Afet Platformu ve Paydaşlar Arası İş Birlikleri

Bu yıl yaşanan Elazığ ve İzmir depremleri, doğal afetlerin ardından yapılan acil yardımların ve insani müdahalelerin önemini bir kez daha ortaya koydu. Kurtarma, barınma, gıda ve tıbbi yardımların yanı sıra uzun vadede gerçekleşen yeniden inşa ve rehabilitasyon gibi çalışmaların etkili olması için malzeme ve ekipman tedariki kadar, bu kaynakların koordineli bir şekilde kullanılmaları da büyük bir fark yaratıyor. Bu şartlar ve ihtiyaçların farkındalığıyla kurulan Afet Platformu (eski adıyla STK Afet Platformu), 2020’nin Ocak ve Ekim aylarında meydana gelen depremlerde aktif rol aldı ve gelen her türlü desteğin koordineli bir şekilde ilgili kitlelere ulaştırılmasına destek oldu. Ayın yazısında, farklı paydaşları bir araya getirmenin yanı sıra, bireysel ve kurumsal bağışçıları harekete geçirerek afetlere müdahalede etkili bir rol oynayan ve başarılı bir iş birliği örneği teşkil eden Afet Platformu’nu dönem sözcüsü H. Serhan Süzer’den dinledik.

Röportaj: H. Serhan Süzer

  1. Afet Platformu’nun kuruluş sürecinden kısaca bahsedebilir misiniz? Platformun bir parçası olan kurumlar nasıl bir araya geldi ve bu kurumlar nasıl bir iş birliği oluşturdu? Farklı uzmanlıklara sahip olan STK’ların güçlerini birleştirmeleri nasıl bir etki yaratıyor?

Afet Platformu’nun başlangıcı Elazığ Depremi’ne dayanıyor. Elazığ’da hem birbirimizle haberleşerek hem de bazı STK’larla tesadüfen karşılaşarak 8-10 STK bir araya geldik. Elazığ Ticaret Odası’nda önce kendi aramızda görüşme yapıp “beraber hareket edelim” kararı verdik. Ticaret Odası bizi destekledi ve depo tahsis etti, merkezlerinin kapısını bize açtı. Sonra Vali’yle ve AFAD Başkanı’yla hep beraber görüşmeye gittik. Kabul gördük ve çalışmaya başladık. Elazığ’daki afette akut dönemin çabuk atlatılmasına büyük katkımız oldu. Sonrasında hep beraber ciddi bir sinerji yarattığımızı deneyimleyince “Neden bunu kurumsal bir yapıya dönüştürmeyelim?” diye kendi aramızda konuşmaya başladık. Şubat ayında bir araya geldik ve detayları görüştük. Mart ayında Covid-19 salgını ülkemizde de baş gösterince kendi aramızda yaptığımız toplantıları video konferans formatına döndürdük ve çevrim içi ortamda hiç aksatmadan belirlediğimiz saatte haftalık görüşmelerimizi gerçekleştirdik.

Bu zaman diliminde Van Depremi, Edirne’deki mülteci krizi, Covid-19 salgını ve en son Giresun’daki sel afetinde görev aldık ve Afet Platformu’nun bir parçası olan STK’lar olarak üzerimize düşeni her afette yaptık. Haftalarca yaptığımız görüşmeler sonucunda yönetişimi nasıl yapacağımızı netleştirdik. 1 Ekim 2020 tarihi itibariyle Afet Platformu’nu 23 STK’nın[1] inisiyatifi almasıyla kurduk. Yaklaşık bir ay sonra İzmir Depremi gerçekleşince de aynı gün içerisinde Kriz Masası’nı kurup kapsamlı afet yönetimine geçtik.

Afet Platformu’nun en büyük gücü arama-kurtarma, ihtiyaç analizi, gıda bankacılığı, insani yardım, psikososyal destek gibi farklı alanlarda uzman STK’ların tüm uzmanlıklarını ortaya koymaları ve senkronize bir şekilde hareket edip birbirlerini tamamlamaları ve kolektif bir dayanışma göstermeleridir. İlgili STK’ların yetkililerinin ve uzmanlarının afet dönemlerinde kolektif ve sistematik bir şekilde ellerinden geleni yapması akut dönemlerinin çok hızlı atlatılmasına katkı sağlıyor.

  1. Deprem gibi ulusal boyutta duyarlılık ve seferberlik yaratan felaketlere yönelik bir anda yoğunlaşan yardım arzı karşısında bağış ve gönüllülük tekliflerini nasıl yönetiyorsunuz? Platform üyesi olmayan STK’lardan bu süreçte destek alıyor musunuz?

Üzerinde en çok kafa yorduğumuz konulardan biri bu. Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve Ahbap gibi gönüllü organizasyonunu Türkiye’de en iyi yapan STK’lar Afet Platformu’nun üyesi. Ayrıca yerel STK’ların da bize destek vermesiyle 50’nin üzerinde STK’nın iş birliği yaptığı bir platforma dönüştük. Herkes gücünü ortaya koyunca deprem bölgesine gönüllü organizasyonu ve ürün tedariki konusunda bir sıkıntı çekmiyoruz. Ancak tabii ihtiyacı doğru belirleme ve karşılama anlamında fazla veya eksik arzın önüne geçmeye çalışıyoruz. Uzun vadede kamuyla da sistemlerimizi entegre ettiğimizde (ki böyle bir uygulama düşünüyoruz) bu sorunu çözmüş olacağız. Herkes ortak bir uygulama üzerinden nerede neyin eksik veya neyin fazla olduğunu görebilecek ve ona göre yönlendirmelerimizi yapabileceğiz.

İhtiyaç analizi için İhtiyaç Haritası’nın sistemini kullanıyoruz. Dijital ortamda nerede ne ihtiyaç olduğunu İhtiyaç Haritası vasıtasıyla verileri alıyoruz. Ancak bu yazılımı depo ve lojistik yazılımlarıyla da entegre edip en sonunda da kamunun da kullanmasını sağladıktan sonra her şey kontrol altına alınmış olacak.

  1. Sahada ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Geçmiş tecrübeleriniz bu sorunların çözümünde nasıl bir rol oynuyor? Farklı uzmanlıklara sahip STK’lar arasında nasıl bir iş bölümü yapılıyor; Afet Platformu çatısı bu iş bölümünün yönetiminde nasıl bir rol oynuyor?

Sahada her tür zorlukla karşılaşabiliyoruz. Öncelikle her afette ilk iki günümüzü sahada arama-kurtarmacılar görevdeyken ve insani yardım tarafı kurulurken kamuyla senkronize olmak için harcıyoruz. İzmir Depremi’nden hemen sonra bu konuya ağırlık vereceğiz. Çünkü son beş afette beraber çalıştığımız ve yaptığımız çalışmalardan dolayı bizden çok memnun olan kamunun bizi resmi olarak tanımasını, akreditasyonu otomatiğe bağlamayı ve bir sonraki afette adeta makinenin dişlileri gibi bölgeye gidip yerimizi almak istiyoruz. Bir başka deyişle, Afet Platformu bir yerde bir afet olduğu zaman kamunun tüm birimleri tarafından bilinmeli ve afetle mücadelede hiç vakit kaybetmeden yerini almalıdır.

Bir afet gerçekleştiği zaman sorumluluğu Kriz Masası Komisyonumuz alıyor ve ilk işi Kriz Masası’nı afet bölgesinde aynı gün kurmak oluyor. Afetlerdeki bu operasyonu da Afet Platformu’nun tüm komisyonları destekliyor. Platformumuzda toplamda yedi komisyonumuz var: Yönetişim, Hazırlık, Üyelik, Dış İlişkiler, Kaynak Geliştirme, İletişim ve Kriz Masası. Ayrıca afetin olduğu yerde hemen iletişim grupları oluşturuluyor (örneğin oldukça yoğun çalışan Afet Platformu İzmir grubumuz var) ve hatta ihtiyaca göre alt Whatsapp grupları oluşturuluyor: Çocuk, Psikososyal, Mobil Tuvalet vb. Tüm bu koordinasyonu başta Dönem Sözcüsü ve Kriz Masası Sözcüsü olmak üzere tüm komisyonların sözcülerinden oluşan yürütme kurulu yapıyor.

Bir de biz Afet Platformu olarak ilk 15 gün bizzat görev alıyoruz. Yani afetin şokunun sürdüğü bir dönemde daha ilk günden sahaya giriyoruz, yapılması gerekenleri hızlıca gerçekleştiriyoruz, sistemi kuruyoruz sonrasında da sistemi yerel STK’lara devrediyoruz. Bizimle birlikte hareket eden yerel STK’lar da en az bir hafta sahada bizim sistemimizi devam ettiriyorlar. Sonrasında kendi isteklerine göre görev ve sorumluluklar kamu kurumlarına aktarılabiliyor.

  1. Kısa zaman önce Afet Platformu’nu yalnızca STK’ları değil, özel sektör, kamu ve bireylerin de dahil olabileceği bir yapı olacak şekilde genişlettiniz. Bu karar hangi ihtiyaçtan doğdu; farklı paydaşların birbirlerini bütünleyici bir şekilde hareket edebilmeleri için Platform nasıl bir yöntem izliyor? Kamu ile ne tür iş birlikleri kurdunuz ve kurmayı amaçlıyorsunuz? Kamudan paydaşlar Afet Platformu’na hangi şekillerde dahil oluyorlar?

Evet, Elazığ’da kendimize STK Afet Koordinasyon Platformu ismini vermiştik. 1 Ekim’de resmi olarak kurulduğumuzda STK Afet Platformu ismini kullanmaya başladık. Kasım ayında yaptığımız genel kurulda (her ayın ilk perşembesi genel kurul yapıyoruz) yapılan oylama sonucunda oy çokluğuyla Afet Platformu ismini seçtik.

Bu ismi öneren kişi olarak “Afet Platformu” isminin seçilmesi beni şahsen çok mutlu etti çünkü bu isimle 3 önemli işi başarıyoruz:

  1. İki kelimede ne olduğumuzu anlatıyoruz. Sokaktan geçen herhangi biri Afet Platformu’nun ne anlama geldiğini az çok anlayabilir.
  2. “Afet Platformu” temsil ettiğimiz kurumların isimleriyle yarışacak değil, tam tersine tamamlayacak bir isim. Örneğin benim temsil ettiğim Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ileride Afet Platformu adına sahada faaliyet gösterdiğinde giyilen t-shirt/yelek/mont gibi kıyafetlerde hem TİDER hem de Afet Platformu yazıyor olacak. Böylelikle herkes hem hangi kurum adına orada olduğunu bilecek hem de Afet Platformu gibi önemli bir ortak aklın ve sinerjinin parçası olduğunu bilecek.
  3. Biz STK’ların yönettiği bir platformuz. Merkezde her zaman STK’lar olacak ancak yönetişimi bir kenara koyarsak, STK’ların ötesinde bir yapılanmamız var. Örneğin özel sektörü, yerel yönetimleri, üniversiteleri vb. “Destekçi” veya “Paydaş” kategorimizle, kamunun ilgili birimlerinin yetkililerini Danışma Kurulu’na alarak Platformun bir parçası haline getirmek istiyoruz. Doğal ve insan kaynaklı afetlerin sayılarının ve etkilerinin gün geçtikçe arttığını varsayarsak, hayat şartlarının gittikçe zorlaştığı bir ortamda afetlerin zararlarını asgariye indirebilmek için böyle birliktelik ve güç birliği şart.

Bir bölgede afet olduğu zaman koordinasyonu AFAD yapıyor. Dolayısıyla AFAD’la zaten yakın çalışıyoruz ve bunu sürekli hale getirmek istiyoruz. Aynı şekilde Kızılay, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı gibi ilgili kurum ve kuruluşların yetkililerini Danışma Kurulu’muza almayı ve tam bir entegrasyon sağlamayı hedefliyoruz.

  1. Afet Platformu’nun işleyişinde gönüllüler nasıl bir rol oynuyor ve gönüllü koordinasyonu nasıl sağlıyorsunuz?

Gönüllüler bizim işin kalbinde yer alıyor. Gönüllü organizasyonunu çok başarılı yapan TOG, Ahbap ve İhtiyaç Haritası gibi STK’larımızın yanında İzmir’in yerel STK’ları ve bağımsız olarak gelenler de görev alıyor. Her gün ilgili STK’ların iletişim ağlarından ve sosyal medya mecralarından ihtiyaca göre anons yapılıyor. Gelecek olanlar bir gün öncesinde belirleniyor.

Yapılacak işlere göre gönüllüler yönlendiriliyor. Her STK kendi gönüllülerinden sorumlu oluyor. Farklı STK’lar arasındaki koordinasyonu da Kriz Masası Komisyonumuz sağlıyor. Bağımsız olarak gelenler de yapılan işe göre ilgili STK’ların gönüllülerine katılıyorlar.

  1. Yapılan desteklerin hangi şekillerde kullanıldığını bağışçılara bildiriyor musunuz; bağışçılardan bu yönde bir talep geliyor mu?

Bildiriyoruz tabii. İzmir’deki dağıtımları kamunun kararı üzerine AFAD ve Kızılay gibi kamuya ait kurumların yetkilileri ve çalışanları yapıyor. Ancak bağışçılarımızdan talep gelmesi üzerine bu dağıtımlar yapılırken onlara eşlik etme hakkımızı kullanıyoruz.

Yapılan bağışların nereye yönlendirildiğini bağışçılara mutlaka bildiriyoruz. İlgili evrakları da (makbuz vb.) mutlaka sağlıyoruz.

  1. Afetlerin ardından bireysel ve kurumsal bağışçıları harekete geçirmek için nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Maddi ve/veya ayni bağışların daha stratejik yapılması için girişimlerde bulunuyor musunuz?

Afet Platformu’nun halihazırda tüzel kişiliği olmadığı için yapılan tüm bağışları tam bir koordinasyon içinde yönetiyoruz. Ayni bağışlar için her STK kendi bağışçısını ve bağışlarını ortaya koyuyor. Tüm bu bağışlar Kaynak Geliştirme Komisyonumuz ve İhtiyaç Haritası’nın ortak koordinasyonuyla yönlendiriliyor ve ihtiyaç olan yerlere gönderiliyor.

Nakdi bağışlar için de iki yolumuz var. Ya bağışçılardan ürünü temin etmelerini ve iletmelerini rica ediyoruz; örneğin, gönüllülerimiz için hijyen paketinin yapılan bağışla direkt satın aldırılması (biz araya girmiyoruz) ve ürünlerin gönüllülerimizin olduğu yere gönderilmesi gibi. Ya da ilgili STK’nın Afet Platformu hesabı açıp bağışçının icazetiyle nakdin o hesaba yatırılıp bağışçı nakdi nasıl kullanmak istiyorsa o şekilde kullanıp sahaya gönderilmesi de mümkün. Çoğu zaman ihtiyacı bağışçıya biz bildiriyoruz ve bağışçının kabul etmesiyle yönlendirmeleri gerçekleştiriyoruz.

Hesap verebilirlik ve şeffaflık bizim ana prensiplerimizden. Dolayısıyla bağışçıların talebine göre hareket ediliyor. Depo bile bağışçıların yaptıkları bağışların amaç ve hedeflerine uygun şekilde seçiliyor.

Bunlara ek olarak, Afet Platformu’nu tüzel kişiliğe sahip olması konusunu aralık ayındaki genel kurulumuzda görüşeceğiz. Kabul görürse bir sonraki adımda nasıl bir STK kuracağımıza karar vermemiz gerekiyor (dernek, vakıf, federasyon vb.). Şu anda üyemiz olan STK’ların genel esaslar dokümanının kabulü ve genel prensipler üzerinden platformumuzu yürütüyoruz.

Çok önemli bir konunun daha altını çizmek istiyorum. Afet Platformu olarak başarımız afet olmayan dönemlerde yapacağımız çalışmalarla ortaya çıkacak. Proaktif bir yaklaşımla risk azaltma için yayınlayacağımız raporların da takipçisi olacağız. Spesifik iki örnek vermek gerekirse, ilgili bir destinasyonda sel riskinden dolayı dere yatağına yapılmış binaların başka bir alana kaydırılması için rapor yayınlayıp bunu takip edeceğiz. Önemli olan afet meydana gelmeden müdahalelerde bulunup afetten doğacak can ve mal kaybını asgariye indirmektir.

Aynı şekilde afetlerde müdahalede ilk 72 saat çok kritik olduğu için yerel STK’larla iş birliği yapıp özellikle arama kurtarma alanlarında çalışacak gönüllülere eğitim vereceğiz. Burada mahalle afet gönüllüleri gibi bir programımız olacak. Bu yüzden il, ilçe ve mahalle bazında bir yapılanmayı öngörüyoruz.

Bunların hepsi önemli projelerdir ve yakın bir zamanda bu projelerin her biri için kaynak geliştireceğiz.

[1] Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Açık Açık, Ahbap Derneği, Arama Kurtarma Derneği (AKUT), Çorbada Tuzun Olsun Derneği, Dünya Doktorları Derneği, Hayata Destek Derneği, İstanbul Gönüllüleri, İhtiyaç Haritası, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV), Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk), Lokman Hekim Sağlık Vakfı, Maya Vakfı, Nef Vakfı, Nirengi Derneği, Temel İhtiyaç Derneği (TİDER), Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), Turkish Philanthropy Funds, Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), World Human Relief.