Daralan Sivil Alanda Hibe Vermek

Türkiye’de ve dünyada sivil toplum üzerinde artan baskılar ve ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerine dair kısıtlamalar sivil toplum kuruluşlarının (STK) faaliyetleri için elverişsiz bir ortam yaratıyor. Bu durum, hibe veren kuruluşların çalışmalarını ve farklı ülkelerdeki hibe dağıtımlarını da olumsuz yönde etkiliyor. The Funders’ Initiative for Civil Society’nin hibe veren kuruluşlara yönelik hazırladığı online anket, hibe veren kuruluşlar ve STK’lardan uzmanlarla yapılan birebir görüşmeler ve konu ile ilgili hazırlanmış ikincil kaynaklardan yola çıkarak hazırladığı Go Big or…? Trends in Closing Space Grant-making adlı rapor, dünya genelinde daralan sivil alanı ve hibe veren kuruluşların sivil toplum faaliyetlerini desteklerken karşılaştıkları zorlukları, sivil alanı genişletmek için geliştirdikleri strateji ve yöntemleri ve sivil toplum faaliyetlerini farklı şekillerde desteklemek için kullanabilecekleri fırsatları ele alıyor. Ayın yazısında, rapordan öne çıkan daralan sivil alanda hibe verme eğilimlerini ve bu süreçte ortaya çıkan fırsatları derledik.

Mevcut Durum

STK’ların ve aktivistlerin yanı sıra hibe veren kuruluşlar da daralan sivil alanın etkilerini son yıllarda giderek daha fazla hissetmeye başladı. Daralan sivil alan, STK’ların faaliyetleri için elverişsiz bir ortam yaratırken, hibe veren kuruluşların çalışmalarını da olumsuz yönde etkiliyor. Hibe veren kuruluşlar, daralan sivil alanda fon vermeye devam edebilmek, STK’ların varlıklarını sürdürebilmelerine ve faaliyetlerine devam edebilmelerine destek olmak için yeni stratejiler ve yöntemler geliştirmek zorunda kalıyor.

Dünyanın birçok yerinde STK’ların ve aktivistlerin artan şekilde hedef gösterilmesi ve hibe veren kuruluşların karşılaştıkları yasal ve operasyonel kısıtlamalar hibe verme stratejilerinin yeniden şekillendirilmesine sebep oluyor. Hibe veren kuruluşlar bu strateji değişikliğini mevcut koşullar sebebiyle açıkça ortaya koymaktan çekiniyorlar ve baskının daha yoğun hissedildiği bölgelerde faaliyetlerini dikkat çekmeden gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu durum da daralan sivil alanda varlıklarını sürdürmeye çalışan STK’ların, sivil toplum inisiyatiflerinin ve aktivistlerin farklı destek mekanizmaları ararken nereye başvuracaklarını bilememelerine sebep oluyor.

Daralan sivil alanın etkilerini anlamak ve hibe stratejilerini bu çerçevede şekillendirmek için sadece Ocak 2016-Temmuz 2018 arasında, 20’nin üzerinde rapor hazırlayan hibe veren kuruluşlar mevcut duruma çözümler sunacak somut adımlar atma konusunda hala yetersiz kalıyorlar. Bahsi geçen raporlarda, daralan sivil alanda sivil toplumun öne çıkan ihtiyaçları: (1) uzun vadeli, esnek ve kurumsal destekler, (2) tüzel kişiliği olmayan oluşumlara ve ağlara yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi ve (3) sivil toplumu hedef gösteren ya da güçsüzleştiren söylemlere karşı ortak bir duruş sergilenmesi olarak gözüküyor. Yapılan çalışmalar ayrıca, daralan sivil alana karşı geliştirilecek stratejilerin farklı ülkelerin ve yerel toplulukların koşullarına ve ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Raporda, hibe veren kuruluşların sivil alanın daralması karşısında güçlü ve somut bir cevap geliştirmesini zorlaştıran ve hareket alanını sınırlayan engellerden de bahsediliyor. Bu engellerin arasından öne çıkanlar: (1) hibe veren kuruluşların kendi ülkelerinin dışında çalışmaları ve hibe vermelerinin meşruiyetinin sorgulanması ve hedef gösterilmeleri şeklinde ortaya çıkan siyasi riskler, (2) yasal kısıtlamalar ve (3) farklı ülkelerin vergi mevzuatlarından dolayı karşılaşılan sorunlar olarak kabul ediliyor. Öte yandan, ülke çapında faaliyet gösteren büyük ölçekli STK’ların desteklerden daha fazla faydalanırken daralan sivil alanın etkilerini daha fazla hisseden, tüzel kişiliği olmayan enformel örgütlenmelerin bu destekten mahrum kalmaları ve STK’ların fon veren kuruluşların taleplerini yerine getirmeye çalışırken sosyal değişime katkı sunacak yeni gündemler yaratmada ve yapısal sorunlara karşı uzun vadeli çözümler sunma konusundaki yetersiz kalmaları de sivil alanı genişletme yönündeki girişimleri daha da zorlaştırdığı belirtiliyor.

Daralan Sivil Alanda Hibe Verme Eğilimleri

Raporda, daralan sivil alanda hibe veren kuruluşların hibe verme stratejileri iki başlık altında ele alınıyor: direnme (resistance) ve dayanıklılık (resilience). İki stratejinin ortaklaştığı noktalar olsa da direnme stratejileri sivil alanın daralmasına karşı geliştirilen, daha elverişli bir ortam yaratma çabalarını kapsarken, dayanıklılık stratejileri sivil alanın daralması ve hatta kapanması durumunda bile faaliyet gösterebilecek bir sivil toplumu destekleyen oluşum ve mekanizmaları kapsıyor. Direnme stratejileri arasında STK’ların savunuculuk çalışmalarını desteklemek ve diğer fon veren kuruluşlarla iş birliği geliştirmek gibi örnekler ön plana çıkarken dayanıklılık stratejileri arasında yerel bağışçılığı desteklemek ve bireysel aktörleri ve aktivistleri desteklemek gibi örnekler sayılıyor.

Gerek direnme gerekse dayanıklılık stratejileri çerçevesinde olsun, daralan sivil alanda sivil toplum kuruluşlarına tahsis edilen hibelerde yerelleşme, dijitalleşme, hikâye anlatıcılığı, sivil toplumu daha geniş düşünmek ve sosyal sorunların temel sebeplerine inmek olmak üzere beş temel eğilim ön plana çıkıyor.

Yerelleşme

Elverişsiz bir ortamda faaliyet gösteren hibe veren kuruluşların ülke çapında çalışmalarını gerçekleştiren STK’ları, sivil toplum inisiyatiflerini, platformları ve yerel grupları daha fazla desteklemeleri ve farklı ülke bağlamlarında ortaya çıkan ihtiyaçlara ve taleplere yönelik destek sunmaları gerektiğine dair farkındalığı gün geçtikçe artıyor. Rapora göre, hibe veren kuruluşlar, sağladıkları hibe desteğini uluslararası alanda faaliyet gösteren kuruluşlardan STK’ların uluslararası faaliyetlerinden, ulusal düzeydeki sivil toplum çalışmalarına ve yerel toplulukların çalışmalarına kaydırıyor.

Bu strateji değişikliğinin dezavantajları arasında yerel kuruluşların kapasitelerinin ve etki alanının uluslararası kuruluşlara kıyasla daha düşük olması ve hibe koşullarının yanı sıra hibe veren kuruluşların, hibe sağladıkları bölgedeki sivil toplum aktörlerine ve o bölgede yaşayan toplulukların yaşadıkları zorluklar ve ihtiyaçlarına dair bilgi eksikliği gösteriliyor. Bunlara karşılık, hibe veren kuruluşların bu strateji değişikliğini avantajlı ve gerekli kılan üç nokta ön plana çıkıyor.

Bunlardan ilki, yerelde faaliyet gösteren STK’ların ve sivil toplum gruplarının mevcut baskı ve kısıtlamalara karşı hareket alanlarını genişletmek için yaratıcı ve iyi kurgulanmış yöntemler ve taktikler geliştirmeleri ve aktivistlerin daha fazla deneyim paylaşımında bulunma ihtiyacı. İkincisi, yerel kuruluşların bölgede yaşayan toplulukların ihtiyaçlarını ve taleplerini daha yakından bilmeleri ve faaliyet gösterdikleri alanda daha fazla savunuculuk yapabilmek ve tespit ettikleri ihtiyaçlara yönelik çözüm önerileri sunabilmek için daha fazla kaynağa ihtiyaç duymaları. Son olarak, uluslararası fonlara şüpheyle yaklaşılan bu dönemde, hibe veren kuruluşların sivil alanın daraldığı ülkelerdeki filantropi altyapısının ve yerel bağışçılığın gelişmesine yatırım yaparak yerelde faaliyet gösteren STK’ların uzun vadeli ve sürdürülebilir bir desteğe erişmesine katkı sunabilecek olması da avantajlar arasında yer alıyor.

Dijitalleşme

Aktivistlerin dijital platformlarda karşılaştıkları baskılar, hak temelli çalışan ve savunuculuk yapan aktivistlerin karşılaştıkları zorluklarla benzerlik gösteriyor. Aktivistlerin dijitalde karşılaştıkları zorlukların başında internet ortamında baskı ve gözetim, siber zorbalık ve kısıtlamalar geliyor. Bu durum, sivil toplum çalışanlarının sürekli denetim ve gözetime karşı tetikte olmalarını ve STK’ların bu konudaki kapasitelerini geliştirmelerini gerektiriyor. Raporda belirtildiği gibi, dijital alandaki savunuculuk çalışmalarına yönelik hibe vermeye alışkın olmayan fon sağlayıcılar, bu alanda hibe vermekten çekinebiliyor. Ancak, dijital baskılara yönelik ortaya çıkan bu ihtiyaçlar, bazı kuruluşların hibe desteklerini de etkiliyor. İnternet ortamındaki baskı ve gözetim gibi kısıtlamalar, hibe veren kuruluşlara, özellikle dijital platformlarda örgütlenen aktivistlerin karşı karşıya kaldıkları risklere yönelik yaratıcı çözümleri desteklemek gibi yeni olanaklar sağlıyor. Bu bağlamda geliştirilmiş en etkili çözümlerden biri, kullanıcıların bilgilerini ifşa etmeyen, açık kaynaklı arama yazılımları (open sourcing browsing software) olarak gösteriliyor.

Hikâye Anlatıcılığı

Hikâye anlatıcılığı, elverişsiz bir ortamda faaliyet gösteren sivil toplum aktörlerinin çalışmalarını, amaçlarını ve taleplerini daha etkili ve yaratıcı bir dille anlatmak için sıklıkla kullandığı bir yöntem haline geldi. Trends in Closing Space Grant-making raporu, hikâye anlatıcılığının yeni bir dil ve çerçeve yaratan proaktif bir söylem geliştirilmek için güçlü araçlar sunduğunu öne sürüyor.

Sivil topluma yönelik baskılar ve karalamalara karşı hem genel olarak sivil toplum hem de sivil toplumdaki farklı aktörler ve çalışmaları hakkında yeni bir çerçeve ve söylem yaratılmasına olanak sağlayan ve savunuculuk için alışılmışın dışında yaratıcı araçlar sunan hikâye anlatıcılığı kapsamında sanat aktivizmi (artivism), yani sanatın değişik formlarını kullanan aktivizm örneği ön plana çıkıyor. Hibe veren kuruluşlar giderek artan bir şekilde STK’ların hikâyelerini daha etkili bir şekilde anlatabilmek için ihtiyaç duydukları araçları, stratejik iletişim atölyelerini, sivil topluma dair alternatif bir dil geliştirmek için yapılan araştırmaları, sivil topluma yönelik baskıları ve verilen mücadeleleri belgeleyen çalışmaları destekliyor. Hikâye anlatıcılığının ve artivism gibi yöntemlerin ölçeklenebilir olmadığına dair endişeler olsa da insanların STK’ların çözüm üretmeye çalıştıkları sorunlarla bireysel olarak ilişkilenmelerini sağladığı ve bu nedenle insanları harekete geçirme potansiyelinin daha yüksek olduğu düşünülüyor.

Sivil Toplumu Daha Geniş Düşünmek

Hibe veren kuruluşlar giderek daha fazla toplumsal hareketleri, aktivistleri ve sivil toplumda ortaya çıkan yeni kurumsal yapıları destekleme eğilimi gösteriyorlar. Bu eğilimin altında yatan sebepler arasında sivil alanın daraldığı noktada sivil toplumun yok olmadığı, ancak şekil değiştirerek faaliyetlerini sürdürdüğü gerçeği gösteriliyor. Toplumsal hareketleri desteklemek için farklı yöntemler kullanan hibe veren kuruluşlar ya doğrudan bireyleri ya da toplumsal hareketlerin içerisinde yer alan farklı aktörlerle daha rahat ilişki kuracağına inandıkları ulusal ölçekte faaliyet gösteren hibe veren kuruluşları desteklemeyi tercih ediyorlar. Bireylere destek sunmak, hibe veren kuruluşların daralan sivil alanda STK’ları desteklerken karşılaştıkları zorlukları baypas etmelerine de olanak sağlıyor.

Her ne kadar hibe veren kuruluşların tüzel bir kişiliği olmayan oluşumları destekleme noktasında tabi oldukları kısıtlamalar; özellikle büyük ölçekli hibe veren kuruluşların, taban örgütlenmelerine erişmede yaşadıkları zorluklar; dünya genelinde elverişsiz ortamda sivil toplum aktörlerini desteklemenin beraberinde getirdiği riskler olsa da sivil toplumun genişlemesi hibe veren kuruluşlara yeni fırsat kapıları da aralıyor. Hibe faydalanıcısı grupların aldıkları hibeyi nasıl kullanacaklarına dair daha fazla söz sahibi olduğu katılımcı hibe verme uygulamalarının (participatory grantmaking) örnekleri gün geçtikçe artarken, bu uygulamalar hibe veren kuruluşlara aktivist hareketleri desteklemek için olanaklar sunuyor.

Sosyal Sorunların Temel Sebeplerine İnmek

Bazı hibe veren kuruluşlar kısa vadede müdahale gerektiren konuların yarattığı aciliyet ortamında dahi uzun vadeli stratejiler geliştirmeyi ve sivil alanın daralmasına yol açan sorunlara yönelik çalışmaları desteklemeyi önceliklendiriyor. Sivil alanın daralmasının temel sebepleri hibe veren kuruluşların üzerinde çalıştığı diğer sorunların temelindeki sebeplerle büyük ölçüde örtüştüğü için daralan sivil alan bağlamında sebepler ve sonuçları birbirinden ayırt etmek zorlaşıyor. Öte yandan hibe veren kuruluşlar, sivil alanın daralmasında önemli rol oynayan ve daralan sivil alanın önemli bir parçası olduğunu tespit ettikleri milliyetçi ve ötekileştiren siyasal söyleme, kutuplaşmaya, popülizme ve militarizme güçlü bir cevap geliştirmeye çalışan STK’ların ve aktivistlerin çalışmalarını destekliyor. Eşitsizlik, popülizm ve daralan sivil alanın birbiriyle ilişkili ve birbirini besleyen sorunlar olduğu ve bütünlüklü bir yaklaşım içeren sistem odaklı düşünmeye ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Ancak, STK’ların ve aktivistlerin hem acil ihtiyaçlara hem de uzun vadeli planlara yönelik çalışması ve çözümler sunması gerekiyor ve bunun için de sürdürülebilir ve uzun vadeli bir desteğe ihtiyaç duyuyorlar.

Daralan Sivil Alanda Ortaya Çıkan Fırsatlar

Her krizin beraberinde fırsatlar getirdiğinin altını çizen Trends in Closing Space Grant-making raporu, başta hibe veren kuruluşlar olmak üzere tüm sivil toplum aktörleri için faydalı olabilecek beş fırsata dikkat çekiyor:

  • Giderek daha baskıcı hale gelen şartlarda dahi sivil toplum aktörlerinin kendi gündemlerini belirleyebileceğini ve kendilerine bir hareket alanı yaratabileceklerini vurgulayan rapor, mevcut kısıtlamaların yaratıcı çözümleri de içinde barındırdığını ifade ediyor.
  • Yeni medya stratejileri başka bir fırsat alanı olarak sunuluyor. Yerel ve bağımsız medya platformları, baskıcı yönetimlerin kontrolü altına girmiş geleneksel medya kanallarına güçlü bir alternatif sunuyor; nitekim bu kanallara yapılan destekler çeşitlenerek artıyor.
  • Başka bir fırsat alanı olarak sunulan yeni ittifak olasılıkları kapsamında inanç temelli kuruluşlar, işçi sendikaları veya şirketler ile STK’lar arasında kurulabilecek sektörler arası iş birliklerine işaret ediliyor.
  • Filantropi alanında ortaya çıkan yeni yaklaşımlar ve farklı destek mekanizmaları başka bir fırsat alanı olarak ortaya çıkıyor. Sivil toplum gruplarını desteklemenin özellikle büyük hibe veren kuruluşlar için zorlaştığı noktada, yerelde faaliyet gösteren hibe veren yapıları desteklemek ve filantropi altyapısına yatırım yapmak hibe veren kuruluşların değerlendirebileceği seçenekler arasında yer alıyor.
  • Rapor, son olarak sivil toplum gruplarına ve aktivistlere çalışmalarına devam edebilecek gücü ve dayanıklılığı bulabilmeleri için sağlanabilecek mali desteklere işaret ediyor. Bu destek türü, baskı ve tehditler altında çalışan sivil toplum aktörlerinin nefes almalarına ve yaptıkları çalışmalar üzerine düşünme ve yeniden değerlendirme fırsatı bulabilmelerine olanak sağlayacak hibe mekanizmalarını kapsıyor.

Trends in Closing Space Grant-making raporu, sivil toplumun faaliyetlerini daha elverişli bir ortamda sürdürebilmesinde filantropinin önemli bir rol oynayabileceğini belirtiyor. Daralan sivil alanda yaratıcı ve yeni çözüm önerileri geliştirmenin, alışılmış yöntemlerin dışına çıkmanın, farklı sektörlerden aktörlerle iş birliği kurmanın, risk almanın ve cesur olmanın önemine dikkat çeken rapor, özellikle hibe veren kuruluşların sahip olduğu kaynaklar, stratejik kapasite ve karar verici mekanizmalara erişimi sayesinde sivil toplum için elverişli bir ortamın yaratılmasına katkı sunabileceğinin altını çiziyor.