Kültür-Sanat Alanında Bir Bağışçı Topluluğu Oluşturmak ve Hibe Vermek: SAHA Derneği Modeli

Röportaj: Merve Çağlar

Sanatsal üretimi destekleyen ve çağdaş sanatın gelişimine katkıda bulunan SAHA Derneği, Türkiye’de kültür-sanat alanında hibe veren sınırlı sayıda kuruluş arasında yer alıyor. Uluslararası sanat kurumları tarafından davet edilen projelerin hayata geçmesi için kurumlarla doğrudan işbirliği halinde çalışan, proje süreçlerinde kolaylaştırıcı rol üstlenen ve projelerin uluslararası alanda sunumu için destek sağlayan SAHA Derneği kültür-sanat ve filantropi alanları arasında bir köprü oluşturuyor. Temelini üye aidatlarının oluşturduğu kolektif bir destek mekanizması ile sanatçı, küratör ve yazarların projelerine hibe tahsis eden SAHA Derneği’nin Direktörü Merve Çağlar, SAHA Derneği’nin modeli ve çalışmaları ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

SAHA Derneği’nden kısaca bahsedebilir misiniz? Derneğin öncelikli çalışma alanları nelerdir?

SAHA, 2011 yılında Türkiye’de çağdaş sanata destek mekanizması oluşturmak misyonuyla, dokuz kişi tarafından (Agah Uğur, Atilla Tacir, Ayda Elgiz Güreli, Berna Tuğlular, Ebru Özdemir, Füsun Eczacıbaşı, İpek Nur Cem Taha, Saruhan Doğan  ve Selman Bilal) Türkiye’deki sanatsal gelişime katkıda bulunmak; sanatçıların, küratörlerin ve yazarların imkânlarını artırmak, fırsatları çoğaltmak, bağlantılar kurmasını kolaylaştırmak amacıyla kuruldu. Dünyada farklı ölçekteki sanat organizasyonları ve müzeler ile bağlantılar geliştirerek Türkiye’deki üretim ortamını tanımalarını sağlamaya çalışıyoruz. Bu doğrultuda, uluslararası sanat kurumları tarafından davet edildikleri takdirde Türkiye’den sanatçı, küratör ve araştırmacıların projelerine hibe veriyoruz.

Türkiye’de kültür-sanat alanında hibe veren sınırlı sayıdaki kuruluştan birisiniz. Bu alandaki desteklerinizi hibe programları aracılığıyla dağıtmaya nasıl karar verdiniz?

SAHA henüz kuruluş aşamasındayken güncel sanata verilecek desteğin karşılıksız, tarafsız ve bağımsız bir yapı etrafında kurgulanması doğrultusunda kurucularımız hemfikirdi. Dünyadaki farklı destek mekanizmalarını çalışarak, kendimize örnek alabileceğimiz veya kaçınmamız gereken uygulamalarla ilgili bir rehber oluşturduk. Dernek olarak kolektif bir yapımız olması ve kaynağımızın büyük bölümünü bireylerden toplayacak olmamız desteğin ne şekilde dağıtılacağını belirlerken en önemli faktörler oldu. Üyelerimizin çoğunluğu koleksiyoner veya sanatsever olduğu için de sanatçı/ küratör gibi bireyleri seçerek doğrudan destek vermektense dünyada bu konuda uzmanlaşmış, kendini kanıtlamış, profesyoneller tarafından yönetilen sanat kurumlarının geliştirdiği projelere hibe vererek destek sağlamanın daha sağlıklı olacağını düşündük. SAHA’yı seçici olarak konumlandırmamak ana prensiplerimiz olan şeffaflık, tarafsızlık ve bağımsızlık için olmazsa olmazdı. Hibe vererek aslında alanında en iyi sergi ve projeleri üreten, çalışmalarıyla belli konulara odaklanmış kurum ve kişilerle çalışma fırsatımız olabiliyor. Her şeyi siz yapamazsınız fakat yapan kurum ve kişilere hibe vererek Türkiye’den güncel sanatın çok farklı platformlarda yer almasını sağlayabilirsiniz.

Hibe programlarınızı kısaca tanıtabilir misiniz? Bu kapsamda ne gibi projelere destek veriyorsunuz?

SAHA olarak Türkiye’de güncel sanatın geliştirilmesi, altyapısının kuvvetlendirilmesi, üretimin ve uluslararası diyaloğa katılımın artırılması konularında çalışmalarımız sonucunda kuruluşumuzdan bu yana 145 proje kapsamında 402 sanatçı, küratör ve yazarın projelerine toplamda ortalama 1.8 milyon Avro destek sağladık. Bu destekler, 27 farklı ülkede farklı şehirlerde hem uluslararası anlamda önem taşıyan, bilinirliği olan New Museum, Barbican Gallery, documenta, Sao Paulo Bienali, Centre Pompidou gibi büyük ölçekli kurumlara, hem de Türkiye’de sanatçılar tarafından yürütülen bağımsız işlerin gösterilmesine olanak sağlayan inisiyatifler gibi daha küçük ölçekli mekânlarda yapılan projelere aktarıldı. SAHA’nın destek verdiği projelerle ilgili güncel bilgi ve işbirliklerimizin detaylarını SAHA’nın web sitesinden takip edebilirsiniz.

Hibe programlarınızın kaynağı SAHA Derneği’ni destekleyen bireysel bağışçılardan yani üyelerinizden toplanıyor. Kaynak geliştirme modeliniz hakkında bilgi verir misiniz?

Dokuz tanesi kurucu üye olmak üzere 97 üyesi olan bir derneğiz. Temel olarak SAHA’nın yapısını ve faaliyetlerini özümseyen ve uzun süre parçası olacak üyeler kazanmaya çalışıyoruz. Üye bağlılık oranımız (retention rate) %98; bu, dünya genelinde sivil toplum kuruluşlarının bağlılık oranları değerlendirildiğinde olağanüstü bir rakam. Önceliğimiz devamlı yeni üye almak yerine var olan üyelerin devamlılığını sağlamak oldu. SAHA kurulduğundan beri üyelikler bağlamında stratejimiz değişmedi. Bir anda büyümek yerine kontrollü adımlar atmayı tercih ediyoruz. Böylece uzun süreli üyeliklerle kurumu sürdürülebilir kılmayı amaçlıyoruz. Üye aidatlarının bütçemizdeki oranı %85 iken kurumsal destekler kaynaklarımızın %15’sini oluşturuyor. Borusan Holding, Eczacıbaşı Holding, Garanti Bankası, Pozitif ve Yıldız Holding kurumsal destekçilerimiz. Bu kurumların hepsi neredeyse kuruluşlarından itibaren SAHA’nın prensiplerini özümseyerek katkıda bulundular. Kültür sanat alanındaki sponsorluklar ve bu bağlamdaki talepler değerlendirildiğinde bu kurumların SAHA’ya karşılıksız destek vermelerinin diğer kurumlara iyi birer örnek teşkil ettiğine inanıyorum.

Ayrıca bir sivil toplum kuruluşu için önemli olduğunu düşündüğüm ve üyelerimiz açısından da bizi farklılaştıran prensiplerden biri de kurulduğumuzdan bu yana Deloitte tarafından denetleniyor olmamız. Bir dernek olarak şeffaflık ve denetlenmek çok önemsediğimiz konular. Bunun için tüm denetim raporlarımıza web sitemizden her zaman ulaşılabilir.

TÜSEV’in Eylül 2016’da yayımlanan “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik” raporu, kültür-sanat alanının bireysel bağışçıların desteklemeyi en az tercih ettikleri alanlardan biri olduğunu ortaya koyuyor. Böyle bir ortamda bağışçılarınızın büyük kısmını oluşturan üyelerinizin bu alana destek vermeye devam etmelerini sağlamak için nasıl bir yol izliyorsunuz?

Ana misyonumuz olan Türkiye çağdaş sanatını desteklemenin yanı sıra, SAHA üyelerine özel her ay iki veya üç tane İstanbul içinde sanatçı veya küratör eşliğinde sergi turu, sanatçı atölye ve özel koleksiyon ziyaretleri ve sanatçı konuşması düzenliyoruz. Bu özel programlar dışında üyelerimizi İstanbul’da gerçekleşen diğer güncel sanat etkinliklerinden de haberdar ediyoruz, devamlı olarak sergi açılışları, sanatçı ve küratör söyleşileri ve kitap lansmanlarını duyuruyoruz. Tüm dünyada yer alan destek verdiğimiz projeleri özel olarak duyurup üyelerimizi bunları görmeye ve gezmeye yönlendiriyoruz.

Yurt dışında ise, senede üç defa güncel sanat içerikli seyahat programları düzenliyoruz. Bu programlar çoğunlukla SAHA’nın destek olduğu sergi veya organizasyonlar kapsamında gerçekleşiyor. Böylelikle üyelerimiz destek oldukları eserleri veya projeleri görme ve deneyimleme fırsatı buluyorlar. Desteklerin işe yaradığının görülmesi ve hissedilmesinin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Seyahat programlarımızı o bölgenin güncel sanat üretimini ve ortamını tanımak adına, sanat kurumlarını sergi küratörleri eşliğinde ziyaret ediyor, o şehirde çalışan sanatçıların atölyelerine ziyaretler organize ediyoruz ve önemli koleksiyonerlerin evlerine ziyaretler gerçekleştiriyoruz.

Üyelerimiz, münferit olarak gerçekleştirdikleri seyahatlerde de sanat etkinlikleri konusunda bize her zaman danışabiliyorlar. Sene başında paylaştığımız uluslararası sanat takvimine ilişkin devamlı olarak hatırlatmalar yapıyor, VIP kartları ve akreditasyon sağlayabiliyoruz.

SAHA Derneği’nin hibe veren bir kuruluş olarak bağışçılık ve filantropi alanlarına nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz? Sanatsal üretimin teşvik edilmesi yenilikçi bir filantropi anlayışının oluşmasına yol açabilir mi?

SAHA olarak güncel sanat alanında yeni bir destek modeli oluşturduk. Dünyada benzer şekilde çalışan, kaynağını devletten sağlayan yapılar var. Bu yapılar kurumsallaşmış olsalar dahi dış işleri ilişkileri ve devlet politikalarından bağımsız olmaları çok da mümkün değil. Bunun dışında özel yapılar var fakat çoğunlukla kişilerin veya şirketlerin seçimleri veya konumlandırma gayretlerinin etkisinde çalışıyorlar. SAHA’nın kolektif yapısı, bağımsız olması ve seçici konumda bulunmak yerine davet edilen sanatçılar nezdinde sanat kurumlarına hibe vererek çalışıyor olması farklı bir model sunuyor. Bu yüzden çok farklı konuşma platformlarında SAHA’nın çalışma modelini paylaşmak üzere davet edildiğimiz oluyor. SAHA’nın modelinin farklı coğrafyalarda veya çeşitli bakış açılarıyla uygulanabileceği düşüncesindeyiz.