Bağışçılar Vakıfları – Şimdi Onların Zamanı Mı?

Küresel sivil toplumun önemli bir parçası olan bağışçılar vakıfları (community foundations), üyesi oldukları yerel toplulukların refahına yönelik faaliyetleriyle filantropi ekosisteminde önemli bir aktör olarak yer alıyorlar. İçinde bulundukları toplumlarda zaman içinde kazandıkları güven, yönetimde ve icraatlarında şeffaf olmalarına dayanıyor. COVID-19’un yarattığı kriz ortamında yürüttükleri ihtiyaç temelli çalışmaların yanı sıra hak temelli faaliyetleri de destekleyerek pandeminin etkilerinin yalnızca ekonomik olmadığı farkındalığıyla hareket ediyorlar. European Community Foundation Initiative’in (ECFI) Eş Koordinatörü James Magowan, pandemi zamanında bağışçılar vakıflarının ait oldukları topluluklara sağladığı desteğin çok değerli olduğunu ve yerel ihtiyaçları tespit etme ve çözümler üretmede çok esnek ve etkili olduklarını ifade ediyor. Ayın yazısında Magowan’ın pandemi zamanında bağışçılar vakıfları ile sivil toplumun rollerine yönelik değerlendirmelerine yer verdik.

Yazı: James Magowan

Bağışçılar vakıflarının yerele odaklanmaları onları diğer filantropik kurumlardan ayırmaktadır. Yerel bilgiye hakimiyetleri, bağlantıları ve bir bölgenin ihtiyaçlarını bütünsel bir şekilde ele alabilmelerini sağlayan yönetim biçimleri bağışçılar vakıflarının karakteristikleri arasında yer almaktadır. Yerelliğe ve kendi kendine yetebilmeye değer veren bu oluşumlar aynı zamanda iş birliğinin öneminin de bilincindedirler. Bu değerleri, sivil toplum kuruluşlarının hibeler yoluyla desteklenmesinden kendi programlarını tasarlayıp yürütmeye kadar uzanan çeşitli yöntemlerle gerçekleştirmektedirler. Bağışçılar vakıfları ayrıca gönüllülüğü teşvik ederek veya insanları bir araya getirme rolü üstelenerek bir kesişim noktası görevi de görmektedir.

Koronavirüs pandemisi, gerek filantropiyi kolaylaştıran gerekse yerel topluluklarda değişime öncülük eden bu güvenilir kurumların önemini daha da görünür kılmıştır. Bugün Avrupa’da 800’ün üzerinde bağışçılar vakfı bulunmaktadır. Bu kurumlardan her birisi farklı bir şekle ve yapıya sahip. Bu özellik, aynı zamanda Avrupa’daki çeşitliliğin oluşturduğu zenginliği işaret etmektedir. Hatta, çok kullanılan şöyle bir söylem vardır: “Eğer bir bağışçılar vakfı gördüysen, sadece bir bağışçılar vakfı görmüşsündür.”[1]

Son birkaç ayda bağışçılar vakıfları ne kadar çevik ve esnek olduklarını, çok kısa bir zamanda yerel topluluklarının en derin noktasına kadar ulaşabildiklerini kanıtlamışlardır. Bunun yanı sıra uzun vadenin ne getireceğine dair kuvvetli hislere sahiplerdir. Sonuç itibarıyla, bir yandan salgınla beliren ihtiyaçların karşılanması için hızlıca harekete geçerken, diğer yandan da “iyileşmenin” gereklerini de göz önünde bulundurmuşlardır. Bu anlamda, virüsün yerel ekonomi üzerinde ve ayrımcılık, eşitsizlik, çevre, kültür-sanat, iyi olma hali ve eğitim açılarından yarattığı etkilerin karmaşıklığını kavramaktadırlar.

Bir bağışçılar vakfının başarılı olabilmesi için çeşitli kaynakları (fiziksel, mali ve insan), kapasiteyi (yerel zorluklara ve çözüm yollarına dair farkındalık) ve güveni (yerel topluluğun üyeleri, kamu ve özel sektörle kurulan ilişkiler üzerinden) içine alan bir bileşime ihtiyacı vardır. Bütün bunların inşası zamanla mümkün olacaktır, ve buna bağlı olarak bir bağışçılar vakfının sivil toplum dokusunun bir parçası olması yıllar alabilir. Buna rağmen, Hollanda, İtalya ve Romanya gibi ülkelerde kurulan, pandemi sürecinde çok çabuk olgunlaşmak zorunda kalan ve sadece birkaç ayla sınırlı çok kısa bir zaman zarfında rüştünü ispat eden bağışçılar vakıfları bulunmaktadır.

Pandemi zamanında birçok bağışçılar vakfı yerel topluluklarına çağrıda bulundu, onlardan bağış topladı. Fakat aynı zamanda diasporalarına da ulaşarak, yerel bilgilerine ihtiyaç duyan fon sağlayıcıları adına da çalışmalar yürüttü. Hatta bu çalışmalardan bazıları ulusal ölçekte yapılan çağrılarla desteklenerek, yaygınlaştırıldılar. Birleşik Krallık’taki Ulusal Acil Durum Fonu (National Emergencies Trust) buna örnek olarak verilebilir. Öte yandan, birçok geleneksel bağış toplama ve bağışçı etkinliği de iptal edildi. İptal edilen bu faaliyetlerin çok azı sanal ortamda düzenlenen galalara veya kitle fonlama etkinliklerine devşirilebildi.

Bağışçılar vakıflarının, ne kadar zor olursa olsun, pandemi sürecindeki olumlu tecrübeleri üzerine dirençli yerel kurumların başarabileceklerine dair emsal inşa etmeleri gereklidir. Bu, bağışçılar vakıflarının olmadığı yerlerde bu kurumların oluşturulması için de önemli bir gerekçe teşkil edecektir.

Başka bir yönden bakıldığında, pandemiyle birlikte sivil toplum kuruluşlarının taleplerinin değiştiği de görülmektedir. Birçok kuruluş karantina yüzünden programlarını icra edemiyor. Diğerleri ise faaliyet alanlarını değiştirerek, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara yanıt vermeye çalışmaktadır. Bu ihtiyaçlar arasında yalnız bırakılan yaşlıların ve yoksullukla mücadele eden kesimlerin gereksinimlerini sayabiliriz. Bu bağlamda, sivil toplumun uzun vadedeki durumu, nasıl iyileşeceği ve Covid sonrası dönemdeki rolüne dair bazı çekinceler, kaygılar ortaya çıkmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, güven sorununun kritik bir öneme sahip olduğunu görüyoruz. Güven verilen bir şey değildir; açık ve şeffaf yönetim biçimleri, stratejiler ve eylemler yoluyla kazanılır. Her ne kadar gerektiği kadar önem atfedilmese de—gerek yönetim kuruluyla olsun, gerek çalışanlarla gerekse de gönüllülerle—ilişki geliştirmek ve sürdürmek bir bağışçılar vakfı için yaşamsaldır. Bağışçılar vakıfları insanların yaşamlarında fark yaratmak için ilişkileri de bir kaldıraç gibi kullanmaktadırlar. Tabii ki kaynak aktarımı çok önemlidir, fakat asıl dönüştürücü ivme diğer paydaşlarla ilişkilenmenin yarattığı çarpan etkisinden gelmektedir.

Milton Friedman’ın bir sözüne son birkaç ayda çokça atıf verilmektedir: “İster gerçek isterse algısal olsun, sadece bir kriz gerçek bir değişim yaratır.” Bu, hem bağışçılar vakıflarının hem de daha geniş filantropi sektörüne uyan bir saptamadır. Kökü yerele uzanan filantropik kuruluşlar sivil toplum için vazgeçilmezdir. Bu oluşumlar, Koronavirüs’ten Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na kadar uzanan geniş bir yelpazede yerel eylemi küresel sorunlarla birleştirirler. Gelinen bu noktada eğer bağışçılar vakıflarının, acil eylemden yerel mercekle büyük resmi görmeye kadar uzanan, önemli katma değerlerinin daha iyi anlaşılması ancak pandeminin ortaya çıkardığı bir değişimle mümkün oluyorsa, bu bile tek başına bir kazanımdır.

[1] Bu, İngilizcede “If you have seen one, you have seen them all” (Eğer birini gördüysen, hepsini görmüşsündür) deyimi üzerine kurulu bir söz oyunudur.