Orta ve Doğu Avrupa’nın Filantropi Gündemine Bakış: Grantmakers East Forum

Röportaj: Seçil Kınay

Avrupa Vakıflar Merkezi (European Foundation Centre– EFC) altında faaliyet gösteren tematik ağlardan biri olan, Orta ve Doğu Avrupa’da sivil toplumun ve filantropinin gelişmesini teşvik eden Grantmakers East Forum’un (GEF) bu yılki konferansı 27-29 Eylül tarihleri arasında Viyana’da düzenlendi. Konferansın teması, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde çeşitli politikalar sonucunda daralan sivil alanı geri kazanmada kültür-sanatın oynadığı rol ve Avrupalı vakıfların kültür-sanat alanındaki sosyal yatırımlarıydı.Forum süresince bölgesel düzeyde faaliyet gösteren farklı kuruluşlardan bireyler, sosyal değişim için kültürel üretim, eğitim, sosyal girişimcilik ve teknoloji gibi farklı alanlarda uygulanan filantropik modeller hakkında paylaşımda bulundular. GEF Yürütme Kurulu Üyesi olan ve Forum’un içeriklerinin geliştirilmesine katkı sağlayan Vehbi Koç Vakfı Özel Projeler Yöneticisi Seçil Kınay, vakfın uluslararası işbirlikleri ve GEF’te tartışılan konular ile ilgili sorularımızı Türkiye’deki filantropi alanı ile ilişkilendirerek yanıtladı.

Grantmakers East Forum (GEF) nedir? GEF’in rolü ve filantropi alanına katkısı nedir?

Vehbi Koç Vakfı’nın 1997 yılından bu yana üyesi olduğu Avrupa Vakıflar Merkezi, üye kuruluşlarının birbirleriyle işbirliği geliştirmelerine yönelik çeşitli tematik ağlar oluşturuyor. Bu ağlar çevre, toplumsal cinsiyet, engelliler, çeşitlilik ve göç gibi konu bazlı olarak ve iletişim, finans, operasyon gibi fonksiyon bazlı olarak çeşitlilik gösteriyor.

Bu ağlardan biri olan Grantmakers East Forum (GEF), başta Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olmak üzere Avrupa’da hibe veren vakıfları bir araya getiriyor. Yürütme komitesinde bölgede faaliyet gösteren on vakfın temsilcileri görev alıyor. 2017-2018 döneminde; Charles Stewart Mott Foundation (Amerika Birleşik Devletleri), ERSTE Stiftung (Avusturya), Europe Foundation (Gürcistan), Mozaik Foundation (Bosna Hersek), Porticus (Hollanda), Robert Bosch Stiftung (Almanya), TechSoup Global, UniCredit Foundation (İtalya), ZEIT-Stiftung Ebelin und Gerd Bucerius (Almanya) ve Türkiye’den de Vehbi Koç Vakfı yürütme görevini üstleniyor.

GEF her yıl, vakıfların temsilcilerinin birbirlerinden öğrenmelerine, çözüm aranan ortak konularda yeni yaklaşımları paylaşmalarına ve bağlantılar kurmalarına ortam yaratmak amacıyla bir konferans düzenliyor. Ayrıca, EFC’nin yıllık konferansında da paneller ve/veya etkinlikler düzenleyerek bölgesel konuların daha geniş kitlelerce tartışılmasına katkıda bulunuyor.

GEF’de bu yıl hangi konular ele alındı? Forum’da filantropi alanına ilişkin öne çıkan konu ve eğilimleri bizim için değerlendirebilir misiniz?

2017 yılı GEF konferansı ERSTE Stiftung (ERSTE Vakfı) ev sahipliğinde Avusturya’nın Viyana kentinde düzenlendi. “Sivil Alanı Geri Kazanmak: Değişim için Hayal Gücü, İfade ve Yaratıcılık” olarak Türkçeleştirebileceğimiz “Reclaiming Civic Spaces: Imagination, Expression and Creation for Social Change” başlıklı konferans, Orta ve Doğu Avrupa’nın ve ötesinin içerisinde bulunduğu durumu ve zorlukların çözümünde vakıfların kültür-sanat yatırımlarının rolünü konu aldı.

Açılış oturumunda Vienne University of Economy and Business’tan Micheal Meyer ve Peter Vandor, Erste Vakfı’nın katkılarıyla hazırladıkları, 16 ülkeyi kapsayan “Orta ve Doğu Avrupa’da Sivil Toplum: Zorluklar ve Fırsatlar” raporunu sundular. Sivil toplum profesyonelleriyle yapılan derinlemesine görüşmeler ve istatistikler derlenerek hazırlanan rapora konu olan ülkelerin nüfusu toplam 129 milyon. 500 binin üzerinde sivil toplum kuruluşunda toplam 800 bin kişi istihdam ediliyor. Bu rakam, toplam çalışan nüfusun %2’sine denk geliyor. Rapora göre, bu bölgede 30 milyon kişi de gönüllü faaliyetlerde bulunuyor. Araştırmacıların sunduğu dört temel bulgudan ilki, Batı Avrupa’ya kıyasla düşük olan kaynağa rağmen sivil toplumun etkisinin bu bölgede güçlü olduğu yönünde. İkinci bulgu, bu bölgede sivil toplum çalışanlarının kaynak geliştirme potansiyeli ve yasal çerçevenin elverişliliği sebebiyle Avrupa Birliği’ne yüksek güven besliyor olmaları ve onu bir dayanak olarak görmeleri. Üçüncü olarak araştırmacılar, bir negatif bulgu olarak bu ülkelerdeki hükümetlerin sivil toplum üzerinde kontrol oluşturma eğilimini gösteriyorlar. Bunun sivil toplum üzerindeki etkilerini oto-sansür, hizmetlerden geri çekilme, demokrasinin ve ‘watchdog’ denilen gözlemci rolünün güçsüzleşmesi olarak sıralıyorlar. Sivil toplumun dış kaynaklara çok fazla bağımlı olması ve yerel kaynakların yetersizliği ise diğer bir negatif bulgu, daha doğrusu riskli alan olarak işaret ediliyor. Rapor, dış kaynakların hızla geri çekilmesi ya da çektirilmesi ile sivil toplumun gücünün dramatik biçimde azalması riskinin altını çiziyor.

Araştırmacılar, raporun bulguları ışığında bölgede fon veren kuruluşların sivil toplum kuruluşlarını kendi kendilerine yetebilen kurumlar olmaları için desteklemelerinin büyük önem taşıdığını vurguladılar. Özellikle daha az görünür, tabandan oluşmuş (grassroots), geleneksel denilebilecek toplum temelli/hemşehri (community) sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesine fırsat verecek şekilde fon stratejilerini yenilemelerini önerdiler. Sosyal girişimciliğin ve yerel düzeyde çalışan kuruluşlarının rolünün giderek artacağını, etki ölçümleme ihtiyacı olduğu halde pahalı olduğu için büyük bir açık alan teşkil ettiğini dile getirdiler.

Kültürel üretim, eğitim, kamusal alanlar, güvenlik, sosyal girişimcilik, teknoloji ve dijital alanlar olmak üzere altı ayrı tema altında gün boyu düzenlenen oturumlarda bölgesel düzeyde iyi örnekler paylaşıldı, katılımcıların dahil olduğu tartışmalarda vakıf temsilcileri birbirlerinden öğrenme ve etkileşim fırsatı buldular.

Kapanış oturumunda, European Cultural Foundation Direktörü Katherine Watson, tüm oturumların çıkarımlarını sekiz ana maddede toplayarak katılımcılara müthiş bir özet sundu:

  1. Sürekli değişen bir geleceğe doğru ilerlerken sivil toplum ve filantropinin birlikte nefes almasının, hayal kurmasının ve adım atmasının kilit rolü var, birlikteyken tek tek olduğumuzdan çok daha güçlüyüz. Paylaşmanın ve işbirliğinin önemini anlamalıyız.
  2. İşbirliklerinin başarılı olabilmesi için güven, zaman ve esnek bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
  3. Risk almalı ve cesur adımlar atmalıyız.
  4. Birbirimizden öğreneceğimiz, bilgi ve deneyim paylaşımı yapabileceğimiz alanların oluşumunu teşvik etmeliyiz.
  5. Sahada hayata geçirilen iyi uygulamaları överek ortaya çıkartmalı ve politika düzeyinde uygulanmaları için çalışmalıyız.
  6. Tüm program geliştirme süreçlerinde insanı ve empatiyi birinci sıraya koymalıyız.
  7. Yerel ile küreseli birbirine bağlamalıyız.
  8. Geri adım atıp yaptıklarımızı eleştirebilmeliyiz.

GEF’in gerçekleşmesinde ve Forum’un içeriklerinin geliştirilmesinde Vehbi Koç Vakfı olarak nasıl bir rol üstlendiniz? Vakfın Türkiye’deki çalışmaları ve deneyimi GEF’in önceliklerini belirlemenize nasıl bir katkı sağlıyor?

Vehbi Koç Vakfı olarak 2015 yılından bu yana GEF Yürütme Kurulu üyesiyiz. Yürütme Kurulu, yılda yaklaşık beş kez toplanarak bölgenin gündemini, önceliklerini ve tartışmaya açılacak konuları belirliyor ve bu yönde harekete geçilmesi için mesai harcıyor. Türkiye sivil toplum ve filantropi gündeminin Avrupa Vakıfları nezdinde temsil edilmesine, üzerinde çalışılan konuların ve önceliklerin GEF platformuna taşınmasına katkı sağladığımızı düşünüyorum. Vakfımızın eğitim, kültür ve sağlık çalışmaları ve genel anlamda sivil toplumun güçlenmesi, hayırseverlik pratiklerinin gelişmesi için yürüttüğü işbirlikleri çok kıymetli bir bilgi ve deneyim temeli oluşturuyor. Özellikle TÜSEV gibi kuruluşların ülke genelinde yürüttüğü araştırmalar ve elde ettiği bulgular, konferans ve çalışma toplantılarında haberdar olduğumuz iyi örnekler, diğer vakıflarla birlikte yürüttüğümüz kolektif etki yaratan çalışmalar GEF içerisindeki bölgesel tartışmalarda kullandığımız önemli bilgilere dönüşüyor. Avrupa geneli için Türkiye sivil toplumunun büyük önem taşıdığını, bu anlamda GEF içerisinde rol almamızın kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Moderasyonunu üstlendiğiniz “Güvenli Alanlar: Kriz Zamanı Kültür-Sanat” başlıklı oturumda öne çıkan noktalar nelerdi?

Türkiye ve Yunanistan’dan katılan konuşmacıların yer aldığı bu oturumda; Güneydoğu Avrupa’da yaşanan ekonomik, politik ve sosyal sorunların kültür ve sanatı hangi yönlerden ve nasıl etkilediği tartışıldı. Konuşmacılarımızdan Bağımsız Araştırmacı Ayça İnce, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında hazırlamış olduğu “Kültür-Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” araştırmasının çıktılarını ve sonrasında Atölye ekibinin de dahil olmasıyla oluşturulan kültür-sanat kurumları ağının alana katkılarını aktardı. Sanatçı Zeyno Pekünlü, Kamusal Program Koordinatörlüğünü üstlendiği 15. İstanbul Bienali’nin Türkiye’deki kültür-sanat katılımına etkisini ve sanatçıların üretim süreçlerinde hayırsever kurumlarla olan etkileşimlerini paylaştı. Bir diğer konuşmacı, Yunan Türk Gençlik Orkestrası Kurucu Direktörü ve Kültür Girişimcisi Leni Konialidis ise Ege Denizi’nin iki yakası arasında kültürel bir köprü oluşturan çalışmalarının her şeye rağmen devamlılığını nasıl sağlayabildiğini ve destekçi vakıfların rollerini aktardı.

Türkiye’de filantropi alanı GEF gibi uluslararası ağlar ve işbirliklerinden nasıl faydalanabilir?

Türkiye’deki kuruluşlar öncelikle GEF’in yıllık etkinliklerine katılarak, ki bu konferanslara katılmak için EFC üyesi olma şartı aranmıyor ve burs fonları da sunuluyor, burada oluşan ağ ile doğrudan bağ kurabilir, öğrenme ve etkileşim fırsatlarını değerlendirebilirler. Yine aynı şekilde, EFC’nin yıllık etkinliklerine katılabilir, katılamasalar bile program içeriklerinden, çatı tema ve tartışılan konu başlıklarına bakarak Avrupalı vakıfların gündemini öğrenebilirler. EFC’nin dijital yayın organı Alliance Dergisi’ni de takip etmelerini tavsiye ederim.