Profesyonel hayatı ve gönüllülük serüveni boyunca çok çeşitli işler yapan ve pek çok sosyal sorumluluk projesinin hayata geçirilmesine katkı sunan Yonca Tokbaş, Hürriyet Gazetesi’ndeki “4 Yapraklı Yonca” başlıklı köşesi ile tanınıyor. Farklı yaş gruplarından geniş bir okur kitlesine hitap eden Tokbaş, kendini yazar, koşar ve arısever olarak tanımlıyor. Tokbaş’ın bağışçılıkla tanışması ve düzenli bağış yapmaya başlaması, yardımseverlik koşularına katılarak sivil toplum kuruluşları (STK) için bağış toplaması ile başlıyor. Uzun yıllardır yardımseverlik koşularına katılan Tokbaş birçok sivil toplum kuruluşu için bağış toplamaya devam ediyor. Sivil topluma farklı şekillerde destek olan Tokbaş’ın, koloniler halinde hastalanan arıları kurtarmak için Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ile başlattığı Anadolu Arıları Projesi, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) aracılığıyla destek verdiği okullar ve 17 yıldır yaşadığı Dubai’de kuruculuğunu yaptığı ve yaklaşık 2000 kadının dâhil olduğu Sultans of Dubai kapsamında yürüttüğü sosyal sorumluluk projeleri de yer alıyor. Yonca Tokbaş’ın renkli, heyecanlı ve ilham veren bağışçılık öyküsünü kendisinden dinledik.
“Bağış yapan, harekete geçen ve bir katkı sağlayan herkes için yaptığı çalışmalar vazgeçilmez hale geliyor”
Ailemizin, evimizin kapısı herkese açıktı. Özellikle de eğitim için yola çıkıp Ankara’ya gelmiş fakat kalacak yeri olmayan öğrencilere. Kendimi bildim bileli babamın ve annemin bağlantıları aracılığıyla okurken evimizde kalan bir öğrenci olurdu. Hatta o zamanlar kendi aramızda şakasını yapıyor; evimize Köseoğlu Eğitim Vakfı diyordum. Bağışçılık anlamında ailemden gördüğüm en önemli şey eğitime ve hayata verilen karşılıksız destekti diyebilirim.
Arkadaşlarıma bir hediye alacağım zaman Türk Eğitim Vakfı’na bağış yapar ya da TEMA Vakfı’nı destekleyerek ağaç dikerdim. Eğitim, çocuk ve çevre alanlarında geçmişten gelen bir ilgim ve çabam vardı. Gerçek anlamda bağışçılık kavramıyla tanışmam ise yardımseverlik koşuları ile başladı. Öncesinde bağışçılığın farklı yönlerine dair bir bilincim ya da özel bir deneyimim yoktu. Gönüllü olarak yapılan çalışmalara ve bağış toplama etkinliklerine dair bir fikrim olmasına rağmen; etrafımdaki insanları harekete geçirerek bir STK aracılığıyla bağış yapmak ve yaptığım bağışın hangi amaçla, ne şekilde kullanıldığını sorgulamak yardımseverlik koşularında öğrendiğim ve uygulamaya başladığım bir yöntem oldu.
2009 yılında Adım Adım ile tanışmamla birlikte birçok STK’yı yardımseverlik koşuları aracılığıyla desteklemeye başladım. Katıldığım ilk yardımseverlik koşusunda TEGV için bağış topladım. Sonrasında Toplum Gönüllüleri Vakfı ile bir araya gelerek Anadolu Arıları Projesini başlattık. Bu projeye destek sağlamak ve bu konuda farkındalık yaratmak için Toplum Gönüllüsü gençler için koştum. Yardımseverlik koşularına katıldığım yıllar içerisinde TEMA Vakfı ve Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği (TOFD) de bağışlarımla desteklediğim kuruluşlar arasında yer aldı.
Uzun yıllardır Dubai’de yaşıyor ve her ay Türkiye’ye gidip geliyorum. Dubai’de yaşayan kadınlar için bir paylaşım alanı oluşturmak fikri ile 2007 yılında bir e-posta grubu kurdum. Bugün Sultans of Dubai adlı bu grupta 2.000’e yakın kadınız ve düzenli olarak sosyal sorumluluk projeleri de yapıyoruz. Örneğin bu grupta yer alan gönüllü kadınlardan oluşan bir ekip ile yaptığımız 23 Nisan etkinliği ile Türkiye’den Dubai’ye gelen çocuklar Amerikan Üniversitesi’nin 900 kişilik salonunda bir gösteri yaptılar. Bu etkinlikten toplanan paranın tamamını Dubai Autism Center’da (Dubai Otizm Merkezi) yapılan yeni bir merkeze bağışladık. Bu şekilde yardımseverlik koşuları ile öğrendiklerimi Dubai’de de uygulama fırsatı buluyorum. Burada bizi gören ve daha sonra İngiltere, Belçika gibi ülkelere taşınan arkadaşlarımız benzer oluşumları oralarda da başlattılar.
Bağış yapmak evrensel bir kültür ve bir sınırı yok. Dünya senin vatanın oluyor. Bu inanılmaz heyecan verici bir şey! Benim gördüğüm kadarıyla bağış yapan, harekete geçen ve bir katkı sağlayan herkes için yaptığı çalışmalar vazgeçilmez hale geliyor. Arı gibisin aslında, bir yerleri tozluyorsun oradan çiçekler ve meyveler çıkıyor. Hayata hayat katıyor.
“Hakkını teslim etmek istediğin ne varsa onun adına bağış yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum”
Bağışlarımı gençlik, eğitim ve çevre alanlarında yapmayı tercih ediyorum. Bağış topladığım yıllar içerisinde memleketimizde üzerinde çalışmak, değiştirmek ve geliştirmek istediğim kavramın insanlara, canlılara ve doğaya sahip oldukları hakları teslim etmek olduğu sonucuna vardım. Engelliler ya da çocuklar söz konusu olduğunda insanların çok daha kolay bağış yaptıkları dikkatimi çekti. Türkiye’de genellikle mağdur olana yardım etme duygusu ile bağış yapılıyor. Halbuki engelliler, çocuklar ya da gençler acınacak bir durumda değiller. Haklarını elde etmek için desteğe ihtiyaç duyuyorlar ve bu alanda çalışan STK’ların birçoğunun bu kişilere haklarını teslim etmek için çalıştıklarına inanıyorum.
Arılar için bağış topladığımı söylediğimde insanlar ne ile duygusal bağ kuracaklarını bilemediklerinden konuyu anlatmakta zorlanıyorum. İnsanların ve tüm canlıların içinde bulunduğu her koşulda yaşam hakkını onlara teslim etmek adına bağış yapma bilincine erişmemiz gerekiyor. Bağışçının inandığı, desteklemek istediği, hakkını teslim etmek istediği ne varsa onun adına bağış yapması gerektiğine inanıyorum. Bu hak teslimi zaten yeterince kuvvetli bir amaç ve bu amacı ısrarla anlatmaya çalışıyorum.
Bir insanın aynı anda bir sürü şeyi anlatmasının etkili olmayacağını düşünüyorum. Benim anlatabileceğim şeyler de belli sayıda. Kendi kendime “ne ile anılmak isterim?” diye sorduğumda cevabı: çocuklar, öğrenmek, merak, kadın ve doğa. Çünkü bunlar benim hayatımda yer etmiş, ruhumda ve gönlümde hissettiğim konular. Zaten hakkında bu kadar kuvvetli hisler beslemediğim ve bilmediğim bir konuyu bağışlarını istemek için insanlara gerçekçi bir şekilde ifade etmem de mümkün değil. Bağış yapmak, bağış toplamak veya farkındalık yaratmak istediğim konuları belirledim ve bunlar hakkında harekete geçiyorum.
“Sivil toplum kuruluşlarına yapılacak bağışların önemini anlatmak uzun soluklu bir süreç”
Sivil toplum kuruluşlarına bağış toplayanların sadece maddi olarak sundukları katkılar ile değil bağış toplanması için yarattıkları farkındalık açısından da çok faydalı olduklarını düşünüyorum. Benim gazetede bir köşem ve sosyal medyada bir etkim var. Bir de çevremde iyi konumlarda olan, bağış istediğimde kolaylıkla yapabilecek olan çok güzel arkadaşlarım var. Yaptığım bağışların rakamsal olarak büyük bir önemi olduğunun da, rakamların ötesinde etkilerinin olduğunun da farkındayım. Kendi çocuklarımdan, köşemden yazdıklarımı okuyan tanımadığım çok sayıda insana kadar pek çok kişiye bağışçılık konusunda derdimi anlatmaya çalıştım ve onlar da anlattıklarımı çok iyi anladılar.
Çocuklarım bağış yapmamı ve toplamamı her zaman çok doğal buldurlar. Çocuklar için birisine yardım etmek ve bunun için harekete geçmek o kadar doğal bir içgüdü ki… Bunu görmek bana çocukların içinde var olan bir yetiyi canlandırmak yerine körelttiğimizi düşündürdü. Çocuğumun bir STK’da gönüllü olarak çalışmasını hem kendisine hem de o kuruluşa kazandıracaklarını bildiğim için çok isterim. Hayata dair bir tecrübe edinme ve gerçekten de çok iyi zaman geçirme olanağına sahip olması beni çok mutlu eder.
Bir kişiye bir mektup atıp bağış yapın demek de, o kişi bağış yapmazsa üzülmemem gerektiğini kendime anlatmak da çok zor bir iş. Bir arkadaşım 3-4 yıl boyunca bağış topladığım STK’lara bağış yapmadı. Bağış yapmanın gönülden gelen bir şey olduğuna inandığımdan bu konuda ona hiç ısrar etmedim. Aradan yıllar geçtikten sonra bana attığı e-postada “Yonca açıkçası ben senin bu kadar istikrarlı olacağına inanmamıştım. Bunun üç günlük bir heves olduğunu düşündüm ama sen derdini anlattıkça ve ısrarla devam ettikçe içime sindiğini gördüm ve bu sene bağış yapmak istiyorum” dedi. Bu beni çok etkiledi. STK’lara yapılacak bağışların önemini anlatmak uzun soluklu bir süreç ve sanırım biz anlatmaya çalıştıkça bağışçılık kültürü oluşuyor ve yerleşiyor.
Sivil toplum kuruluşlarına yapılan küçük bağışların da önemli olduğunu anlatmak oldukça zor. Bunun sebebinin Türkiye’de bağış veya hayırseverlik denildiğinde akla büyük kurumlar ve zengin insanların gelmesi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kendi bütçelerinden ayırabilecekleri birkaç liranın, başka insanların yaptığı birkaç liralık bağışlarla birleştiğinde bir çocuğun eğitim masrafını karşılayacağını bilmiyorlar. “Benim 1 liram ne işe yarar ki?” diye düşünüyorlar. Yıllar önce TEGV’in maraton kampanyasını bir öğrencinin eğitim masrafını karşılamak için gerekli olan 60 lira gibi bir bedel üzerinden duyurmuştuk. Samsun’da yaşayan üç öğretmen “Biz üç kişi birleştik, her birimiz 20’şer lira koyduk, bir çocuğa faydamız olur mu?” diyerek bağış yapmışlardı. Buna gazetedeki köşemde yer vermiştim ve o zaman çok sayıda insandan “Nasıl yani, 20 TL gönderebiliyor muyuz?” diye e-posta gelmişti. O zaman anladım ki, insanlar bağışlarının küçük miktarda da olsa işe yarayabileceğini bilmiyorlar ve ellerindeki gücün farkında değiller.
“Bağışçıya bağışını takip etme, bağış makbuzu isteme hakkı olduğunu anlatmak gerekiyor”
İnsanlara değişim yaratmak istedikleri alana STK’lar üzerinden bağış yapmalarını anlatırken mesajlarımızı çok net vermemiz gerekiyor. STK, İPK (İyilik Peşinde Koş Platformu) gibi kısaltmalar herkes için bir şey ifade etmeyebiliyor; açıklamak gerekiyor. Bağışını takip etme, bağış makbuzu isteme hakkı olduğunu, bunu nasıl ve nereden isteyeceğini anlatmak gerekiyor. STK’lara bağış yapma konusunda bir güven sorunumuz var. STK’lar üzerinden yapılan bağışların güvenilirliğinin, şeffaflığının, bağışçının hakkını arayabilecek olduğunun gerçekten üzerinde durmak lazım.
Köşemde herhangi bir konu hakkında yazdığımda okurlardan veya takipçilerimden hemen tepkilerini ve yorumlarını alabiliyorum. Onların sorduğu sorular ve karşılaştıkları sorunlar bana STK’ların hangi yönde adım atabileceklerine ya da bağış çağrısı yapan arkadaşlarımın neyi iyileştirebileceklerine dair fikir veriyor. Bir gazetede yazıyor olmam yanlış bilgi vermemek konusunda beni sorumlu da kılıyor. Bugüne kadar destek verdiğim STK’larla ilgili herhangi bir soru işaretine neden olacak bir teknik problem ya da maddi sıkıntı yaşamadım. İlk bağış kampanyamdaki bağışçılarıma kadar gerekli tüm bilgilere erişebiliyorum ve bu anlamda vicdanım çok rahat. Kendi çevremden farklı STK’lara bağış yapan ya da STK’lar için bağış toplayan kişilerin de herhangi bir sıkıntı yaşadıklarına şahit olmadım.
“İnsanların önce hangi konuda değişim yaratmak istediklerini bulmaları lazım”
Bağışçılar hangi konuda değişim yaratmak istediklerini kendilerine sormalılar. Hangi konuda, “En azından ben bir şey yapmayı denedim” demek isterler? Hangi konuda gönüllü olarak çalışacak kadar meraklı ve istekliler? Kalplerine dokunan nedir?
Konularını bulduktan sonra bu alanda çalışan STK’larla, bağış yapmaya giden süreç içerisinde içlerine sinene kadar sohbet etsinler. Hangi alanda çalışan STK’ları nasıl desteklemek istediğini bulmak kolay değil. Çoğu zaman kendimize doğru soruları soramıyoruz. Benim neye ihtiyacım var? Hangi konuda, ne yapmak istiyorum? Bunu yaptığımda ne işe yararım, ne şekilde yaparsam daha çok işe yararım? Ve ben bunu ne kadar süre ile yapabilirim? Üç seneliğine bunu yapmak, sonra başka bir şey denemek isteyebilirler. Ne istediklerinden emin olmadıkları için birçok STK’yı ziyaret edip öyle karar verebilirler. Geri dönüp baktıklarında ne kadar çok şey öğrendiklerini, ne kadar faydalı bir deneyim yaşadıklarını görecekler. Yardımseverlik koşularında bağış toplamaya başladığımdan beri çok sayıda sivil toplum kuruluşundan haberdar olma ve onları tanıma fırsatı buldum. Onlarla birlikte dünyam genişledi. Bir sürü insanın zamanı ve imkânı var ama değerlendiremiyorlar. Oysa hepimizin kendimizi iyi hissetmeye ve işe yaradığımızı hissetmeye ihtiyacımız var.
Destek sunduğunuz konunun, çalışmanın içinde yer almak insana çok iyi fikirler veriyor. Anadolu Arıları Projesinde birlikte çalıştığım Toplum Gönüllüsü gençleri tanıdıkça ve birlikte neler yapabileceğimizi gördükçe ufkum açıldı. Ben ortaya bir fikir attım, onlar çok daha fazla ve çeşitli fikirler geliştirdiler. Şirince Köyü’nde onlara arıların işlevlerini ve onları neden korumamız gerektiğini anlatırken karşımdaki gençlerin de kovanda petek yapan arılar gibi olduklarını düşündüm. Bir insanın anlatmak istediği şey ile gözüyle gördüğü şeyin böylesine bütünleşmesi o kadar büyük bir güç ki! STK’larla birlikte çalışmak, işin içerisine girmek insana büyük bir cesaret, güç ve sonsuz çalışma isteği veriyor. Moral bozmaya, yorgunluğa mahal yok.



