Ali Ercan Özgür ile röportaj
Ali Ercan Özgür IDEMA Uluslararası Kalkınma Yönetimi Kurucu Ortağı ve Yöneticisi. Özgür aynı zamanda Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri. Kurumsal sosyal sorumluluk, yerel yönetişim, STK yönetimi, analiz ve raporlama konularında deneyimi olan Özgür ile Türkiye’de şirketlerin topluma katkı programları üzerine sohbet ettik.
TÜSEV: Merhaba. Kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) alanında uzun yıllardır çalışıyorsunuz. KSS’nin bileşenlerinden birini oluşturan topluma katkı çalışmaları sizce Türkiye’de ne yöne doğru gidiyor? Nasıl ilerlemeler kaydedildi ve bu programların daha etkin olabilmesi için başka ne tür iyileştirmelere ihtiyaç var?
KSS Türkiye’de hayırseverlik ve vakıf kültürü zemininde yeşeren bir alan oldu. Dünyanın her yerinde yaygınlık kazanan KSS yaklaşımı bu açıdan Türkiye’de sağlam bir temel üzerinde yükseldiğini söyleyebiliriz.. Ancak bu durum Türkiye’de halen genel olarak hayırseverlik ile KSS’nin birbirine karıştırılmasına yol açıyor. Bu açıdan TÜSEV’in de önemle dile getirdiği “topluma katkı çalışmaları” yeni bir tanımlama ve bu karmaşıklığı giderme ve KSS’nin tamamlanması açısından önemli bir adım.
Topluma katkı çalışmaları Türkiye’de insanların ve kurumların paylaşma, oluşturma, geliştirme ve katılım konusundaki ilgisi ve eğilimi sonucunda hızla artıyor. Bir yandan Türkiye ve ekonomisi büyürken diğer yandan sosyal sorunlar her geçen gün artıyor. Bunlarla mücadele eden sivil toplum, bu sorunlara çözüm tarafında katılmak isteyen kurum ve bireyler topluma katkı sağlamayı hedefliyor.
Türkiye’de bu alanda çalışanların karşılaştıkları en temel sorun bir yanda mali ve gönüllü kaynağın kısıtlı olması diğer yanda ise yasal çerçevenin kolaylaştırıcı ve teşvik edici olmamasıdır. Örneğin bir girişimci KOSGEB’den nitelikli eleman desteği alıp neredeyse ücretsiz olarak personel istihdam edebilirken bu kolaylık sivil toplum kuruluşları için geçerli değildir. Zaten sınırlı ölçeklerde faaliyetlerini sürdüren kurumlar mevzuat, vergi gibi yüklerle çalışmak zorundadır. Bu açıdan ilgili konularda getirilecek katkı, teşvik ve destekler toplumsal gelişime ivme kazandırılması adına önemli katkı sağlayacaktır.
TÜSEV: Topluma katkı programlarında özel sektör kuruluşları ile STK’lar arasında eşit ortaklıklar kurulması neden önemli? İşbirliklerinde dikkate alınması gereken noktalar nelerdir?
Yukarıda bahsettiğimiz STK’ların güçlenmesi süreci Türkiye’de hala devam eden bir süreçtir. Özellikle AB ile Kalkınma Ajansları gibi kurumlar proje destekleri ile STK’ların gelişimine belli ölçüde katkı sağladılar. Ancak bu kısa ve proje bazlı destekler ile sürdürülebilir ve güçlü STK’lar yaratmak adına sadece bir adım olarak kabul edilebilir.. Bunu sürekli kılabilmek için özel sektör – STK işbirlikleri çok önemli.
Güçlü ve büyük ölçekli STK’lar özel sektörler işbirliği yapmak istediklerinde şirketler bütçe sağlama konusunda çekingen davranabiliyor. Bu nedenle topluma katkı programlarında özel sektör ile STK’ların eşit ortaklıklar kurması gerekiyor. UNDP, Türkiye’nin uzun vadeli özel sektör programı bu konuya iyi bir örnek: özel sektör, kamu ve UNDP destekleri birleştirilip STK ortaklığı ile hem sivil toplumu güçlendiriyor ve kaliteli sosyal programlar oluşturuluyor hem de eşit bir ortaklık sağlanıyor. Ancak elbette uzun vadede özel sektör ve STK’ların bunu daha fazla deneyimlemesi ile daha eşit ve güçlü ilişkiler oluşacaktır Bugüne kadarki deneyimimden yola çıkarak işbirliği kurmak isteyen özel sektör kuruluşu ve STK’lara şunları önerebilirim:
- STK ve özel sektör sadece mali kaynağa dayalı bir işbirliği oluşturmamalıdır.
- Şirketin mali destek sağlamanın ötesinde çalışmayı kurum içinde sahiplenmesi önemlidir.
- Aynı şekilde ilgili STK’nın da topluma katkı çalışmasına sadece bir proje olarak bakmaması kendi üye ve paydaşlarını katarak kurumsal sahiplenmeyi arttırması gerekir.
- Özel sektör çalışanlarının imkân varsa projede gönüllü görev alması projenin etkisinin artması ve STK’ların kapasite gelişimine de katkı sağlayacaktır.
- Özel sektör ve STK’lar ilgili toplumsal sorun ve beklentiler konusunda mutabakata varmalıdır.
- Topluma katkı programlarının sonuç ve etkilerinin kamuoyu, medya ve paydaşlarla paylaşımı önemlidir. Her iki kurum kamuoyu önünde eşit görünüm ile yer almalıdır.
- 3 yıllık gibi uzun süreli işbirlikleri kurmak hedeflenmelidir.
- Topluma katkı projelerinde kapsamlı uygulamaya geçmeden önce pilot çalışmalar yapılmalıdır.
- Özel sektör kuruluşu için katkı sağlayacağı toplumsal sorun ve birlikte işbirliği yapacağı STK’nın kendi iş alanı ile uyumlu olmalıdır.
- Özel sektörün topluma katkı projelerini sadece iletişim kampanyası olarak görmemesi, STK’ların da ilgili topluma katkı projesindeki iletişim çalışmalarının etkisini göz ardı etmemesi gerekir.
- Toplumsal sorun ve onun çözümüne katkı özel sektör kuruluşu için temel yaklaşım olmalı,o alanda öncülük ederek diğer özel sektör kuruluşunu da harekete geçirebilmeli ve bu alanda STK’larla olduğu kadar diğer şirketlerle de işbirliğine açık olmalıdır.
- Özel sektör kuruluşları toplumsal sorun alanında çözüm için oluşturulan STK platformlarına destek sağlamalıdır.
- Son dönemde küçük ölçekli mali destek ve sponsorluklar sağlama gibi eğilimler görülmektedir. Halbuki işbirliği çok çeşitli formlar alabilir. Örneğin kısa zaman önce kurulan Sivil Toplum Afet Platformu (SİTAP), UNV öncülüğünde oluşan Türkiye Gönüllülük Komitesi gibi inisiyatiflere de özel sektör kuruluşu dahil olarak STK’larla ortak çalışma yapabilir.
- STK’lar n özel sektör veya diğer fon kaynaklarının önceliklerini takip ederek kendi kuruluş felsefesindeki sosyal sorun ve misyonunu ihmal etmemelidir Çünkü bu STK’ların uzmanlaşamamasına ve bir takım sorunların gözden kaçırılmasına neden olmaktadır.
TÜSEV: Şirketlerin, çalışanlarını topluma katkı programlarına dahil etmeye yönelik fırsatlar (gönüllülük, uzmanlık transferi, hizmet günleri, kaynak geliştirme, bağış etkinlikleri vb.) yarattıklarını görüyoruz. Çalışanların bu tür programlara katılımı nasıl arttırılabilir? Hangi faaliyetler çalışan bağlılığı ve motivasyonunu arttırmakta daha etkili oluyor?
KSS Türkiye Pazaryeri’ne katılan kişi ve kurumlarla iki sene önce yaptığımız bir araştırmada en fazla çalışan gönüllülüğüne e ilgi olduğunu gördük. Şirketlerin hayırseverliğe bakış açısını KSS’ye geçişte kırmak zor bir davranış değişikliği gerektiriyor. Ancak son yıllarda artan çalışan gönüllülüğü yaklaşımı ve bahsettiğim fırsatlar şirketlerin KSS’ye geçişini hızlandırıyor. Çalışanlar toplumsal sorunların çözümüne yönelik çaba gösterdiklerinde, hem motivasyonları hem şirkete bağlılıkları gelişiyor . Ayrıca şirketinin etki ve çalışma alanını iyi bilen çalışanlar topluma katkı programlarına çok daha fazla değer katabiliyorlar
Gönüllülüğün çalışan performansının parçası haline getirilmesi, çalışanlara farklı bir STK’da gönüllülük yapabilmeleri için ayda bir gün izin verilmedi, farklı bir ülkede yürütülen toplumsal projelerde yer alabilmeleri için birkaç aylığına ücretli izin verilmesi, ç kendi seçtikleri STK’larda yaptıkları gönüllülük saati kadar şirketin ilgili STK’ya bağış yapması gibi yenilikçi ve özgün yöntemler hem çalışanların hem de şirketlerin topluma yaptıkları katkıların etkinliğini arttırıyor. Ayrıca, çalışanlar kendi çalışma arkadaşlarını, şirket yöneticilerini de etkileyerek yeni işbirlikleri oluşmasını sağlıyorlar.
TÜSEV: Çok uluslu şirketler, globalde kararlaştırılan programları yerele adapte etme ve başka yerlerde denenmiş çok sayıda araçtan uygun olanı bulup kullanma şansları olduğu için topluma katkı programlarında çok daha ileri gittiler. Topluma katkı programı oluşturabilmesi için bir şirketin illa çalışan sayısı ve kaynaklarının çok geniş mi olması gerekir? KOBİ’ler de bu tür programlar oluşturabilirler mi? Nasıl?
Elbette yukarıda da saydığımız yöntemler çok uluslu, Türkiye’de çok büyük şirketlerin uygulamaya geçirdiği uzun süre denenmiş uygulamalar. Ancak, bunların olması KOBİ’lerin bu alanda çalışma yapmayacağı anlamına gelmiyor. Tersine, özellikle Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde KOBİ’ler KSS alanında oldukça etkililer. Sorumlu üretim uygulamaları, işyerinde insan hakları, çevre, iklim, yeşil ofis, topluma katkı ve gönüllülük çalışmaları ile birçok uygulamayı hayata geçirebiliyorlar.
Bunun yanı sıra özellikle büyük şirketler ile tedarik zincirindeki KOBİ’lerin de topluma katkı alanında işbirliklerini arttırması hem öğrenme hem de yerelden ulusala güçlü etki sağlama konusunda önemli bir fırsat alanıdır. KOBİ’lerin topluma yaptıkları katkının farkına varmaları gerekiyor. Yaptığımız iyilik ve yardımları dile getirmemek gibi bir geleneğimiz var. Bu birçok topluma katkı uygulamasının gün ışığına çıkmasını engelliyor. KOBİ’ler topluma yaptıkları katkıları kamuoyu ile paylaşmak açısından daha cesaretli olmalı.
TÜSEV: UN Global Compact, insan hakları, çalışma koşulları, çevre ve yolsuzlukların önlenmesi alanında 10 prensip belirledi. Türkiye’den de birçok şirket bu platforma dâhil oldu. Global Compact prensipleri Türkiye’deki şirketlerin topluma katkı programlarını ne şekilde etkiledi?
UN Global Compact, hem küresel hem de ulusal ölçekte çok önemli bir işbirliği ve özel sektör dayanışma ağı. Türkiye’de mevzuattaki birçok uygulama 10 prensip altında daha çok öne çıktı. Ayrıca, şirketler bu temel iş yapış prensibini deklare ederek kamuoyu ve paydaşları nezdinde hesap verebilirlik ve şeffaflık ilişkisine girebileceklerini kabul ettiler.
Bununla birlikte sözleşmeye taraf olduktan ve imzaladıktan sonra ikinci yılda şirketin ilerleme raporu sunması ve sonraki yıllarda güncellenmesi gerekliliği var. Oluşturulan raporlama rehberi ilk kez böyle bir raporlama yapan kuruluşların işini kolaylaştırıyor ve raporların niteliğini iyileştirilmesini sağlıyor. Raporlamanın denetlenmesi konusunda yeterli bir mekanizma bulunmuyor. Zaten KSS çalışmaları gönüllülük esasına dayanmalı ve şirketler tarafından içselleştirilmeli.
Elbette gönül ister ki Türkiye bu çıtayı bir adım yukarı taşısın ve yerel aktörler öncülüğünde daha özgün, Türkiye’deki koşulları temel alan bir ilkeler prensibi oluşturulsun ve bunu yakından takip edebilen bir mekanizma geliştirsin. Bu da yine gönüllülük temelinde ve şirketlerin liderliğinde bir gün gerçekleşecektir.



