Ebru Uygun

Avusturya Lisesi’nde okurken, bir gün Almanca bilen birine ihtiyaç olduğunu söylediler. Bunun üzerine yaşlı bir kadına tercüme yapmak için Darülaceze’ye gittim.  O gün çocuk bölümünden geçerken gördüğüm çocuğun hüznü beni çok etkiledi. Oraya sürekli olarak gitmeye başladım. Ona kitap, kıyafet ve oyuncak götürdüm. Ben de çocuktum, 11 yaşındaydım ama o çocuğa sevgimi, ilgimi veriyordum ve bu beni müthiş mutlu ediyordu. Yıllarımız böyle geçti. Çocuklara olan düşüklüğümü daha o yıllarda anladım. Genç yaşta çok hastalık yaşadım. Bu benim yaşıtlarımdan daha çabuk olgunlaşmamı ve dış dünya ile farklı bir bağlantı kurmamı sağladı. Babam tekstilciydi. Tekstil sektöründe küçücük çocukların okuldan alınıp çalışma yaşamına sürüldüğünü gördüm. Onların eğitimlerini tamamlayamamaları beni rahatsız ediyordu. Haksızlığa tahammülüm yoktu.

Engin Öztürk

Bursa’da 5 kardeş, iki manevi abla ve babaannenin olduğu geniş bir ailenin içinde büyüdüm. Tekke ve Mevlevihane çocuğum. Üniversite için Ankara’ya gelene kadar, bir yandan dini değerle beslenerek diğer yandan modern yaşamın getirdiği nimetlerden faydalanarak rahat bir yaşam sürdüm. Üniversiteden sonra müstakbel eşimle tanıştım. 1974’te Kıbrıs Çıkarması’nın olduğu günlerde eşimle birlikte yaralı askerlerin durumunu görüp gönüllülük yapmaya başlayana kadar hayatım çocuk büyütmek, eşimin mimarlık ve İtalyan Dili olmak üzere iki üniversite tahsili daha yapmasına destek olmak ve diğer aile gerekliliklerini yerine getirerek geçmekteydi.

Ferhat Şenatalar

Öğrenciyken okulun kooperatifinde çalışırdım. Elde edilen gelirin kütüphane için ansiklopedi seti alınması veya kız voleybol takımının ihtiyaçlarının giderilmesi için kullanılmasına öncülük ederdim. İstanbul Sultanahmet Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde işletme okudum. Sonra Fransa, Nancy’de yüksek lisans yaptım. Kanada, Norveç, İsveç, Avusturya ve İtalya’da yaygın eğitim programlarına katıldım. Çeşitli işletmelerde yönetici ve danışman olarak çalıştım. Çalışma yaşamında eğitimin önemi üzerinde durdum. Per-Yön’ün yurt dışı temsilciliğini yürüttüm. Yurtdışındayken çok sayıda okulu gezme imkanı buldum. ‘İyi okulun nasıl olması gerektiğine’ dair fikrim bu şekilde oluştu.

Gülderen İnal

Bağışçılıkla ilgili hikâyem üniversite yıllarımda başladı. Mühendislik ve ardından İşletme Bölümü’nde okudum. Üniversiteyi bitirdikten sonra ilk maaşımı aldığımda, kendi ihtiyaçlarım olmasına rağmen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ndeki burs fonlarına katkı yapmaya başladım. Maaşımın bir kısmını mutlaka oradaki bursiyerlere ayırırdım.

Güler Sabancı

Dedem Hacı Ömer Sabancı, “bu topraklardan kazandıklarımızı bu toprakların insanları ile paylaşma”yı ilke edinmiş, çocuklarını da bu bakış açısıyla yetiştirmişti. Böyle bir ailede yetişmenin etkisiyle, ailemizde herkes kendi hayır işlerini yapıyordu. Bir süre sonra aile içinde, başta amcalarım Sakıp Sabancı ve Hacı Sabancı olmak üzere “küçük küçük bir şeyler yapacağımıza bir araya gelip daha anlamlı, daha kalıcı şeyler yapmalıyız, bunu kurumsallaştırmakta fayda var” diye konuşulmaya başlandı.