Blueprint 2020: Dijital Sivil Toplumu ve Filantropiyi 2020’de Neler Bekliyor?

Stanford University Center on Philanthropy and Civil Society’de (PACS) kıdemli araştırmacı olan ve merkezde bulunan Digital Civil Society Lab’de yöneticilik yapan Dr. Lucy Bernholz’un son 10 senedir hazırladığı ve dijital çağda özel kaynakların toplum yararına kullanılmasına dair öngörülerini paylaştığı Blueprint’in 2020 yılı raporu 18 Aralık’ta yayımlandı. Rapor, Bernholz’un alanın mevcut durumuna, önümüzdeki yılın eğilimlerine ve olası değişimlere yönelik değerlendirme ve öngörülerini içeriyor. Blueprint 2020’de öne çıkan izlenim ve beklentileri TÜSEV İletişim Koordinatörü Birce Altay “Güç Odakları, Dijital Sivil Toplum ve Savunuculuk,” “Dijital Ekonomi ve Değişen Bağışçılık Pratikleri,” “Ekolojik Hareketler ve Dijitalleşen Kamusal Alan,” “Bilgi Ekosistemi ve Dijital Aktivizm” ve “2020’nin Popüler Filantropi ve Sivil Toplum Terimleri” alt başlıkları altında derledi ve değerlendirdi.

Yazan: Birce Altay

Güç Odakları, Dijital Sivil Toplum ve Savunuculuk

Dr. Lucy Bernholz’un dijitalleşen dünyada sivil toplumun ve filantropinin durumunu analiz ederek yakın dönemde alanda gerçekleşmesini beklediği öngörülerini paylaştığı Blueprint 10. senesini geride bıraktı. Bernholz 2020 raporuna Türkiye sivil toplumunun da bir süredir gündeminde olan veri kullanımına dikkat çekerek başlıyor. Yapay zekanın beraberinde getirdiği problemlere karşı sivil toplumun geliştirdiği cevaplara, giderek daha fazla alana sirayet eden veri koruma ve gizlilik haklarına değinen Bernholz, veri güvenilirliği konusunun sivil toplum alanında yeni iş birliklerini doğurduğuna dikkat çekerek, veri ihlallerinden en çabuk ve en çok etkilenmesi muhtemel olan dezavantajlı gruplarla çalışan oluşumların bu konuda bir arada adım atmaya başladıklarını söylüyor.

Bernholz’a göre büyük bir değişimden geçen veri kullanımı pratikleri bireylerin paylaştıklarının ne olduğunu da değiştiriyor. Geleneksel filantropi anlayışının temelini oluşturan ‘bireyin varlıklarını, zamanını veya uzmanlıklarını sosyal fayda yaratmak için vermesi’ tanımındaki varlıkların içinde artık veri de var.

Sivil toplum alanındaki dijital araçların kullanımını değerlendirirken Bernholz, bu araçların ne olduğundan veya ne şekilde kullanıldığındansa kime ait olduklarını düşünmemizi isteyerek devletlere ve şirketlere işaret ediyor. Kendilerini ‘bağımsız’ ve ‘tarafsız’ ilan eden sivil toplum kuruluşlarının, Bernholz’un deyimiyle istedikleri zaman istedikleri şeyleri yapabilme gücü olan ‘ev sahipleri’ olması sivil toplum alanında farklı bir tür savunuculuğu da beraberinde getiriyor. Dünyanın pek çok farklı bölgesinde, ulus sınırlarının dışında, dağıtılmış veri tabanlarında çalışan ve veri güvencesi modelleri (data trusts) ile veri iş birlikleri geliştiren oluşumların, gizliliğin korunması için yazılımlar geliştiren kişilerin, bireylerin kişisel bilgilerini ne zaman, nasıl ve kime verebileceği konusunda tam kontrole sahip olması (self-sovereign identity[1]) için çalışan aktivistlerin ve kendi topluluklarının veriyi nasıl kullanacağı hakkında kurallar geliştirenlerin sayısı giderek artıyor. Bernholz’a göre bu sivil toplumun yeni en güçlü yanı.

Blueprint 2020’de sivil toplumun dijitalleşmeye başlamasının 1950’lere tekabül ettiğini aktaran Bernholz, 1990’da yaşanan değişimin altını çiziyor. Amerika’da siber suçların engellenmesine yönelik Amerikan hükümetinin fazlaca müdahaleci yaklaşımını eleştiren The Electronic Frontier Foundation’ın, bireylerin telefon, bilgisayar gibi cihazlarında bulunan bilgilerinin de kâğıt üzerinde olanlar kadar korunma hakkı olduğunu savunmasının bugün veri kullanımı konusunda geldiğimiz yer için dönüm noktalarından biri olduğunu vurguluyor Bernholz. Şu an bulunduğumuz noktayı ‘alışma’ süreci olarak niteleyen Bernholz, dijital dönüşüme var gücüyle direnen sivil toplum kuruluşlarının dahi konuya yaklaşımlarını değiştirdiklerini, veri kullanımına ve güvenliğine önem vermeye başlayarak konu için bütçe ayırmaya başladıklarının altını çiziyor. Bernholz’a göre bundan sonraki dönemin getireceklerinin işaretlerini görmeye başlamış olsak da bütüncül bir eğilimden söz etmek henüz mümkün değil. Belirli teknolojilerin kullanılmasının neden olacağı ayrımcılığı ve hak ihlallerini önlemeye yönelik çalışmalar yapan grupların varlığından söz eden Bernholz, gelecek bu yeni dönemde yeni teknolojileri kullanmadan önce kuruluşlara yönelik yararların ve potansiyel zararların göz önünde bulundurulmasının gerekliliğinin altını çiziyor.

Bernholz dijitalleşen sivil toplumun bugün, bir şeyin yeni olmaktan çıkıp tanıdık olduğunda, tercih meselesi olmaktan çıkıp gereklilik olarak değerlendirildiğinde doğal olarak ortaya çıkan değişim sürecinden geçtiğini söylüyor. Dijital sistemlere bağlı olmamızın, hayata geçirdiğimiz faaliyetlerin ürünlerini kullandığımız şirketlerin yönetmelikleri, istedikleri ve ürün tasarımı kararlarına göre şekillendiğine dikkat çeken araştırmacı, dijital sistemlerimizi etkileyen hükümet yönetmeliklerinin de faaliyetlerimizi etkilediğini belirtiyor. Yeni dijital sivil toplumun her alanında yeni karar mekanizmalarının varlığına dikkat çeken Bernholz bunları aşağıdaki şekilde özetliyor:

  • Bireylerin kendi dijital hareketleri hakkında, kendi verilerini korumayı da kapsayan, kayıt altına alındıklarını bildikleri ve hangi bilginin güvenilir olduğuna kendilerinin karar verdikleri mekanizmalar,
  • Kuruluşların ekip arkadaşı ya da yönetici seviyesinde işe alım yaparken dijital güvenlik, veri depolama ve veriyi işleme gibi konularda bilgi sahibi olanları tercih etmelerine yönelik mekanizmalar,
  • Sivil toplum ve filantropi alanında çalışan yöneticilerin belirli gruplara yönelik hangi tür verileri saklamak istediklerine dair karar verme mekanizmaları,
  • Hükümetlerin veri hakları hukuku konusundaki karar mekanizmaları.

Bernholz 2020 değerlendirmesine, sivil toplumun gelecek yıllarda tüm bu değişikliklerin beraberinde getireceklerine ancak şu üç alanda kolektif hareketle cevap verebileceğini söyleyerek devam ediyor:

  • Kâr amacı gütmeyen ve kapasite güçlendirme kuruluşlarının dijital güvenlik ve veri yönetişimi konularının sorumlulukları olduğunu kabul etmeleri,
  • Ortak savunuculuk yöntemlerinin sivil toplumun dijital teknolojiye dair kanunlarla şekillendiğini ve dijitali ilgilendiren politikaların sivil toplumun da politika gündemine girmesi gerektiğini kabul etmeleri,
  • Sivil toplumun, sivil toplumun tüm değerlerini yansıtan dijital sistemleri yaratması ya da talep etmesi.

Bernholz, Blueprint 2020’nin üçüncü bölümüne Harry Potter serisini okumuş ya da izlemiş olanların hatırlayabileceği bir benzetme yaparak başlıyor: Sivil toplum ve filantropi alanlarının, Harry Potter serisinde gerçek dünya ile büyücülük dünyası arasındaki geçişi sağlayan kendi Platform 9 ¾’ünün farkına varması gerektiğinin altını çiziyor. Bernholz’a göre, sivil toplum ve filantropinin bireyin dijital ve fiziksel arasındaki yolculuğuna cevap vermesi gerekiyor; özellikle sesli komut ile çalışan cihazlara, dijital para birimlerine, genetik testlere ve dijital kimlik sistemlerine dikkat çeken Bernholz, eskiden bildiğimiz rıza, mahremiyet, kontrol, erişim gibi kavramların artık bize bir getirisinin olmayacağını edemeyeceğini ve sivil toplumun ve filantropinin tüm insanların hem dijital hem de fiziksel olarak haklarını koruyacak araştırmalara, kanunlara, sivil harekete ihtiyacı olduğunu belirtiyor.

Dijital Ekonomi ve Değişen Bağışçılık Pratikleri

Bernholz, Blueprint 2020’nin devamında ekonominin sivil toplum kuruluşlarına olan hızlı ve direkt etkisinden bahsediyor. Amerika’da 2017 senesinde ima edilmeye başlanan vergi değişikliğinin gerçekleşmeye başladığını aktaran araştırmacı, The Fundraising Effectiveness Project’in 2016 yılından beri düzenli bağışlarda düşüş olduğunu, 2000-2014 yılları arasında ise Amerika’da bağış yapan ailelerin sayısında %12’lik bir düşüş kaydedildiğini belirtiyor. Raporunda ekonomiyi yalnızca bağışlardaki rakamsal değişiklikler olarak değerlendirmiyor Bernholz; iş yerlerinde insan gücüne olan ihtiyacı karşılamak üzere geliştirilen otomasyon sistemlerine de değiniyor. Otomasyon konusunda kâr amacı gütmeyen kuruluşların durumunu da inceleyen Bernholz, sektörde gerçekleştirilen faaliyetlerinin çok büyük kısmının insanlar tarafından yapıldığı için şirketlere göre kâr amacı gütmeyen sektörün istihdamdaki payını aktarırken oldukça meşru bir soruyu da gündeme getiriyor; Alandaki artan istihdam mevcut durumdaki gibi düşük maaşlı pozisyonlar barındırdığı sürece gerçekten kutlayabileceğimiz bir şey var mı? Otomasyonun bağışçı ilişkilerini geliştirme konusundaki faydalarına da değinen Bernholz, sivil toplumun yapısal bir ekonomik değişimin sonuçlarına hazırlanmasının, düzenli bağışçılık odaklı bir kaynak geliştirme planı geliştirmekten daha zor olduğunu da ekliyor.

Amerika’da bağışları düzenleyen vergi uygulamalarının eskisi gibi olmadığını söyleyen Bernholz, her zaman orta üst sınıfın kullandığı bu ayrıcalıkların günümüzde giderek daha az kişi tarafından kullanılabildiğine dikkat çekiyor. Bireylerin bağış yapma pratiklerinin değiştiğini aktaran araştırmacı, bağış yapma oranları düşerken kendimize şunu sormamız gerektiğini söylüyor: ‘Eskiden bağış yapan insanlar şimdi ne yapıyor? Umursamayı mı bıraktılar?’ Bu soruya cevap bulabilmek için bireylerin içinde yaşadıkları topluma ve onları etkileyen şartlara yakından bakılması gerektiğine işaret eden Bernholz, bireylerin bağış yapmak yerine farklı bir şeyi tercih edip etmediklerini anlamak için kimin bağış yaptığına ve bunu nasıl yaptığına daha derinden bakmamız gerektiğini söylüyor. Bu dinamikleri anlayabilmek için üç yeni girişimin çalışmalarını yakından takip etmenin faydalı olabileceğini aktaran araştırmacının raporda belirttiği bu girişimler şu şekilde:

Bernholz aynı zamanda tüm bu sorulara daha geniş bir perspektiften yanıt aramaya çalışacağı, How We Give Now: Philanthropy by the Rest of Us isimli bir kitap yazdığını da aktarıyor Blueprint 2020’de. Özellikle Amerika’da yaygın olan bağış yapma pratiklerini de değerlendiren Bernholz, bireylerin bağış pratiklerini daha yakından anlamanın sivil topluma sağlayacağı katkıyı farklı açılardan değerlendiriyor ve ekliyor; teknoloji düşen bağış oranlarını yeniden artırmak için bir çözüm üretmeyecek.

Ekolojik Hareketler ve Dijitalleşen Kamusal Alan

Nükleer silahların keşfinden bu yana dünyanın karşılaştığı en büyük tehlike olan iklim krizine dikkat çeken Bernholz, özellikle iklim krizinin kendi hayatları üzerindeki belirsizliğini hisseden gençlerin farklı ekonomik sistemlere, politik önceliklere ve gezegeni kurtarmak için tercih edilebilecek hayat tarzlarına yönelik taleplerine dikkat çekiyor. Bir zamanlar bilimin tüm uyarılarını yok sayanların değişimin gerekliliği kaçınılmaz hale geldiğinde daha da güçlü biçimde direneceklerini söyleyen Bernholz, iklim krizinin sivil toplum üzerindeki en önemli etkilerinden birinin uzun zamandır yok sayılan ve marjinalleştirilen grupların merkeze nüfuz etmeleri olduğunu söylüyor. Gerek dünya çapında gerekse yoksulluk mücadelesinin yoğun görüldüğü ve yaşam alanlarının tehdit altında olduğu bölge ve ülkelerde bu grupların hükümetlere ve uluslararası kuruluşlara yaptıkları baskılar ön plana çıkıyor. Bu ilham veren protestoların adalet arayışında olan diğer paydaşlarla bir tür ittifak halinde olduklarını söyleyen Bernholz, tüm sivil toplum kuruluşlarının bu çabaya katkı sağlayabilecekleri fikrinde. Araştırmacıya göre, eğer STK’lar iklim hareketini içtenlikle, ağır başlılıkla ve uygulamacı bir yaklaşımla desteklerlerse, sadece çözümün bir parçası olmakla kalmayacaklar aynı zamanda hem sivil toplum için hem de kendi kuruluşları için büyüyen ve gelişen bir gelecek yaratmış olabilecekler.

Bilginin paylaşıldığı kamusal alanı tıpkı sivil toplum gibi sağlıklı bir demokrasinin yapıtaşlarından biri olarak niteleyen Bernholz, Blueprint 2020’de fiziksel kamusal alan ve dijital kamusal alan arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Özellikle gazetecilik gibi her iki alanda da varlık gösteren bir meslek ekseninde yaptığı değerlendirmede ise Bernholz, büyük basın kuruluşlarının bağımsız bloglara karşı dijital kamusal alandaki artan etkisinin altını çiziyor.

Bilgi Ekosistem ve Dijital Aktivizm

Blueprint 2020’de online ağların veri temelli gazeteciliğe sağladığı katma değere de değinen Bernholz, sivil toplum, akademi ve gazeteciliğin özel kuruluşların hareketlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayan bir dijital platform veri altyapısı kurmaya başladıklarını belirtiyor. Bu gelişmeyle birlikte ortaya çıkan ‘dezenformasyon avcıları’ ve ‘demokrasi savunucuları’ olarak nitelediği oluşumları ise, sivil toplumun yeni bir özelliğini ortaya çıkaran, dijital teknolojilerin gücünü ve sınırlarını bilen sivil toplumun alt sektörü olarak niteliyor. Bu tür oluşumların çalıştıkları alanlardaki sorunları, aslında dijital teknoloji yüzünden karmaşık hale geldiği gerçeğini de göz önünde bulundurarak çözmeye çalıştıklarını aktaran Bernholz, mülteci hakları alanında çalışan aktvistlerin biyometrik veri toplanmasını sonlandırmayı, işçi haklarını savunanların kendi teknoloji platformlarını oluşturmaları, eğitim alanında çalışanların ise veri ile ilgili konularda veli ve öğrenci katılımını sağlamayı amaçladıklarını belirtiyor ve ekliyor; “dijital sivil ve politik aktivizmin yeni güçlü yanı tam olarak bu tür kesişimsel, dijital sistemlerin önceden var olan sosyal sorunları değiştirdiğinin ve her zaman en dezavantajlı grupları etkilediğinin farkında olan yaklaşımlarla yürütülmesi. Sivil toplum hangi form ve yapıya dönüşüyor olursa olsun, icat ediliyor, yeniden düzenleniyor, üzerinde denemeler yapılıyor ve bugünün sosyal hareketlerinin başında olanlar tarafından yaygınlaştırılıyor.” Bernholz, Blueprint 2020’nin bu bölümünde ayrıca şirketlerin dijital ürünleri kapsamında insan hakları savunuculuğu yapan aktivistlere de değiniyor ve bu aktivistlerin bir kısmının bu tür şirketlerin çalışanları olduğunu vurguluyor. Geçtiğimiz senenin filantropik skandalları da beraberinde getirdiğini aktaran Bernholz, 2020 ABD seçimlerinde bu tür skandalların daha fazla beklenebileceğini öngörüyor.

Bernholz, Blueprint 2020’de politik aktivizmdeki artışa da dikkat çekerek, Amerika’da özellikle siyasi savunuculuk faaliyetleri yürüten 501 (c) (4) sayılı kanun kapsamında kâr amacı gütmeyen kuruluşların sayısındaki artışa değiniyor. C4 statülü kuruluşlara yapılan bağışların, C3 statülü kuruluşlara yapılanlar gibi vergi avantajları sağlamaması dolayısıyla bazıları tarafından ‘daha hayırsever’ olarak değerlendirildiğini de aktaran Bernholz, Amerika’daki bağış kayıt ve sivil katılım ölçme mekanizmalarının C4 statülü kuruluşlara yeterince önem göstermediğini belirtiyor ve sivil toplumun politik söylemde yer alabilmesi için yasal, şeffaf ve hesap verebilir bir mekanizmaya olan ihtiyacın altını çiziyor.

2020’nin Popüler Filantropi ve Sivil Toplum Terimleri

Lucy Bernholz, her yıl yayımladığı Blueprintler’de olduğu gibi 2020 yılında da sene boyunca sivil toplum ve filantropi alanında bolca duyacağımızı öngördüğü kelimeleri/terimleri ve kullanımları da derliyor. İşte Bernholz’un filantropi ve sivil toplumun konuşulacağı konferanslarda, haberlerde ve toplantı masalarında duymayı bolca beklediği 10+1 kelime.

Milyarder

Amerikan başkanlık seçimlerindeki adaylar sayesinde sözcüğün şimdiden oldukça popüler hale geldiğini aktaran Bernholz, dünya nüfusu üzerinde yalnızca 2.153 kişinin[2] milyarder olduğunu aktarırken, filantropi sektörünün bu kelimeye karşılığının ne olacağını merak ettiğini söylüyor.

Çin

Bir ülkeyi filantropi alanında popüler bir kelime olarak veriyor olmayı tuhaf bulduğunu belirten Bernholz, Amerikan teknoloji endüstrisinin Çin’e karşı olan tavrından bahsettiğini aktarıyor. Aktörlerin yapay zekâ teknolojisine ‘Çin’den geri kalma’ korkusuyla yatırım yaptıklarını söylediklerini ancak pratikte Amerika’nın Çin’i çoktan geçtiğini aktaran Bernholz, bu karşılaştırmaları bırakıp insan haklarını koruyacak regülasyonlar ve teknolojiler geliştirmenin gerekliliğine dikkat çekiyor.

Parmak Ucu Bağışçılığı (Fingertip Giving)[3]

Mobil cihaz uygulamalarının içinde yer alan bağış kanalları aracılığıyla bağış yapılmasını sağlayan teknoloji için kullanılan tabir.

5G

Telekom ve teknoloji endüstrilerinin ‘daha hızlı’ ve ‘daha iyi’ olarak pazarladıkları hücresel kablosuz standardı olan 5G’nin altyapısını inşa edebilmek için gerekli olan, sokak hizasına yerleştirilmesi gereken milyonlarca yeni erişim noktasın şimdiden ulusları, şehirleri ve şirketleri, mahalle savunucularını ve sürücüsüz araç üreticilerine karşı karşıya getirdiğini aktaran Bernholz, bunu bir filantropi kelimesi olarak listelemesinin sebebini ise bütün toplulukların bundan etkilenecek olması olarak aktarıyor.

İnsani Teknoloji (Humane Tech[4])

Bernholz, 2020 yılında daha çok duyacağımız kelimelerden birinin de akıllı telefonlarda kullanılmaya başlayan ve her bir uygulamada ne kadar zaman geçirdiğimizi hesaplayan uygulamalar olduğunu belirtiyor Blueprint 2020’de. Bununla birlikte, kullandığımız cihazların daha az manipulatif ya da bağımlılık yaratıcı olması için teknoloji şirketlerine baskı yapan Center for Humane Technology’ye teşekkür etmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

Influence

Bernholz sivil toplum ve filantropi alanında, etki kelimesi için İngilizcede kullanılan ‘impact’in yerini ‘influence’ın alacağını ön görüyor. Farkı daha iyi anlayabilmek için influence kelimesinin bir şeyin etkileme gücü, impact kelimesinin ise doğal yollarla ortaya çıkan etki anlamına geldiğini not etmekte fayda var. Bernholz, içinde yaşadığımız çağda ‘influencerlık’ gibi bir meslek dalının da var olduğunun altını çizerek, sivil toplumun ve filantropi alanlarının stratejilerini oluştururken etki güçlerinin farkına varmaları gerektiğini belirtiyor.

İzleme Temelli Yardımseverlik (Surveillance Humanitarianism[5])

Dijital kimliklerin ve biyometrik gibi diğer izleme yöntemlerinin dezavantajlı gruplara sağlanan yardımlarda kullanılmaya başlamasının tehlikelerine değinen Bernholz, bu tür kullanımların insan haklarını göz etmektense sağlayacağı faydaya odaklanan bir biçimde kullandığının altını çiziyor. Birleşmiş Milletler’in Dünya Gıda Programı ile Palantir arasındaki iş birliğine dikkat çeken araştırmacı, iris ve yüz taraması gibi yöntemler gerektiren bu tür uygulamaların, yöneten ve yönetilen arasındaki sosyal mutabakatta yarattığı dönüşümü vurguluyor.

Sistem Değişikliği

Nüfuzlu filantropistler arasında giderek daha sık kullanılmaya başlayacak olduğunu düşündüğü sistem değişikliği kavramının bazıları tarafından daha çok paraya, bazıları tarafından sistemlerin arkasındaki bilime, bazıları tarafındansa güç ve liderlik arasındaki anlamlı dönüşüme işaret ettiğini belirtiyor Bernholz.

Tokenization[6]

Türkçede ‘tokenizasyon’ olarak da kullanılmaya başlanan ve bireylere ait bilgilerin numara değerlerinin rastgele bir şekilde oluşması anlamına gelen tokenization terimini de 2020’nin sık duyacağımız kelimeleri arasına alan Bernholz, terimin kripto değerler dünyasındaki kullanımına atıfta bulunarak, teknoloji şirketlerinin kendi kripto para birimlerini kullanarak kendilerine olan bağımlılığı sürdürme isteklerinin bağımsız bir sivil toplum ve filantropi için pek de sağlıklı bir gidişat olmadığı görüşünde.

Girişim Stüdyoları

Hibrid danışmanlık şirketleri, start up hızlandırıcıları ve fon havuzu aracıları olarak nitelendirdiği girişim stüdyolarını da 2020’de daha sık duyacağımız, sınırları henüz çok belirli olmayan türden sivil toplum kuruluşları olarak nitelendiriyor Bernholz.

Bonus:

Filantrosofize Etmek (Philanthropsophizing)

Bernholz, ‘fikir önderlerinin’ bağış yapma pratikleri hakkında tartışmalarını ‘filantrosofize etmek’ olarak adlandırıyor ve bunun da 2020’de alanda duyacağımız terimlerden biri olduğunu ön görüyor.

 

[1]Daha fazla bilgi için bakınız: https://sovrin.org/wp-content/uploads/2018/03/Sovrin-Protocol-and-Token-White-Paper.pdf

[2] Daha fazla bilgi için bakınız: https://www.forbes.com/billionaires/#4a9c878a251c

[3] Daha fazla bilgi için bakınız: https://www.gatesfoundation.org/TheOptimist/Articles/givingtuesday-2019-world-of-giving

[4] Daha fazla bilgi için bakınız: https://humanetech.com/

[5] Daha fazla bilgi için bakınız: https://www.humanitarianstudies.no/tag/humanitarianism/

[6] Daha fazla bilgi için bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Tokenization_(data_security)