2020’de Filantropiyi Neler Bekliyor? İşte 7 Öngörü

Yılın son ayın yazısında, Türkiye’de ve dünyada filantropi alanında çalışan uzmanların 2020’den beklentilerine yer verdik. Kısa anketimize katılan Maria Chertok, Rhodri Davies, Itır Erhart, Eugenie Harvey, Catherine Herrold, Michael Mapstone ve Hilal Tekmen yanıtlarıyla bir yandan filantropinin gelişimini etkilemeye devam edecek güncel sorunlara dikkat çekerken, diğer yandan da umutlarımızı yeşertecek yeni oluşumları paylaştılar. Filantropi ve bağışçılık alanında görmeyi arzuladıkları iş birlikleri, yeni bağış modelleri, teknolojik gelişmeler, yönetim modellerinde yapılan iyileştirmeler, şeffaflık ve hesap verebilirlik uygulamaları, paydaşların karar alma süreçlerindeki rolleri üzerine uzmanların öngörü ve beklentilerini sizler için derledik.

Maria Chertok

Direktör, CAF Charitable Foundation for Philanthropy Development, Rusya

Bağışçılığın, toplumun farklı kesimlerinden daha çeşitli bireylerin katılacağı demokratik bir yapıya sahip olacağını öngörüyorum. Daha çok insanın nakdi bağış araçlarının ötesine geçerek farklı bağışçılık yöntemlerini deneyeceğine inanıyorum.

“Filantropi topluluğu” ifadesindeki “topluluk” sözcüğünü daha geniş yorumlayarak, bu kitlenin önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceğini ve bu çerçevede daha fazla insanın,  hayallerindeki gelecek için daha çok katkı yapacağını düşünüyorum.

Tabii ki bütün bu gelişmelerde teknolojinin çok büyük bir rolü var. Özellikle bağışçılığın gündelik rutinin bir parçası haline gelmesinde ve şeffaflığın artırılmasında teknolojinin rolü göz ardı edilemez. Yapay zekâ ve blockchain gibi gelişmeler, bir yandan bağışçıların güvenini tazelerken diğer yandan işlem masraflarını azaltacak. Öte yandan, sosyal medya ağları sayesinde, bağışçılık daha popülerleşecek ve özellikle gençler tarafından daha fazla sahiplenilecek.

Rhodri Davies

Politikalar Direktörü, Charities Aid Foundation

Seçkinlerin filantropi faaliyetlerinin çok daha yoğun bir incelemeye tabi tutulacağını öngörüyorum. Çünkü insanlar seçkinlerin hayır işlerinin demokrasi içindeki meşruiyetini ve eşitsizlik bağlamında rolünü sorgulamayı sürdürüyor.

Aynı zamanda, özellikle dünyadaki toplu bağışçılık pratiklerinde ciddi bir azalma olduğuna dair kaygılar var. Dolayısıyla sivil toplumun etki gücü, sayıları daha sınırlı olan büyük bağışçılara bağımlı hale geliyor. Önümüzdeki süreçte daha çok insanın bu eğilimin nedenlerini anlamaya ve çözüm üretmeye gayret edeceğini düşünüyorum.

Aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarına kaynak sağlayan daha çok filantropistin, teknolojik gelişimin toplum üzerindeki etkisini tartışmasını bekliyorum. Ayrıca, filantropi sektörünün bir bütün olarak iklim krizinin aciliyetine dikkat çektiğini görmek isterim.

Gelecekte çok büyük bir ihtimalle filantropiye ayrılan servetlerin kaynaklarının daha şeffaf olmasına yönelik talepler artacak. Daha fazla gazetecilik temelli araştırmaların yapılması ve bilgiyi daha açık ve erişilebilir hale getiren teknolojinin kullanılmasıyla bu tür talep ve çalışmaların artması beklenebilir.

Ticari platformların (online ödeme araçları, sosyal medya, vs.) sundukları ürünlere bağış yapma seçeneklerini entegre etmeleri çok önemli bir eğilime dikkat çekiyor: Bir yandan en son teknolojinin bağış yapmayı nasıl teşvik ettiğini ve kolaylaştırdığını gözlemliyoruz; bir yandan da platform sahiplerinin ve hizmet sağlayıcılarının teknolojiyi kullanarak gücü tekelleştirdiklerini ve sivil topluma tezat olan inisiyatifler oluşturduklarını görüyoruz.

Amazon’un Alexa hizmeti gibi, ses yönetimli yapay zekâ sistemleri, bu yenilikleri filantropi bağlamında nasıl kontrol edebileceğimiz ve uygulamaya sokabileceğimiz konusunda çeşitli imkanlar ve aşılması gereken zorluklar barındırıyor. Özellikle hayır işleri ve bağışçılık faaliyetlerini yönetecek algoritmaların doğru tasarlandığından emin olmak zorundayız.

Itır Erhart

Açık Açık, Adım Adım Kurucu Ortak

Kişisel olarak beni en çok heyecanlandıran proje, 2019 sonunda lansmanını yaptığımız Açık Açık Sosyal Girişim. Şeffaf ve hesap verebilir sosyal girişimlerin görünürlüğüne katkı sağlayabilme ve onları potansiyel sosyal etki yatırımcıları ile buluşturabilme fikri beni çok heyecanlandırıyor. Bireylerin ve kurumların STK’ların yanı sıra sosyal girişimleri de desteklemeye başlamasını diliyorum. 2020 yılında ekosistem için dileğim iş birliklerinin daha da artması, birlikte büyümek ve güçlenmek.

Catherine Herrold

Öğretim Üyesi, Indiana University Lilly Family School of Philanthropy

Dünyanın dört bir yanında gençlerin harekete geçtiğini ve sosyal dönüşüm çağrısında bulunduklarını görüyoruz. Her hareketin farklı ve kendisine özel amacı olsa da hepsi, özgürlük, adalet ve eşitlik gibi temel demokratik değerlere dair talepler etrafında birleşiyor. Sosyal dönüşüm yaratmak için çalışan aktörler gittikçe daha çok sosyal hareketin, sosyal girişimin, yerel filantropi oluşumunun ve geleneksel STK yapılarının dışında kalan yapıların parçası oluyorlar. Bu aktörleri desteklemek için de vakıfların yaratıcı yöntemler bulması önem kazanıyor.

Önümüzdeki yılda yeni bağış yöntemleri, iş birliği modelleri, karar alma mekanizmaları ve şeffaflık ve hesap verebilirliğe dair uygulamaların geliştirileceğini düşünüyorum. Beni özellikle heyecanlandıran konu ise mahalli paydaşlarca yönetilen yerel filantropi girişimleri. Sosyal dönüşüm için çalışan aktörler ve tabanda örgütlenmiş yerel filantropi kuruluşları, iktidarın seçkin bağışçılardan sıradan vatandaşa aktarılması için faaliyet gösteriyor ve dünyanın her yanında çoğalıyorlar. Bu yerel filantropi girişimleri doğaları gereği hesap verebilir ve şeffaf olmalı; zira, meşruiyetleri buna dayanıyor. Ayrıca, bu kuruluşlar şeffaf olmalarının yanı sıra, iş birlikleri kurmaya da daha yatkınlar. Örnek olarak, Global Fund for Community Foundations (Bağışçılar Vakıfları için Küresel Fon), yerelde çalışan kuruluşlardan oluşan geniş ağı sayesinde fikir alışverişi, manevi destek ve dayanışma için bir platform sunuyor.

Özellikle gençler arasında popüler olan enformel girişimlere daha fazla sayıda kişinin bağış yapabilmesini sağlayacak kitlesel fonlama yöntemlerinde yenilikler olacağını düşünüyorum. Eskiden bağışçıların sosyal dönüşümü desteklemek için geleneksel STK’lara büyük miktarlarda para aktarabilecek kadar zengin olması gerekiyordu. Şimdiyse çok mütevazı miktarlar bile kitlesel fonlama siteleri aracılığıyla sosyal dönüşümü amaçlayan yaratıcı girişimlere aktarılabiliyor. Bu aynı zamanda da diasporaların, anavatanlarındaki sosyal dönüşümleri desteklemelerine olanak sağlıyor.

Eugenie Harvey

Genel Müdür, The Funding Network 

2020’de bireysel ve kurumsal bağışların sayısının artmasını umut ediyorum. Böyle bir artış, hem insanlığın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlarla mücadele eden kurumlara daha fazla kaynak aktarılması, hem de bireysel bağışçıların bu sorunların çözümünde daha fazla sorumluluk üstlenmesi anlamına geliyor. Zira iklim değişikliği, insan hakları ihlalleri, yoksulluk ve siyasi kutuplaşma gibi büyük ve karmaşık sorunların çözümü için daha fazla bireyin katkısına ihtiyaç var.

Yeni bağışçılık modelleri konusunda ise, The Funding Network’ün uzmanlaştığı filantropi modeli olan canlı kitlesel fonlamaya olan ilginin devam ettiğini görmekten son derece mutluyuz.[1] 21 ülkede uygulanan modelimiz bu yıl Arjantin’de de hayata geçirildi. Önümüzdeki yıl da Almanya’da uygulanacak. Tabii, TÜSEV’deki dostlarımız sayesinde modelimiz, Türkiye’de artık sağlam temellere oturmuş ve istikrarlı bir etkinlik haline gelmiş durumda. Farklı bir deyişle, canlı kitlesel fonlama modeli; hem filantropiyle daha yakından ilgilenmek hem de yerel sorunlarla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak, çözüm geliştirmek isteyen bireylere mükemmel bir fırsat sunuyor.

Ayrıca bağışçılar vakfı modelinin giderek yaygınlaştığını görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bağışçılar vakfı modeli, bireylerin filantropiye daha fazla dahil olmalarını ve toplumlarındaki sorunların çözümünde söz sahibi olmalarını sağlıyor. Öte yandan, toplum geneline fayda sağlayacak çalışmaların daha eşitlikçi yaklaşımla yapılmasına da imkân tanıyor. Örnek olarak, yaşadıkları toplumları değiştirmek isteyen yüksek gelirli bireyler, bu değişimi ancak toplumlarındaki kanaat ve değişim önderleriyle güç birliği yaparak mümkün kılabilirler. Buradaki ilişkinin yönünün dikey yerine yatay olması büyük önem taşıyor. Filantropi alanında görmek istediğimiz temel değişim de bu yönde olmalı.

Teknolojik ilerlemeler konusunda ise, nakitten arınmış bir toplumun yükselişi ve bağışlarımızı QR kodlarıyla cep telefonlarımız üzerinden yapabilmemiz beni mutlu ediyor.

Michael Mapstone

Uluslararası Direktör, Charities Aid Foundation

İngiltere’de kısa bir zaman önce gerçekleşen seçimlerin ardından, yeni yılın topluluklarımızı yeniden bir araya getirecek bir umut barındırdığını düşünüyorum. Dünyadaki birçok yer gibi, İngiltere de son üç yıldır ciddi anlamda bölünmüş bir ülke. Farklı kesimleri birleştiren köprülerin yeniden inşasında, insanların tekrar bir araya gelmelerinde ve bazı toplumsal problemlerimizin temel nedenlerinin giderilmesinde sivil toplumun rolü vazgeçilmez olacak.

Bir yandan kökleri derinlere uzanan toplumsal fikir ayrılıkları, diğer yandan da çok büyük ve çok katmanlı küresel sorunlarla karşı karşıyayız. Bu zorluklarla başa çıkabilmek için filantropi aktörlerinin uzun vadeli ve stratejik düşünebilmeleri gerekiyor. Bunun için de yapılması gereken işlerin başında sivil topluma duyulan güvenin yeniden tesisi, güç sahiplerinin hesap verebilirliğinin sağlanması ve sivil toplumun yerel topluluklarla yeniden iletişime geçip onların sesi olabilmesi geliyor.

Sektör içindeki iş birliklerinin arttığını, kuruluşların kaynaklarını bir araya getirdiklerini ve iş birliğinin erdeminin fark edildiğini görüyoruz. Bunlar iyi haberler; fakat bu iş birliklerinin gelişmesi için daha fazlasına ihtiyaç var. Bu ihtiyacı gidermek için çatı kuruluşların devreye gireceğini ve süreci kolaylaştıracağını umuyorum. Yürüttükleri araştırmalar ve sağladıkları verilerin düşüncelerimizi ve çabalarımızı odaklamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

Aynı zamanda, teknolojinin iyilik için kullanımı da sektörde gittikçe artıyor. Eski problemleri çözmek için yapay zekâ gibi yenilikçi teknolojilerin kullanıldığını görüyoruz. Zira, bu yöntemlerin getirdiği yeni sorunları çözmeye de hazır olmalıyız. Akla ilk gelen örneklerden biri, sosyal medyanın hakikat ve güven üzerindeki yıpratıcı etkisi.  Öte yandan, sivil toplum gibi, filantropinin de saldırılara maruz kaldığı zor bir dönemden geçiyoruz. Filantropik girişimler özellikle şeffaflık konusunda yetersiz kalıyor, çoğu zaman hesap verebilirliği göz ardı ediyor ve kimilerine göre, etrafımızdaki adaletsizlikleri yansıtıyor.

Dolayısıyla filantropi dünyası iki konu üzerine yoğunlaşmalı: filantropiye yeniden güvenilmesini sağlamak ve sivil toplumda da süregelen güven inşasına destek vermek. Aslında bunlar bir anlamda madalyonun iki yüzünü oluşturuyor ve bir yeniden çerçevelendirme gerektiriyor. Filantropinin sadece seçkin ve zengin kesimin bir aracı olmadığının, bağış yapma güdüsünün herkesin içinde bulunduğunun, kültürlerimizin ayrılmaz bir parçası olduğunun ve miktarı ne kadar küçük olursa olsun ihtiyaç sahiplerine destek olmanın öneminin anlatılmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Maddi, ayni veya gönüllülük-temelli yapacağımız bir bağış ya da gündelik rutinimize dahil edebileceğimiz küçük ama etkili bir faaliyet; bireyleri bir araya getirecek, onları harekete geçmeye teşvik edecek, istikrarlı ve merhametli bir toplumun temellerini atacaktır.

Hilal Tekmen

Fon Uzmanı, Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi

Dünyada tüm toplulukların yaşamlarını etkileyen ve acil müdahale gerektiren sorunların azaltılması için filantropi alanındaki tüm aktörlerin daha aktif ve sonuç odaklı çalışmalar yapmasını umuyorum. Geçtiğimiz yıllarda toplumsal cinsiyet eşitsizliği, iklim değişikliği, zorunlu göç gibi hem küresel hem yerel düzeyde yaşam kalitesini ve sosyoekonomik refahı tehdit eden pek çok sorun gündeme geldi. Hem Türkiye’de hem de dünyada bu sorunların çözümü için atılacak her adımda bireysel ve kurumsal bağışçılara, hibe veren kuruluşlara ve küresel filantropi ağlarına görev düşüyor.

2020’de özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya yönelik çalışmalar yapan grupların ve kuruluşların desteklenmesini, feminist filantropinin bağışçılık gündeminde teşvik edilmesini sağlayacak girişimlerin ve bilgi kaynaklarının artmasını bekliyorum. Filantropi, feminist bir mesele olarak görülebilir. Filantropik aktörler, güç ilişkilerindeki dengesizliği ve kadın ve LGBTI+ kuruluşlarının kaynak ihtiyacını karşılayabilecek kaynak ve kapasite havuzuna sahip, ancak dilediğimiz boyutta kapsayıcı bağışçılık pratiklerini özellikle Türkiye’de gözlemleyemiyoruz. Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığı azaltmaya yönelik verilen her hibe, yapılan her bağış ve yürütülen her çalışma, farklı sosyoekonomik eşitsizliklerin giderilmesine de fayda sağlayacak. Bu nedenle önümüzdeki yıl içerisinde, feminist filantropinin filantropi gündeminde önceliklendirilmesini diliyorum.

[1] TÜSEV bu modeli Türkiye’de Destekle Değiştir adıyla 2014 yılından beri uyguluyor.