Türkiye’de ve Dünya’da Filantropiye Dair Gelecek Öngörüleri

Derleyen: TÜSEV Ekibi

Türkiye Üçüncü Vakfı (TÜSEV) tarafından düzenlenen “Sivil Toplumda Yeni Yaklaşımlar Konferansı”’nın ikinci gününde Türkiye’de ve dünyada bağışçılığa dair gelecek öngörüleri tartışıldı. Koç Vakfı Genel Müdürü Erdal Yıldırım’ın moderatörlüğünü üstlendiği oturumdaki konuşmacılar Filantropi Uzmanı John Harvey, BMW Vakfı’nın Orta ve Doğu Avrupa Genel Müdürü Marcus Hipp, AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel ve Grantcraft’tan Rosien Herweijer küresel bağışçılık çağında filantropinin şekillenmesi üzerine konuştular.

Türkiye’de ve dünyada bağışçılığa dair öngörüleri üç ana tema altında toplamak mümkün: Bağışçılığa gençlerin katılımı, vakıfların kurumsallaşması ve bağışçılık alanının demokratikleşmesi, toplumla etkileşiminin artması.

Gençlerin Katılımı

Türkiye’de ve dünyada gençler artık bağışçılık alanında çok daha aktif olarak çalışıyorlar,  gerek GençBank gibi projeler yoluyla gerek internet aracılığıyla, kitlesel destek sistemleriyle gençlerin yoğun biçimde bağış yaptığı kaydediliyor. Kendi çabalarıyla oluşturdukları örgütlenmeler yoluyla kaynak geliştirme modelleri de gençlerin aktif olduğu alanlar arasında. Gençlerin ilgi alanları, bağış yaparken hangi yöntemleri tercih ettiği göz önüne de alınarak özellikle hibe veren vakıfların ve diğer sivil toplum kuruluşlarının gençlerle çalışabilmek için kendilerini adapte ederek, onları desteklemeye başlamaları önemli.

Vakıfların Kurumsallaşması

Erdal Yıldırım’a göre vakıflar kendi özeleştirilerini yapmalı ve “Tüm kuruluşlar şeffaflıklarını arttırmalı, hesap verebilir olmalı”.

John Harvey’nin gözlemlerine göre, Amerika’da vakıfların çoğunluğu hibe veren vakıflardan oluşuyor, Türkiye’de ise bu durum tam tersi ve vakıfların yüzde 1’lik dilimi hibe verirken, daha çok hizmet temelli çalışmalar yürütüyorlar. “Küresel bağışçılık çağındayız. Dernek ve vakıfların bu yeniçağa uygun hareket etmesi şart” diyen Harvey, vakıfların saha çalışmaları yürütmeyi diğer sivil toplum örgütlerine bırakmaları gerektiğinin altını çiziyor.

Ayla Göksel de aile vakıflarının bağışçılık alanındaki çalışmalarının temelinde daha duygusal bir bağ olduğuna ve vakıfların fazla profesyonelleşip bu bağı kaybetmemesi gerektiğine inanıyor. Göksel, Türkiye’de aslında hayırseverlik temelli bağışçılığın çok yaygın olduğunu ancak bireylerin kurumlar yoluyla daha stratejik bağışlar vermesinin artması gerektiğini belirtiyor.

Demokratikleşme ve toplum katılımı

Eşitliğin yüksek olduğu toplumlarda bağışçılığın daha fazla olduğu gözlemleniyor. Vakıfların da hayırseverlik yaklaşımından biraz uzaklaşıp toplumsal değişim yaklaşımına yönelmeleri gerekiyor. Sosyal değişim zaman alan bir süreç, sabırlı olunması gerekiyor. Bu konuda sivil toplum da özeleştirisine devam ederek toplumla ne kadar etkileşimde olduğunu sorgulamalı.