2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan küresel finansal krizin ekonomik, politik ve sosyal etkileri takip eden yıllarda Avrupa, Afrika ve Ortadoğu dâhil olmak üzere birçok ülkeye yayılmıştır. 1930’lardaki Büyük Buhran’dan sonra bu denli geniş coğrafyaya yayılan tek finansal kriz olma özelliğini taşıyan 2008 krizi beraberinde birçok sorunu da getirmiştir. Amerika’daki finansal pazarın çökmesi ve borçlanmanın artmasıyla başlayan 2008 krizi özellikle gelişmekte olan ülkelerde yıkıcı sorunlara yol açmıştır.

Küresel finansal krizin yol açtığı en büyük sorun küresel eşitsizlik olmuştur. Etkilerini hem ekonomik, hem politik, hem de sosyal sistemde gösteren eşitsizlik neoliberal kapitalizmin yarattığı ve adalet kavramını da tehdit eden en önemli problemlerden biri olarak görülmektedir. Grantmakers East Forum (GEF) açılış konuşmacılarından University of Dublin Öğretim Görevlisi Kathleen Lynch’e göre eşitsizliğin ortaya çıktığı ve yeniden üretildiği üç önemli boyut vardır: Bunlardan ilki para, mülk vb. gibi nitelendirebileceğimiz ekonomik getirisi olan kaynaklardır. Ekonomik eşitsizlik, bu kaynakların hepsinin ya da çoğunluğun belirli bir grubun tekelinde toplanması anlamına gelmektedir. Yoksulluk, evsizlik, açlık, ekonomik küçülme gibi sorunlara neden olan ekonomik eşitsizlik 2008 krizinden sonra hem ülkeler arasında hem de ülke sınırları içinde çeşitli gruplar arasında oldukça fazla görülmeye başlanmıştır. Atkinson, Saez ve Piketty tarafından hazırlanan veri tabanına göre 1993-2012 yılları arasında toplumun en fazla gelire sahip yüzde birlik kesimi toplam kazancın %68’ine sahipken, bu rakam 2009-2012 yılları arasında %95’e çıkmıştır. Diğer bir deyişle, en zengin ve en fakir arasındaki uçurum özellikle küresel ekonomik kriz sonrasında gittikçe artmıştır.

Eşitsizliğin yeniden üretildiği ikinci boyut ise saygı ve kabul edilmedir. Özellikle kültür, din, renk, etnik köken, dil, toplumsal cinsiyet gibi özellikleri toplumdaki normlardan ya da çoğunluktan farklı olan grupların sahip oldukları bu özellikler yüzünden maruz kaldıkları dışlayıcı tavrın yarattığı eşitsizlik bu boyutta değerlendirilir. Özellikle azınlıkların sahip oldukları farklılıklar yüzünden ayrımcılığa uğrayarak daha az saygı duyulması ve toplum tarafından daha az kabul görmeleri kültürel olarak yaratılan eşitsizliği yeniden üretmektedir. Eşitsizliğin üçüncü boyutu oransız güç ilişkilerinde göze çarpar. Kültürel, ekonomik ya da politik olarak daha az güce sahip grupların kendilerini diğer gruplarla eşit olarak temsil edememelerinden kaynaklanan bu eşitsizlik toplumlarda özellikle gençler ve çocuklar tarafından daha çok deneyimlenmektedir. Cambridge Üniversitesi Öğretim Görevlisi Göran Therborn’un (2006) da belirttiği gibi eşitsizlik üç farklı boyutta değerlendirilse de, üç tür de birbirini besleyen bir kısır döngünün bileşenleridir.

Ford Vakfı Başkanı Darren Walker’a (2015) göre eşitsizlikler, piyasaların kısa dönemli karlar elde etmeleri için çevreye ve ortak refaha uzun dönemli zararlar vermesiyle; toplumun genelini etkileyecek kamu politikalarının az sayıdaki bireyler ya da belirli gruplar tarafından oluşturulmasıyla; vatandaş-devlet, işçi-işveren arasındaki sosyal mutabakatın ihlal edilmesiyle; ayrımcılıkla ve bu ayrımcılığı besleyen kültürel anlatı ve politik söylemlerle kuvvetlenmektedir. Dolayısıyla, toplumdaki eşitsizlikler daha sistemik ve bütünsel bir yolla çözülmelidir. 21. Yüzyılın alamet-i farikalarından sayılan neoliberal kapitalizm ve küreselleşme nedeniyle deneyimlediğimiz eşitsizlik türü sadece ekonomik olmadığından ve eşitsizlikler politika ve kültürel sistemlerde de yeniden üretilip pekiştirilebildiğinden, yeniden dağıtım (redistribution) gibi ekonomik çözümler sorunun semptomlarını geçiştirmekten öteye gidememektedir. Bu bağlamda, 15-16 Kasım’da Türkiye’de toplanan G20 Zirvesi öncesi dünyanın dört bir yanından sivil toplum temsilcilerinin bir araya geldiği C20 Forumu’nda, toplumdaki artan eşitsizliğe sunulan çözümlerden birinin kapsayıcı büyüme olarak sunulması eşitsizliğin kökten çözümü için atılmış önemli adımlardandır.

Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde devlet tarafından sunulması gereken sağlık, eğitim gibi kamu hizmetlerinin özelleştirilmesiyle eşitsizliğin pekiştirildiği göz önünde bulundurulduğunda daha kapsayıcı bir büyümenin en önemli araçlarından biri filantropi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin ya da grupların toplumdaki eşitsizliklerin giderilmesi için çalışan sivil toplum kuruluşları yoluyla yaptıkları gönüllü ve stratejik katkılar daha eşitlikçi bir toplumun inşasına hizmet ederek toplumların ortak çıkarlarını geliştirir. Bireylerin ekonomik, politik ve sosyal anlamda daha eşit bir toplumu savunan ve bu alanda projeler, çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları yoluyla daha planlı ve sürekliliği olan katkılarda bulunması; şirketlerin eşitsizliğin giderilmesini amaçlayan, yenilikçi topluma katkı programları oluşturması ve uygulaması; vakıfların verdikleri hibelerle eşitlikçi bir toplum idealini desteklemesi; bağışçılar vakfı gibi modellerin yerel kaynakları eşitsizliğin çözümü için harekete geçirmesi filantropinin bu alandaki en güçlü enstrümanlardan biri olduğunun kanıtıdır. Fakat filantropi, içinde bulunulan ekonomik ve politik sistemi değişmeden, insanlara kazandırdığı kapasite ve kabiliyetlerle eşitsizliğe çözüm olarak sunulduğunda etkili olamamaktadır. Filantropinin desteklenecek alanı ve bu alanda çalışan STK’ları iyi tanıdığı ve takip edebildiği tanımından hareketle, politik, ekonomik ya da sosyal sistemi değiştirme amacı güden STK’ları desteklemek yoluyla dolaylı olarak sistemi değiştirme şansı olabilir. Filantropik çalışmalar ve girişimler,  dolaylı yoldan sistemi değiştirme ve dönüştürme görevini üstlendiğinde toplumdaki eşitsizliklerin temel sebeplerini anlayıp bu doğrultuda daha geçerli çözümler üretebilir. Foundation Center Başkanı Smith’in bahsettiği üzere toplumun her kesimindeki insanları ve grupları barındıran demokratik ve kapsayıcı bir sistem dönüşümünü gerçekleştirebilecek kritik bir araç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, filantropi eşitsizliğin çözümünde önemli bir rol oynayabilir. Dolayısıyla, bireyler eşitsizlikten beslenen ekonomik ve politik sisteme karşı eleştirilerini sunabildiklerinde ve eşitsiz bir toplum için değişime katkı sağlayabildiklerinde, özellikle toplumdaki eşitsizliklerin giderilmesi konularında hibe veren vakıflar da daha katılımcı ve kökten çözümcü bir filantropi politikası izlediğinde 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin başlıca amaçlarından olan eşitsizliğin giderilmesi için daha etkili adım atabilirler.

Referanslar:

Alvaredo, Facundo, A.B. Atkinson, T. Piketty and E. Saez, The World Top Incomes Database, http://topincomes.g-mond.parisschoolofeconomics.eu/

Baker, J., K. LYnch, S. Cantillon and J. Walsh (2004). Equality: From Theory to Action,Palgrave Macmillon.

Smith, B.K. (2015). “Philanthropy’s Difficult Dance With Inequality,” Philanthropy News Digest, http://philanthropynewsdigest.org/commentary-and-opinion/philanthropy-s-difficult-dance-with-inequality

Therborn, G. (2006). Inequalities of the World. Verso.

TÜSEV (2015). Grantmakers East Forum İstanbul’da Gerçekleşti

Walker, D. (2015). “How can we address inequality?,” effect, vol. 9(2), pp.34.