STK’larla İşbirliği

Şirketler, sosyal konularda gerçek bir fark yaratmanın sivil toplum kuruluşlarla (STK) işbirliği yapmadan mümkün olmadığının farkına varıyorlar. STK’lar kar amacı gütmedikleri için ticari kuruluşlardan daha yüksek kalitede hizmet veriyor. Gönüllü kaynağına ve bağışlara ulaşımları sayesinde hizmetlerini daha düşük maliyetle gerçekleştiriyor. Daha küçük ölçekli olmaları ve koşullara kolay adapte olabilmeleri sayesinde, kamu kuruluşlarının bürokratik yapılarına oranla ihtiyaçlara daha hızlı yanıt verebiliyor ve hizmetlerinde esneklik sağlayabiliyor. Ayrıca hizmet verdiği topluluğun ihtiyaçlarını ve özelliklerini iyi bilmeleri nedeniyle belli bir problemin çözümünde, hizmetin sağlanmasında veya müdahale şekli üzerine uzmanlaşıyorlar.

Ancak STK’ların kattığı değerler bunlarla sınırlı değil. Bunlardan biri inovasyon. STK’lar hem katılımcı yapıları gereği her türlü yeni fikre açık olmak hem de kısıtlı kaynaklarını düşünerek toplumsal sorun ve ihtiyaçlara yaratıcı çözüm getirmek durumundalar. STK’ların, belki de toplumsal gelişmeyi en fazla körükleyen rolü ise savunuculuktur. STK’lar hem hükümetten hem de piyasa dinamiklerinden bağımsız kalabilmeleri sayesinde devlet politikalarında ve toplumsal şartlarda yapılacak değişiklikleri ileriye götürme potansiyeline sahiplerdir. STK’lar, çeşitli grupların kaygılarını kamuoyunun dikkatine taşıyarak ve sosyal değişim ya da politikaların değişimi için baskı oluşturarak bireyler ve daha geniş politik süreçler arasında bir bağ oluşturma görevi görürler. Savunuculuğun yanı sıra STK’lar toplumda liderlik rolü oynarlar ve yeni liderlerin gelişmesine katkıda bulunurlar. Demokratik toplumların ihtiyaç duyduğu siyasi ve sosyal canlılığı sağlarlar. Bireylerin kendi dar çevrelerinin dışından kişilerle bir araya gelmelerini ve işbirliği içinde aynı amaç için çalışmalarını mümkün kılarak sosyal sermayenin gelişimine katkıda bulunurlar. Bu ve benzer özelliklerinden dolayı toplumsal dönüşüm için yapılacak her türlü çalışmada STK’larla ortaklık kurmak ve STK’ların çalışmalarını daha fazla desteklemek gün geçtikçe daha büyük bir gereklilik halini alıyor.

Bugün halen Türkiye’de STK’ların mali kaynakları hedeflerini gerçekleştirmede yetersiz kalıyor. Bunun başlıca nedenleri kurumsal ve bireysel bağışçıları STK’lara bağış yapmaya teşvik edecek mekanizmaların bulunmaması ve yapılan bağışların büyük bölümünün belli başlı büyük STK’lara gitmesi olarak gösteriliyor. Şirketlerin topluma katkı programları genişleyip daha fazla duyulmaya başladıkça STK’lardan şirketlere daha fazla proje destek ve işbirliği talebi geliyor.

Özetle, şirketler gönüllü sektörü destekleyen önemli bir kaynak (uzmanlık, insan kaynağı, maddi kaynak vb.), STK’lar da şirketler için güvenilir ortaklar olarak ortaya çıkıyor. Bu iki dinamik STK’lar ve şirketlerin artık daha fazla bir araya gelmesine ve işbirliği kurmasına neden oluyor.

Ancak kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) yönetmenleri STK’ların kendi geliştirip şirkete sundukları projeleri desteklemeyi tercih etmiyor; bunun yerine proje tasarım aşamasında sürecin içinde yer almayı istiyorlar.

Şirketler işbirliği kuracakları STK’ları belirlerken gözettikleri bir takım kriterler var. Genellikle şirketler şu özellikleri olan STK’larla ortaklık kurmak istiyorlar:

Şirketin topluma katkı programının olduğu alanda uzmanlaşmış,

Uzun süredir faaliyet gösteren,

Gönüllüler ile çalışan ve projelere gönüllülük boyutu katabilen,

İtibarı ve bilinirliği yüksek olan,

Ulusal projeler için ülke çapında ağı olan,

Geçmiş proje deneyimleri ile başarısının kanıtlanmış olan,

Hızlı hareket edebilen,

Profesyonel bir ekibi olan,

Daha önce başka şirketler ve uluslararası kuruluşlardan fon almış olan ve referans verebilen,

Vizyon ve misyonunu net olarak ifade edebilen ve bu yönde faaliyet gösteren,

Finansal yapısını düzeli olarak denetime açan ve yaygın olarak paylaşan,

Şirketlerin STK’larla kurdukları ortaklıklardan beklentileri ise şöyle:

Proje ölçülebilir sonuçlar vermeli.

Eksiksiz, doğru ve zamanlı raporlama yapılmalı.

Şirket itibar kazanmalı.

Ortaklık yürütülen STK proje operasyonlarını tek başına yürütebilmeli; şirketin süreci günlük olarak takip etmesine ve sürüklemesine gerek kalmamalı.

Şirket sadece projenin ilerleyişi hakkında değil ortamdaki değişiklikler, alandaki ihtiyaçlar hakkında bilgilendirilmeli.

Şirket projenin geliştirilme aşamasında yer almalı.

Proje başlamadan önce ortakların görev ve sorumluluk alanları iyi tanımlanmalı.

Şirketler geçmişte desteklediği kuruluşlar ile bağlantısını sürdürmek için proje uygulamasını genişletebiliyor, uzun vadeli protokoller imzalayabiliyor; STK’ların veya onlara bağlı merkezlerin ana-sponsorluğunu üstlenebiliyor; yönetim kuruluna üst düzey yöneticileri ile birlikte katılabiliyor; çalışanlarının gönüllülük yapmasını teşvik edebiliyor.

Görüştüğümüz KSS yönetmenleri şirket-STK işbirliğinin uzun süreli ve verimli olmasının sırrını uzmanlık temelli bir ortaklık kurulması, eşit temsil yetkisi verilmesi, rol ve sorumluluk paylaşımının en baştan net şekilde belirlenmesi şeklinde özetliyorlar.