Hakan Habip

Bilim Kahramanları Derneği çatısında dokuz senedir 9-16 yaş arası çocuklar için bir robot turnuvası düzenliyoruz. Çocuklar turnuva öncesinde ekip kurup 10-14 hafta birlikte çalışıyor, ön hazıklık yapıyorlar. Turnuva sırasında ise Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce akranlarıyla 1-2 gün geçiriyorlar, mekanik görevleri çözen robotlar tasarlayıp ve o yıl için belirlenen tema kapsamında kendi seçtikleri sorunlara çözümler üretiyorlar.  Burada beni heyecanlandıran ve gelecek için umut veren kavramlar var.  Küresel sorunları önemsemeleri, ekip haline çözüm üretmeye çalışmaları, fikirlerini başkalarıyla paylaşmaları… Bu turnuvaya bir kez gelmek alışkanlık yapıyor, yenilerini görmek istiyorsunuz. Benim için de aynı şey geçerli. Bunca emeğimiz sonrasında tünelin ucundaki ışığı gördükten ve çocukların heyecanını yaşadıktan sonra artık mali kaynak, bağlantı, zaman, uzmanlık, fikir vs. neyim varsa her şeyimi vererek bu turnuvaların gerçekleştiğini görmek istiyorum. Peki ben bu noktaya nasıl geldim ve şu anda yaptığım şeyi neden yapıyorum?

Haldun Taşman

Başarılı bir tahsil ve iş hayatından sonra son sekiz senedir filantropi dünyasında çalışıyorum.  Filantropi kelimesini ilk duyduğum zaman sorup “ insan sevgisi” demek olduğunu öğrendim. 35 sene önce müstakbel eşime hayallerimden bahsederken, ileride maddi ve manevi imkanlarım müsait olursa hayır yapmak istediğimi, bu konuda küçükken Allaha verilmiş sözüm olduğunu söyledim.   O da beni destekleyeceğine söz verdi.   Yıllar sonra iş hayatım iyi gitmeye başlayınca bir gün eşim ve kızlarımız  “Niye hayatta iken hayır işleri ile uğraşmayıp da vasiyet yoluyla bu işi bize yüklemek istiyorsun,  hem biz senin kadar iyi yapamayız“ dediler.   Ben de düşünüp, onlara hak verdim.  Böylece başlama kararı aldık ve çok da iyi oldu.

İbrahim Betil

İlkokul birinci sınıfta okula yürüyerek veya at arabasıyla giderdim. Annem sefer tasının içinde her gün yemek verirdi. Bir gün muz koymuş. Ben o muzun kabuğunu soyup yemeden önce ilkokul öğretmenim kulağıma eğilip ‘burada muz yiyemeyen çok arkadaşın var, onlarla paylaşırsan tadına varırsın’ demişti. Birinci sınıfta o öğretmenimin bana yaptığı uyarıyla paylaşmanın daha fazla mutluluk verdiğini fark ettim ve yaşayarak da bunun doğruluğunu öğrendim.

İbrahim Çeçen

İbrahim Çeçen Vakfı’nı kurmadan önceki yolculuğum bağışçılığımın nasıl şekillendiğini belirledi. 1941 yılında Ağrı’da doğdum. Zor şartlarda, zor bir bölgede büyüdüm. İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllarda bütün ülkenin etkilendiği yoksunluk Doğu’yu, Doğu’da bizim ailelerimizi en fazla etkiledi. Böyle olunca yoksulluğun ne olduğunu, yardımın ne olduğunu içinizde hissediyorsunuz, o sizin bir parçasınız oluyor. Lise ve yüksek öğrenim için Ankara’ya geldiğimde durum pek değişmedi. 1960lı yıllarda Koç öğrenci yurdundan başka yurt yoktu. Her vilayetin ufak tefek apartı olurdu.  Ağrılılar için de iki apartman dairesin tutulmuştu, her odada sekiz kişi kalıyordu. Zorluklara rağmen yükseköğrenimi bitirdikten sonra hiç aklımda yokken kendimi işadamı olarak buldum. Zamanla para ile tanıştım, mal varlığım oluştu. Ancak alışkanlıklarım, geleneklerim ve inancımdan dolayı yaşam biçimimi değiştirmek için çaba göstermedim. Yoksulluktan geldiğim için sosyal adalet arayışı beni terk etmedi ki bu dinimizin de bir gereğidir.

İzzet Özilhan

Kayseri’nin Develi İlçesine bağlı Pusatlı köyünde doğdum. Çocukluğumun geçtiği yerlerde yokluk çoktu. Ailemin ve çevremin hangi şartlar altında yaşadığını, çekilen sıkıntıları bugün hala hatırlarım. Herkesin, hayatın olağan akışı içinde üzerine düşen bütün görevleri bıkmadan, usanmadan yerine getirmeye çalıştığı günleri hiç unutmadım. Kendimi bildim bileli hep çalıştım. İlkokul yıllarımda hem okuyor, hem ev işlerinde anneme yardım ediyor hem de para kazanma peşinde koşuyordum. Aslında çok şeyi  ikinci anneme borçluyum. Rahatsızlığı nedeniyle evde birçok işi bana yaptırırdı. Hiç yakınmadım. Hatta bana çok yararı olduğuna inanıyorum. Onun sayesinde şımarık, lapacı, elinden iş gelmeyen biri olmadım.